10/10
·200 syf.··
2026 18. kitabı
Bazı kitaplar bilgi verir, bazı kitaplar düşündürür, bazı kitaplar ise insanın uzun süredir sorgulamadan kabul ettiği gerçeklikleri sessizce yerinden oynatır. Erich Fromm’un Sevme Sanatı kitabı tam olarak bu üçüncü kategoriye ait bir eser. İlk bakışta sevgi üzerine yazılmış bir kitap gibi görünse de Fromm, daha ilk sayfalardan itibaren okuru alışılmış düşünme biçiminden uzaklaştırır. Çünkü kitabın merkezinde romantik ilişkilerden çok daha büyük bir soru vardır: İnsan gerçekten sevmeyi biliyor mu? Modern dünyada sevgi çoğu zaman başımıza gelen bir duygu gibi düşünülür. Aşık olmak, doğru kişiyi bulmak, ilişki kurmak, duygusal yakınlık hissetmek… Çoğu insan sevgiyi bu deneyimlerin toplamı olarak görür. Fromm ise tam burada radikal bir itiraz geliştirir. Ona göre insanların temel problemi sevmek değil, sevmenin öğrenilmesi gereken bir sanat olduğunu fark etmemeleridir. Kitabın en güçlü taraflarından biri sevgiyi pasif bir duygu olmaktan çıkarıp aktif bir beceri olarak ele almasıdır. Fromm, tıpkı bir sanatçının yıllarca çalışarak ustalaşması gibi sevginin de disiplin, emek, sabır ve farkındalık gerektirdiğini savunur. Sevgi, kendiliğinden gerçekleşen romantik bir olay değil; insanın geliştirmesi gereken bir kapasitedir. Kitapta dikkat çeken önemli ayrımlardan biri, insanların çoğu zaman sevmeyi değil sevilmeyi önemsemesidir. İnsanlar “Nasıl severim?” sorusundan çok “Nasıl sevilecek biri olurum?” sorusuna yatırım yapmaktadır. Fiziksel görünüm, statü, başarı, toplumsal kabul ya da çekicilik gibi unsurlar, sevginin kendisinin önüne geçmektedir. Fromm burada modern insanın ilişkiler kurarken dahi bir tür görünmez pazarda hareket ettiğini öne sürer. Kitabın belki de en derin bölümü, insanın varoluşsal yalnızlığı üzerine yaptığı analizdir. Fromm’a göre insan kendisinin
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 20207,8bin okunma
Tilkinin Gösterdiği Yol
8/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2026 112. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 22:12
Elbis Saren, insanların cadı olarak andığı tuhaf bir şifacı kadınla birlikte yaşamaktadır. Bir gün yine her zamanki gibi Oro Ana için malzeme toplamak üzere ormana girmişken karşısına tam da listesinde bulunan bir tilki çıkar ve oğlan da doğal olarak onun peşine düşer. Tabii tüyleri tıpkı altından iplikler gibi parıldayan bu tilkinin peşindeki tek kişi o değildir. Kısa sürede biri büyücü, diğeriyse avcı olan iki kişiyle karşı karşıya kalan El, oradan kaçmak yerine kendini bile şaşırtarak zavallı hayvanın yardımına koşmaya karar verir. Elbette ki sadece saf amaçlar gütmüyordur ama olsun. Şimdilik elimizdeki en iyi şey bu. Bir noktada Elbis, kapandan kurtarmayı başardığı tilkiyle beraber kaçmaya başlar. Arkasından gelen düşmanlara rağmen ona yol gösteren küçük tilkinin rehberliğini kabul eden Elbis, bir süre sonra kendini bildiği ormanın çok ötesinde bulur. O andan sonra geri dönmek artık bir seçenek olmaktan çıktığı için de mecburen tilkinin peşinden ilerlemeye devam eder. Ve sonunda karşısına, bir dağın içindeki sıradışı gölün üzerinde yükselen devasa bir yapı çıkar. Özel varlıkların gittiği bir okul: Nyxhaven Akademisi. İşin kötü tarafı, Elbis bir insan olmasına ve bunu yapamayacak olmasına karşın akademi sınırları içerisine girmeyi başarır fakat aynı zamanda çıkış yolu da ardından kapanır. Çünkü akademi öğrencilerinin oradan ayrılabilmesinin yegâne yolu, öğretim yılını başarıyla tamamlamaları hâlinde mümkündür. Belki diğerleri için bu oldukça basit bir görevdir fakat Elbis, bu süre zarfında hayatta kalabilmek için hem kendi türüne karşı büyük bir nefret besleyen bu doğaüstü canlıların arasında kimliğini gizlemelidir hem de 1. sınıfı bitirene kadar canlı kalmayı başarmalıdır. Hikâyenin genel şekilde konusu bu şekildeydi. Öncelikle söylemeliyim ki fantastik
1000Kitap
Kaos TanrısıD. S. Yon · İndigo Kitap · 202615 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sadece "özel" insanlar için...
