Adı:
Mühürlenmiş Zaman
Baskı tarihi:
Ekim 2007
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050060089
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Die Versiegelte Zeit
Çeviri:
Füsun Ant
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Agora Kitaplığı
Baskılar:
Mühürlenmiş Zaman
Mühürlenmiş Zaman
"Koca bir evreni içinde taşıyan insan: işte benim tek ilgi odağım. Zira hayat, her zaman hayal gücümüzden daha zengindir. Bu yüzden gerçek bir sanatçı, ancak kendisi açısından hayati
bir zorunluluksa yaratma hakkına sahiptir. Ben de sinema sanatıyla seyirciye, hayatın gerçek akışını neredeyse hiç bozmadan aktarma yeteneğini taşımak istiyordum. Sinema sanatının gerçek 'şiirsel' özü burada yatar. Benim 'kurgu sineması'nı reddetmemin sebebi, seyircinin perdede gördüklerini kendi deneyimleriyle bağdaştarmasına imkân tanımamasıdır. Biz sanatçıların taşıdığı tek sorumluluk, kendi yapıtlarımızın düzeyini yükseltmektir. Nitekim ben de kendi filmlerimde hep, birlikte yaşadıkları insanlara bağlı olmalarına,
yani özgür olmamalarına rağmen 'içlerindeki' özgürlüğü
korumasını bilen insanları anlatmak istemişimdir."
(Tanıtım Bülteninden)
224 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
İyi bir sinema izleyicisi olma yolundaki en önemli adımlarımdan birini Tarkovsky'le tanışarak attığımı düşünüyorum. Hayatı olduğu gibi beyaz perdeye aktarmaya çalışarak bizleri gerçekleri hissetmeye ve düşünmeye yönlendiren bir yönetmen Tarkovsky. Her türlü kamera oyunlarından ve ticari kurnazlıklardan kaçınarak hayatın sanatsal ve şiiirsel yanını biz seyircilere göstermeyi amaç edinmiş. Ve hayatın içinde sanatsal ve şiirsel yanlar bulmak için çok fazla uğraş verilmesi gerekmediğini, hayatın her anının zaten şiirsel olduğunu da vurguluyor. Kitaba izleyicilerinden aldığı olumlu/olumsuz eleştiri mektuplarıyla başlaması bile ticari faydacılığın aksine bizim görüşlerimize ne denli önem verdiğini gösteriyor. Sonrasında edebiyatla sinemanın ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini savunurken aynı zamanda yönetmenliğin zorluklarından bahsetmiş. Arada ünlü yazarlar ve düşünürlerden alıntılar ve diğer büyük yönetmenlere göndermeler bulunması kitabı daha ilgi çekici hale getirmiş. Teknik açıdan sinema bilgisi olmayan insanı sıkmayacak şekilde bazen ayrıntılara giriyor, açıkçası o kısımları ben atlayarak okudum. Yönetmenin bizlere aktarımını yalnızca kendi bakış açısından yapabileceğini biliyor, fakat asıl aradığı ideal içinde koca bir evreni taşıyan insan (mikrokozmos) olduğundan herkes rahatlıkla kendinden parçalar bulabiliyor Tarkovsky'nin bakışında. Modern dünyayı da eleştirip, bütün ilişkilerin adeta bir güç savaşına, ticarete dönüştüğünü bizlere anlatmaya çalışıyor. Bunları anlatırken aynı zamanda bu yanlış yolda gidişin ancak sevgiyle durdurabileceğini de belirtiyor. Ayrıca kitapta, biz seyircilerine uyarıları var. Sinemada imgelerden kaçındığını söyleyerek, filmlerinde imge aramak yerine bu sanatın şiirsel özünü görebilmemizi istiyor. Kitabı okurken, Tarkovsky bir edebiyatçı olmamasına rağmen kelimeleri nasıl bu kadar güzel kullanmış diye şaşırmadım değil. Ayrıca Agora Kitaplığı'nın çevirisi de bu sanatçıya yaraşır şekilde olmuş. ( Tarkovsky ile bu kitapla tanışmanızı tavsiye ederim, ama yok ilk önce filmlerinden birini izlemek istiyorum derseniz önereceğim film içinde bolca otobiyografik ögeler bulunduran ''Ayna'' filmi olur.)
224 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10
Tarkovski, sinemanın şiir bakışlı adamı. Onun filmlerini anlamak yüksek estetik algı gerektirir. Kitap, filmlerine bakışınızı tamamen değiştirecek.
