Freud insanı, saldırgan ve cinsel dürtüleri denetim altına alınması gereken olumsuz ve yıkıcı bir varlık olarak tanımlamıştır. Ona göre, toplum baskıları olmayıp da insanlar cinsel ve saldırgan enerjilerine rahatça boşalım sağlayabilselerdi psikolojik sorunları da olmazdı. Freud bu görüşünü, "uygarlığın bedeli nevrozla ödenir." sözleriyle açıklamıştır.
Freud'a göre anksiyete, fiziksel ya da toplumsal çevreden gelen tehlikelere karşı bireyi uyarma, gerekli uyumu sağlama ve yaşamı sürdürebilme işlevlerine katkıda bulunur. Ne var ki anksiyete, "nevrotik anksiyete"de olduğu gibi, gerçek dışı ve mantığa aykırı bir nitelik alırsa, uyum sağlamaya yardımcı olan işlevini yitirir ve normaldışı davranışların kaynağı olur.
Edinilen bulgulara göre, annenin ya da anne yerine geçen kişinin bebeğin içgüdüsel ihtiyaçlarını gereğince karşılaması sağlıklı ego gelişimi için büyük önem taşımaktadır ve anne yakınlığından yoksun kalan çocuklarda egonun işlevlerinde çeşitli oranlarda bozukluklar gözlenmiştir. Buna karşılık içgüdüsel ihtiyaçları gereğinden fazla karşılanan (şımartılan) çocuklarda ego, engellenmelere dayanma yeteneğini geliştirememekte ve idden gelen isteklerle dış dünyanın gerçekleri arasında gerekli uyumu sağlayamamaktadır.
Erkek çocuklarda sevgi objesiyle ilişki, kız çocuklarınkinden daha az karmaşık bir biçimde gelişir. Çünkü erkek çocuğun ilk sevgi objesi olan anne, Oidipal dönemde de yerini korur. Buna karşılık kız çocuklarda ilk sevgi objesi olan annenin yerini, fallik dönemde baba alır.
Ölüm içgüdüsünün önemli bir türevi, saldırganlık dürtüsüdür. Freud'a göre saldırganlık, insanın kendine dönük yıkıcı eğilimlerinin dış dünyadaki objelere çevrilmesidir.