Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor. Oğuz Atay
1000K’da Kız Bakan Erkek Kardeşlerime Altın Tavsiyeler
Erkek kardeşlerim, size kısa ve net bir tavsiye: Bir kadın için kitap okumanızın, kedileri sevmenizin, çiçek paylaşmanızın, böcek fotoğrafı atmanızın ya da sosyal medyada duygusal sözler paylaşmanızın bir anlamı yoktur. Her ne kadar bunların önemli olduğunu söyleseler de, iş pratiğe geldiğinde insanların kararlarını etkileyen şey çoğu zaman sunduğunuz yaşam standardıdır. Bu yüzden eğer memur, mühendis, doktor, öğretmen (kadrolu) ya da genel olarak düzenli ve saygın bir meslek sahibiyseniz, bunu profilinizde belirtmekten çekinmeyin. Çoğu zaman sizi bulacak olan şey paylaştığınız kitap alıntıları değil, hayatınızın somut gerçekleridir. Yok şu kitabı paylaşmadın, yok bu çiçeği sevmedin, yok şu kadar duygusal değilsin… Bunlara gereğinden fazla anlam yüklemeyin. Eğer amacınız gerçekten kitap okumaksa okuyun, çiçek seviyorsanız paylaşın, hayatınızı yaşayın. Ama amacınız karşı cins üzerinde etki yaratmaksa, bilin ki belirleyici olan şey çoğu zaman bunlar değil; hayatınızın sunduğu imkânlar, düzen ve istikrardır.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Nasıl yaşamalı insan?
Zulüm görünce susmalı mı? Yoksa haykırmalı mı vicdanının avazı kadar? Mazlumdan yana olup, taşın altına elini mi koymalı? Yoksa halının altına mı süpürmeli ezilenlerin feryatlarını toz niyetine? Partizanlık batağına düşüp "Benim partimin yolsuzu senin partininkinden daha hayırlı yolsuz" mu demeli? Yoksa "Yolsuzların yolunda yürüyen kalabalıklardan olacağıma kendi yolumda yalnız yürürüm" mü demeli? Şehit kanıyla yıkanmış Bayrağın formasını giyen şımarık soytarıları yaptıkları her rezillikten sonra "Bizim Çocuklar" diye pışpışlamalı mı;? Yoksa rehavete girmiş sosyetiklere halkın acısını mı anlatmalı her hezimette? Hep içine atıp kanser mi olmalı tüm gamsızların gıcıklıklarını, yoksa canına tak ettiği yerde "Yeter be" diye haykırabilmeli mi? Cehaletin rantlandırıldığı dünyada, sınırları yol, ormanları çöl, halkı tarikatlara kul olmuş bir ülkede yozlaşmayı, yobazlaşmayı alkışlamalı mı? Yoksa "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" diyenlerin izinde aydınlığa mı yürümeli? Uğur Mumcuların, Dursun Önkuzuların, Bahriye Üçokların, Sinan Ateşlerin hunharca katledildiği kentte pavyon naraları atan avamın türlü iğrençliklerine körü, sağırı, dilsizi mi oynamalı? Yoksa Besim Tibuk gibi Allah'ın belası kente Allah'ın belası kent diyecek cesareti mi göstermeli? Susanlar, pusanlar, tırsanlar bu kadar çokken, konuşan bir kişilik azınlık bir kente, bir ülkeye, bir dünyaya batmamalı mı artık? "Linç ne zaman biter?" diye sormalı mı? "Bilinç ne zaman yeşerir?" diye sorgulamalı mı? "Etekliler badboyperestliğe tövbe edip ne zaman insanlığa meyleder?" diye meraklanmalı mı? "Badboylar ne zaman insan taklidi yapmayı öğrenir?" diye hayal kurmalı mı? "İnsan nedir?" diye "İnsan neye denir?" diye ve "İnsan dediğimiz canlı nasıl yaşamalıdır?" diye insanı, insana, insanca sormalı mı?
Doktor MBC soruyor
Kaybettiğim aklımı doktor tedavi etti, Terapiler psikolojime bi nevi iyi geldi.
Yazdıklarımı pdf e çevirip yakın arkadslarıma attım doktor sevgili mi yaptın bunu doktor mu yazdı nerden buldun vs vs bana güvenleri ektedir
Reklam
Reklam