Bildiğimiz sınırların çok daha ilerisinde bir bakışa sahip Tarkovski'nin Mühürlenmiş Zaman 'ı, sanatçının kendi kaleminden filmlerine , sanata ve hayata bakış açısından oluşma bir düşe yolculuk.
Sanatçı ve filozof bir zihin Tarkovski. Bitmesin diye cümle cümle okudum.. Sanatla ilginiz olmasa bile mutlaka okuyun..
224 syf.
·1 günde·9/10
Görüşlerimi rüştünü ispat etmiş bir isme dayandırdığımda, daha itibar edilir bir hale dönüşüyorlar. Bazen o esnada uydurduğum bir sözü örneğin Kierkegaarda mal ederek söylediğimde insanların dikkat kesildiğini görüyorum. Çünkü düşüncenin gücünden ziyade imajının daha fazla değer taşıdığı bir dünyada yaşıyoruz. Heidegger tamamen teknolojik bir nitelik taşıyan ve tek derdi dünyaya insan iradesini dayatmak olan bir düşünme biçiminin tahakkümünden, hesaplayıcı düşünme biçiminden bahsediyor. Hesaplayıcı düşünme biçiminin etkisi altında gerçek manada tefekkürün asla mümkün olmayacağını söylüyor. Gerçekten de görsel ve sözlü medyanın tahakkümü altında, modernizmin üzerimize bir karabasan gibi çullandığı bu vaziyette, düşüncenin özgürlüğünden (özgür düşünceden değil) bahsedebilir miyiz? Heidegger’in bahsettiği köksüzleşmiş insanın hesaplayıcı düşünce sistemi ile tefekküre dayalı düşünce oluşturması mümkün mü?
Burada “dil” bahsine de girmek gerekiyor. Dilin ve dahi kendimizi ifade ediş biçimimizin bir “form” olduğu gerçeği düşünüldüğünde bu “form”un kifayeti de tartışmaya açık hale geliyor. Bence “hesaplayıcı düşünme” sisteminin bu kadar yerleşik bir hale gelmesinde bu durumun oldukça büyük etkisi söz konusu. Modern iletişim tekniklerinin ya da kadim retorik sanatının bizi bir illüzyon içerinse sokup manipüle etmesi “yorum”lar üzerine “yorum”lar yapmamıza sebep oluyor. Söylemleri ihtiva ettiği manaların çok ötesinde bir imaj üzerine muhayyilemizde inşa edip yeniden bir analize tabi tutmak ve oluşan yeni imajı söylemlerimizde kullanmak… Bu beni aslında iki insanın ya da insan ile kitlenin veyahut kitle ile kitlenin tam manası ile mutabık kalamayacağı hakikatine götürüyor. Gerçekten de tam manası ile ilkel diyebileceğimiz sesler vasıtası ile anlaşmaya çalışıyoruz, çok yetersiz. Sapir Whorf Hipotezi diye bir sav var, ilgilenen bakabilir. Buna göre dünyayı algılama biçimimiz tamamen kelimelere dayanıyor. Kullandığımız dil bizim zekâmızı ve algılarımızı var eden şey. Yani örneğin Türkiye’de doğan birisinin dünyayı telakki ediş biçimi Fransa’da doğan birisi ile birçok farklılık gösterebilir. Aynı şekilde kullandığı dil hasebiyle bir Trabzonlu ile Bir Muğlalının dünyayı idrak etme biçimleri de farklı oluyor. Bunları düşününce insan “dil”in potansiyelimizi sınırlayan bir şey olduğunu düşünmekten kendini alamıyor.
Bunlara ek olarak globalleşme ve teknolojik ilerleme ile ortak bir dil de oluşmuş durumda. Şu noktada Heidegger’in bahsettiği hesaplayıcı düşünme sistemi ve köksüzleşmiş insan mefhumu bunun da bir neticesi olarak gözüküyor. (Meseleden bağımız olarak şunu da ifade etmeliyim ki bu yüzden kültür istihsalinin tek elde toplanmasına ya da popüler kültüre karşıyız.)