9/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
87 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 22:26
Beyninizi zonklatarak, döve döve genişleten ve kendi kendinize geceleri varoluşsal sorular sormanıza neden olan kitap. Birkaç alıntı: • Sen ve ben çoğu kimse gibi değiliz. Dünyada rahatlık aramıyoruz. • İnsan akılla şehvet arasındadır. Bu ikisinden birinin alanında kalanı artık insan diye adlandıramayız. İnsan “gidip-gelen”dir. (Benim tanımlamam) • Amellerimiz ile niyetlerimiz arasındaki boşluğu melekler doldurur. • Yazmaya kalkışanlar mağrur kimselerdir. • Ödev katlanmayı görev ise gözüpekliği gerektirir. • Düşkırıklığı dediğim zaman eskilerin "sukût-u hayâl" dedikleri şeyi kastetmiyorum. Hayal kurmakla başım hiç hoş değildir. Gelecekten beklediği nelerse onları kafada keyfince şekillendirip sonra onlara uymayan durumlarla karşılaşınca hayalleri yıkılan kimselerden değilim. Güvendiğim dağlara kar yağmış falan değil. Derinden bir düşkırıklığı benimkisi. Geçen her gecenin leyle-i kadir, karşılaştığım her kişinin Hızır olmadığını anladığım zaman kırılıyorum. Böylece kırılan bir düş haline dönüştüğümü görüyorum. Evet, bizzat kendim bir düşkırıklığıyım, kırık bir rüyayım ben. Ve hepimiz öyleyiz. • Hepimiz birer düş kırıklığıyız ve kırılmayanda hayır yoktur. • Ne olursa olsun bir ortamda "uyumsuz" bir unsur belirmişse, ortaya bir "uyumsuzluk" çıkmışsa, o noktada anlaşılmaya değer, üzerinde kafa yorma mecburiyeti duyduğumuz bir durum var demektir. • Panik bir dünyada yaşıyoruz. Öyle inanıyorum ki panik karşısında bir şeyler yapmanın yolu paniği önlemeye çalışmaktan geçmez. En doğrusu paniğe hiç katılmamak, yani üretken bir çabaya kendini bağlamaktır. o Ama bu kendini uyuşturmak. Belki de panik elzem! (bu benim yorumum) • Çağımızda sosyalleşme adı altında gerçekleşen sürüleşmeye… • Herkes kendini ikna etsin: Kendi bakış açımın doğru olduğuna birilerini ikna etmek benim
Tahrir Vazifeleriİsmet Özel · Tiyo Yayınları · 20141,479 okunma
Ebû Bekir Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî (ö. 313/925)
Puan vermedi·368 syf.··
2026 15. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 15:55
Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî’ye atfedilen veya onun görüşlerini içerdiği düşünülen farklı eserleri derleyen Kitap, Râzî’ye ait olduğu düşünülen eserleri; Bîrûnî, Ebû Hâtim er-Râzî vb. farklı isimlerin eserlerinde yaptıkları atıflar ve derlemeler üzerinden değerlendirmekte, asıl eserlerden önce yer alan açıklama bölümlerinde ise bu konudaki farklı görüşleri detaylı şekilde ele almaktadır. Ahlâk’ın İyileştirilmesi ve Filozofça Yaşama bölümleri, aklı önceleyen ve insan hayatına doğrudan etkisi bulunan konularda günümüzde de geçerliliğini koruyan psikolojik analizler sunmaktadır. Eserde yer alan sonraki risaleler ise tartışmanın asıl yoğunlaştığı bölümlerdir. Farklı bölümlerin farklı kişiler tarafından, farklı zamanlarda ve bazılarında Râzî’nin ismi dahi zikredilmeden nakledildiği belirtilmiş olmasına rağmen; “Metafizik Hakkında”, “Kitâbü’l-İlm’i’l-İlâhî” ve “Ebû Hâtim ile Râzî arasında geçen tartışma” bölümlerinin aynı eser içerisinde birlikte sunulması, eserin yorumlanmasını zorlaştırmaktadır. “Metafizik Hakkında” bölümünde Allah’a ve ahirete inancını açık biçimde ortaya koyan; Aristoteles ve onun takipçilerine karşı zamanın ezelî olmadığını, cansız tabiata irade atfedilemeyeceğini güçlü biçimde savunan bir düşünür profili görülmektedir. Buna karşılık “İlm-i İlâhî” kısmında zamanın beş ezelî unsurdan biri olarak ele alındığı görülmektedir. İki yüzden fazla eserinin 59’unun günümüze ulaştığı bilinen, eserlerine “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” diyerek başlayan ve “[196] Bize göre dünyanın haz ve elemi, ömrün sona ermesiyle son bulduğuna; ölümün olmadığı o âlemdeki hazların sürekli ve sonsuz olduğuna göre, sonsuz ve sürekli hazları bırakıp sonlu ve geçici olanı tercih eden kimse aldanmıştır.” ifadeleriyle ahiret inancına dair görüşlerini ortaya koyan
