Korkut

Korkut
@doktorfaustus
“Renksiz ve kısır bir hayat yaşamaktansa, acılı bir mutluluk daha iyidir.” -Andrei Tarkovski
Reklam
Özgüvenin dip yapması... :)
“Bir gece kötü bir meyhanenin önünden geçerken aydınlanmış pencereden, bilardo masası etrafında istekalarla dövüşen oyuncular gördüm; arkasından birini pencereden dışarı attılar. Başka zaman bunu çirkin bulurdum, fakat o anda nedense, dışarı atılan herifi kıskandım; o derece kıskandım ki, “belki ben de birisiyle kavga ederim, beni de dışarı atarlar” ümidiyle meyhaneye girip bilardo odasına sokuldum. Sarhoş değildim. Ama can sıkıntısı insanın başına böyle isterik haller sardırıyor! Yazık ki umduğum çıkmadı. Pencereden atılacak bir adam olmadığım anlaşıldı ve kimseyle dövüşmeden meyhaneden çıktım.”
Sayfa 53 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 20.Basım, Ç: Nihal Yalaza Taluy·Kitabı okudu
Aslında her fotoğraf hakikate ilişkin bütünsel bir görüşü deneme, onaylama ve inşa etme aracıdır. Bu nedenle fotoğraf ideolojik mücadelede önemli bir rol oynar; kullanabileceğimiz ve bize karşı kullanılabilecek böyle bir silahı anlamamız bu yüzden gereklidir.
Sayfa 39 - Metis Yayınları
Kültür-Sanat
8/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2018 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2018 19:24
Kitaplara bu kadar maşukken, kitaplara hasret kalmak. Sadece kitaplarıyla değil, bence hayatıyla da devasa dersler veren yazar Cemil Meriç. Ben felsefe ya da sosyoloji pencerelerinden bakmadım bu kitaba, ideolojik gözlüklerle de okumadım. Edebi olarak seyran etmeye çalıştım Meriç’in dünyasını. Ve kaç gündür hayal etmeye çalışıyorum kütüphanesini, merak ediyorum kitaplarını, el yazısını. Bir de sesini. Netten araştıracağım ses kaydını, acaba eleştirileri gibi ses tonu da yüksek perdeden, sert ve köşeli mi?? Neden bilmem Cemil Meriç’le Necip Fazıl’ı cümlelerinin heybeti ile benzetirim zihnimde. Acaba birbirlerini gördüler mi diye araştırayım dedim netten; Cemil Meriç’in şu cümlesi hislerime tercüman oldu sanki: ‘’ Ben bilim adamıyım, Necip Fazıl ise iman adamı..’’ Aynı sohbet meclisinde olsalardı da, saatlerce dinleyebilseydim onları, ne güzel olurdu:) Cemil Meriç… Yazıları hem derya, hem uçurum, bazen çöl, bazen bataklık. Doyumsuz, hırçın, asil ve yalnız bir okyanus. 4 yaşında okumayı öğrenip, kitapların dünyasına saklanan,’’ düşman dünyaya dostsuz geldim’’ diyen bu yalnız ruhun eleştirileri çok keskin, köşeli ve rijit. Tavizsiz ve bahanesiz. Galiba gözlerini kaybettikten sonra, karanlıkta hapsolduğu dünyasında yeni alemlere inmeye çalıştıkça ve zorlandıkça, dilinin üslübu ve eleştirileri daha bir derinleşmiş, keskinleşmiş. Hayat zorlaştıkça, aşmaya çalıştığı duvarlar büyüdükçe, Meriç’in cümlelerindeki heybet te büyümüş sanki. Belki farklı olsaydı, her daim yaşamın içinde yer alabilseydi ya da daha kolay bir hayata misafir olsaydı, daha yumuşak, daha toleranslı tenkitleri olur muydu acaba düşünmeden edemedim. O yüzden belki de gevşek mizaçlara, tembel ruhlara ağır gelebilir yazıları. Dikkatimi çeken diğer bir nokta da överken de eleştirebildiği.. Mesela
Siyaset
Jurnal - Cilt 1Cemil Meriç · İletişim Yayınları · 20183,673 okunma
Tarkovsky'ye bir işçiden mektup
Bir kez olsun aynı şeyleri hissetmeyi başarabilen iki insan birbirini hep anlıyacaktır.Bunlardan biri buzul, diğeri isterse atom çağında yaşamış olsun fark etmez.
undefined·Kitabı okudu
Sinema