İşte tam da bu sebeple sinema önemli; çünkü bize farklı bir iletişim metodu arz ediyor. Lumiere kardeşlerin bir trenin gara girişini çekerek oluşturdukları yeni dil, başka bir idrak kabiliyeti gerektiren, kuralları ve grameri farklı yeni bir lisan ortaya çıkarıyor. (Her ne kadar lumiere kardeşler bu işi başlattı denilse de elbette Sovyet sineması ve bilhassa Eisenstein bu dili oluşturan ekol olarak saygıyı hak ediyor.) Bu yeni lisanı idrak etmek de icra etmek de kolay değil. Nasıl ki ali lidar ile Hölderlin bir değilse iki yönetmen de bir değil. Dramaturji elbette, lakin bir de felsefe lazım değil mi?
Bergman Tarkovski için şöyle diyor: “Bir film eğer belgesel değilse bir rüyadır. Bu yüzden Tarkovsky yönetmenlerin en büyüğüdür. Rüyalarla dolu bir odada doğal büyük bir doğallıkla hareket eder. O anlatmaz. Onun zaten anlatacak birşeyi yoktur. O bir seyircidir, kendi imgelerini taşınması en zor şekilde sırtlar ama en kolay şekilde aktarır. Hayatım boyunca onun içinde rahat rahat dolaştığı odaların kapılarını yumrukladım. Sadece iki üç kere içeri girebildim. Ona benzemek için gösterdiğim çabalar, büyük utançlarla sona erdi.”
Zaman zaman sözüm ona sinema eleştirmenlerinin yazdığı “şunu demek istemiş, bunu demek istemiş” temalı yazıları acıyarak okuyorum. Geçenlerde de profesör titrine sahip bir beyefendiden Tarkovski analizi dinleme mecburiyetinde kaldım, mücrim gibi titredim, istikbalimizden korktum. Bu hataya düşmeyip Tarkovski tahliline girmeden, Mühürlenmiş Zaman isimli enfes kitaptan birkaç alıntı paylaşacağım.
“Ancak edebiyatın asıl özelliği, yazarın kitabını mükemmelleştirmek için harcadığı onca çabaya karşın, okurun bu sayfalarda kendi, yalnızca kendi karakterine, kişiliğine, haz duyma özelliklerine uyan şeyleri 'görmesi' ve 'okuması'dır.”
“Sözcükler, sözcükler, başka hiçbir şey yok! -gerçek hayatta sözcükler zaten yeterince anlamsızdır.”
“Bir kez olsun, aynı şeyleri hissetmeyi başarabilen iki insan birbirini hep anlayacaktır. Bunlardan biri buzul, diğeri isterse atom çağında yaşamış olsun fark etmez. Tanrım, insanların hiç değilse en temel insani dürtülerini -hem kendilerinin hem de başkalarının- anlayıp duyabilmelerini sağla.”
“Sanatın anlamı ve varlık nedeni hakkında düşünmeye yanaşmadan onu ele alıp değerlendirmeye kalkanların ruhsuzluğu ne yazık ki, sık sık, kaba bir şekilde basite indirgenmiş birtakım sözlere neden olur: "bunu hiç beğenmedim! " "hiç de ilginç değil! "... Bunlar çok iddialı savlar, ama ne yazık ki gökkuşağını tanımlamaya çalışan doğuştan kör bir adamın savlarından farkı yok! Bu kör insan, bir sanatçının edindiği deneyimlerden doğan gerçeği başkalarına açıklayabilmek uğruna çektiği acılara karşı tamamen duyarsızdır...”
“Koca bir evreni içinde taşıyan insan: İşte benim tek ilgi odağım. Zira hayat, her zaman hayal gücümüzden daha zengindir.”
https://www.youtube.com/w...h?v=TC5WTwwrPmI
224 syf.
·9/10
Kendisi favori yönetmenimdir ama Tarkovski gibi birisini sadece sinemacı diye kısıtlamak büyük bir hata olurdu.Büyük bir entelektüel var karşımızda filmleri kadar kaleminin gücüne de hayran olduğum birisidir
224 syf.
·6 günde·Puan vermedi
"CINEMA OF THE SOUL"
Tarkovski'nin yeri ben de çok ayrıdır..Kendisi şiirsel sinemanın babalarından biridir, sadece çok disiplinli ve çalışkan bir yönetmen değil,bir yazar, çok farklı bakış açısına sahip bir fotografçı ve aynı zamanda bir sinematografdır.
Tarkovski bu kitabında,sadece görsel sanatlar (sinema )ile alakalı görüşlerini paylaşmakla kalmayıp,sanatın diğer dalları hakkındaki düşüncelerini de kaleme almış. Sedece bunlarla da yetinmeyip tarih,psikoloji,sosyoloji,coğrafya gibi bir çok disiplin alanındaki görüşlerini de bizimle paylaşıyor..