Din
Felsefe RisaleleriEbu Bekir Razi · Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları · 201656 okunma
Puan vermedi·372 syf.··
2026 29. kitabı
Merhaba arkadaşlar Bugün sizlere "ZÜRAFALARLA BATIYA DOĞRU" kitabından bahsedeceğim. Bu kitap, yaşanmış gerçek bir olaydan esinlenerek kaleme alınmıştır! Hikayemiz, 1938 yılının Amerika’sında, Büyük Buhran döneminin en zorlu günlerinde başlıyor. Kıtlığın ve doğal afetlerin hüküm sürdüğü bu çetin yıllarda, bir gemi kazasından mucizevi bir şekilde kurtulan "Oğlan" ve "Kız" adındaki iki zürafanın, New York’tan Güney Kaliforniya’daki San Diego Hayvanat Bahçesi’ne uzanan destansı yolculuğuna tanıklık ediyoruz. Bu iki narin canlı için özel olarak tasarlanan bir kamyonetle başlayan yolculuk, tahmin edilemeyecek kadar büyük zorlukları da beraberinde getiriyor. Zürafalara bu serüvende üç kişi eşlik ediyor: Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış yetim bir genç olan Woody, huysuz ama kalbi sevgi dolu hayvan bakıcısı Riley ve Amerika’nın ilk kadın gazetecilerinden biri olan Augusta Red. Amerika kıtasını baştan başa geçmek, hiç şüphesiz ki başlı başına bir meydan okumadır. Yolculuk boyunca Riley’nin katı tutumunun yumuşaması ve Woody ile zürafalar arasında kurulan o masum, derin bağ okuyucunun kalbine dokunuyor. Büyük Buhran’ın yarattığı ekonomik yıkım, çöl fırtınaları, yol güzergahındaki aksilikler ve kötü niyetli insanların saldırıları, kamyondaki herkes için bu serüveni bir "yeniden doğuş" yolculuğuna dönüştürüyor. Kitabın sonunda yer alan o gerçek fotoğraflar ise hikayenin ruhunu tamamlayarak yaşanmışlığın ağırlığını hissettiriyor. Okuması oldukça dokunaklı ve iz bırakan bir roman. The Kitap Yayınları Seval S. İlknur #zürafalarlabatıyadoğru #nostaljikokuluinsann #okudumbi̇tti̇ #thekitapyayınları
Zürafalarla Batıya DoğruLynda Rutledge · The Kitap · 202685 okunma
Puan vermedi·308 syf.··
2026 36. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 21:52
“Bazı insanlar kötülüğü seçmez,kötülüğün içine doğar.İnsan bazen karanlıkta kalır,herkes güneşe çıkamaz” Son sayfasına kadar gizemini koruyan bir polisiye okumak ister misiniz?Hadi buyurun! Sizce.. Adaletin olmadığı/geciktirildiği ya da sağlanamadığı durumlarda kişi kendi adaletini aramalı mı? Ya da.. İntikam,yaralanmış bir ruhun adalet arayışı mı,yoksa adaletin kılığına bürünmüş başka bir haksızlık mıdır?” 20 yaşında gencecik bir kız,Zahide..Evinde ölü bulunur.Eşiyle tartıştıktan sonra evini terk etmiş ve ailesinin evine gitmiştir.Üvey babasının durumu polis ekiplerine bildirmesiyle Zahide’nin kocası sorguya alınır ve nihayetinde tutuklanır.Gerçek bu mudur acaba?Yoksa görünenin altında başka şeyler de var mıdır?Bu olay,daha başka olayların ilk halkası olabilir mi? İstanbul’un karanlık ve tekinsiz sokaklarından Anemas Zindanlarına uzanan cinayetler serisi.. Kurbanlarının bedenlerinde kusursuz simetriyle açılmış kesikler bırakan,tarihe ve sanata göndermeler yapan bir katil.Ve onu bulmak zorunda olan Efsun başkomiser ve cinayet masası ekibi.. Efsun Başkomiser ne kadar uğraşsa da bir şeyler hep eksik kalır.Bulmacanın parçalarını çözdükçe yeni parçalar eklenir.Katilin bıraktığı gizli mesajları ve detayları çözmek imkânsız hale geldiğinde yıllar önce güçlü bir büyüğün oğluna ayrıcalık yapmadığı için görevinden uzaklaştırılan eski cinayet başkomiseri Cenk düşer aklına Efsun’un.Ve birlikte bu olayın dehlizlerine girdikçe olayın basit bir seri katilden farklı olduğunu,her şeyin geçmişle bağlantılı olduğunu fark ederler. Yirmi yıl önce yaşanan bir travma,birini nasıl böyle planlı bir intikam makinesine dönüştürür? Katilin kim olduğunu tahmin etsem de kitabın sonuna kadar hep bir acaba şüphesi benimleydi.Bütüne,adım adım tüm puzzle parçalarını toplayarak ulaşabileceğiniz
Kuzgun YeminiKamuran Elagöz · Edebiyatist Yayınevi · 202618 okunma