Anne kız ilişkilerine dair, nesilden nesile belki farkında olarak belki de farkında olmayarak aktarılan travmalar, öğrenilen davranışlara dair uzun uzun düşündürdü bu kitap beni. Ne kadar bence biraz fazla feminist bir perspektiften yaklaşsa da, kadınların yıllar içinde değişen(?!) toplumdaki değerine ve maruz kaldıkları bakış açısına dair çok yerinde sorgulamaları vardı.
Sonu ile beni şaşırttı, süreyyanın yazdığı karakterleri gibi kendisinin de o yalnızlıkta kaybolacağını düşünmüştüm. Zaman zaman kasvete boğsa da akıcı ve merak uyandırıcıydı.
Kitabı okurken başından sonuna birçok yargı geliştirdim. Önce yavan olduğu sonra eh iştelik olduğu en sonunda, özellikle de son bölümünde, çok zekice kurgulanmış bir kitap olduğu kanısına vardım. Esas erkek karakterin tabiri caizse salak oluşuyla, diğer erkek karakterlerin geri plana atılmışlığıyla ve kadın karakterlerin kurnazlığıyla kitabı bir kadın yazarın yazdığını bilmesem de tahmin ederdim. 19. yüzyılda yazılmış romanlara bir takıntım var. Okuyacağım kitapları genelde İngiliz Edebiyatından seçtiğim için 19. yüzyılda Amerika'nın üst tabakası hakkında pek bir fikrim yoktu. Benim durumumda olanlar için bu kitabın güzel bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Nitekim dilini çok ağır bulmadım, bir süre sonra da hikaye sarıyor ve okumak zevkli hale geliyor.
Ah ne desem yeterli kalmayacak gibi hissediyorum. Küçükken çizgi filmini izlerdim Anne Shirley'nin. 3 yıl önce 1985 yapımı filmini, geçen yaz Netflix yapımı dizisini, bu yaz da kitabını okumak nasip oldu. Küçüklüğümden beri sanki benimle birlikte olan bir karakter gibi, sanki gerçekten tanıdığım bir arkadaş gibi Anne Shirley. Hangi biçimde olursa olsun hikayesine ortak olduğum her sefer aynı tadı alıyorum. Öyle sıcak öyle samimi bir kitap ki: mütemadiyen suratımda gülümsemeyle ara sıra Anne'nin çılgın fikirlerine kahkahalarla gülerek zaman zaman da gözlerimde yaşlarla, hemen bitmesin diye kendimi yavaş okumaya zorlayarak bitirdim. Türkçeye bu kadar geç çevrilmiş olmasına üzüldüğüm kitaplardan biri. Geç olsun da güç olmasın diyerek inşallah devam kitaplarını da çok bekletmeden çevirirler diye heveslenmeden edemiyorum :)
Uzun zamandır okumak istediğim kitaplardan biriydi Nar Ağacı, bugüne kısmetmiş. Öncelikle beklentimin çok üstünde bir roman olduğunu söyleyebilirim. Özellikle akıcılığı, kurgusu ve birden çok insanın yaşamına değindiği halde olayların birbirine bu kadar güzel bağlanmış olması... Bunun yanı sıra yazarın kelimeleri kullanım biçimi, şehirlerden ve kültürlerden bahsediş biçimi beni kendine hayran etti. Nazan Bekiroğlu hemen tanışmak istediğim yazarlar kategorisinde yerini aldı. Bundan sonra söyleyeceklerim biraz spoilera girebilirim hemen uyarayım :) Kitapla ilgili en beğendiğim kısımlara gelecek olursak yazarımız ve aynı zamanda esas karakterlerin de torunu olan hanımefendinin fotoğraflara bakarak o zamana gitme fikri beni çok keyiflendirdi. Zaman zaman benim de tarihi bir mekana gittiğimde "acaba burası tam 200 yıl önce şu an nasıl bir haldeydi" diye düşünmeme benzettim. Demek ki herkesin böyle bir hayali varmış dedim kendi kendime. Bir diğer beğendiğim kısım da tarihi ve siyasi olayların objektife yakın bir şekilde aktarılması oldu. Aslında kitaplarda siyasi fikirlerin belirtilmesine karşı değilim lakin bazı yazarlar fikirlerini öyle çiğ ve edebi olmayan bir dille aktarıyorlar ki bir anda keyfim kaçıyor. Her neyse. Eskiyi, savaşı, masumiyeti, aşkı, zulmü, aileyi ve muhteşem kültürüyle Doğu'yu ve Anadolu'yu anlatan bir roman ne kadar kötü olabilir ki zaten. Düşünmeden okuyun :)