Ve tabi insan,içinde yaşadığı medeniyet,kültür ve bunun yansıması olan ruh hallerini aşklarını,yalnızlığını,hayallerini,acılarını,sevinçlerini,başarılarını ve kederlerini..
Tüm insan halleri ve duygu durumları
üzerine yaptığı tespitler çok farklı,tıpkı sinematografisi gibi..
Diyeceğim o ki Tarkovski gerçek anlamda bir entellektüel...
Zamane özel üniversite entelektüellerinden değil,tam bir eski tüfek, ..kalaşnikof..
Evvel zamanlarda çokça boş vaktim olduğundan tüm filmlerini severek izlemiştim,Türk sinemasındaki yansımasını,mayıs sıkınrısından başlayarak,kış uykusuna kadar çektiği tüm filimlerinde NBC da görebilirsiniz..Ve elbette "koza" ismli ödüllü kısa filminde..
Ve tabi Çehov'a da selam çakmadan olmaz..
224 syf.
·8/10
Andrey TARKOVSKİ sinema tarihinin en iyi yönetmenlerinden biridir,sinemadan anlayanlar zaten onun kıymetini bilirler.Tarkovski yönetmen olmasının yanında aynı zamanda bir filozoftur.Mühürlenmiş Zaman da bu dahi yönetmen sadece filmlere ve sinema sanatına odaklanmaz,aynı zamanda hümanist ve evrensel fikirlerini de dile getirir.Hiçbir filmini izlemeyen bile kitabı rahatlıkla okuyabilir,çünkü Tarkovski sadece sanatçı değil aynı zamanda büyük bir bilgindir.Hiçbir filmini izlemeseniz de bu dahi yönetmen hakkında hiçbir şey bilmesenizde bu kitabı mutlaka okuyun ! Tarkovski'nin kitabını okuyan herkesin kazanacağı çok şey var !
224 syf.
·Beğendi·10/10
"Sanatçı, kendisine neredeyse bir mucize sonucu bahşedilmiş sayabileceğimiz yeteneğinin bedelini ödemek zorunda olan bir hizmetkârdır." diye yazar Tarkovski Mühürlenmiş Zaman'da. Sanatçının bedel ödemesi fikri kendisini sanatına vererek yaşamı istemeden de olsa ertelemesi ile yakından ilgilidir. Bu açık biçimde onun yaşamını mühürler ve salt sanat uğraşısından meydana gelmiş sınırlı bir yaşamın içine hapseder. Bu dar alanda sanatçı yine de mutludur, mutlu olmak zorundadır, çünkü elinden başka bir şey gelmez.

Tarkovski'nin kendisi de Rusya'daki yaşamı boyunca mühürlenmiş bir varoluş sergilemiş, daha sonra Avrupa'ya, İsveç ve İtalya'ya gidip filmler çekerek bir nevi bedel ödemek zorunda kalmıştır, çünkü burada çektiği filmler eski filmlerinin, yani Rusya'da çektiği filmlerin gerisindedir. Nitekim bu konuda birçok meslektaşı ve film eleştirmeni de aynı fikirdedir.

Sonuç itibariyle herkes hayatı boyunca bir şekilde bedel ödemek zorundadır. Ne yazgımızdan kaçabiliriz ne de bedel ödemekten. Ama yazgımız da bedel ödeyip ödememek de kendi elimizdedir.
224 syf.
·33 günde·Beğendi·10/10
Sanatçı dedikleri sanırım Tarkovski gibi biridir. Bu adamın salt olarak yönetmen olarak bilinmesi ne garip bir talihsizliktir, bu adam harika bir yönetmen, ayrıca harika bir fotoğrafçı, bir felsefeci, bir edebiyatçı... kısaca tam donanımlı ve haysiyetli bir insan olarak tarihe geçmelidir. O tam bir sanatçı. Filmlerindeki mistik ve manevi havayı bu kitapta rahatça okuyabilirsiniz. Film yapımcılığından, şiire, felsefeden tarihe dek uzanan engin bir derya..bir başyapıt. Herkese öneririm, diğer kitabının peşine düştüm onu da en kısa zamanda edineceğim. Bence hemen edinip okuyun, "Mühürlenmiş Zaman" harika bir eser, tıpkı Tarkovski filmleri gibi hep insanı önceliyor, arıyor ve müjdeliyor!
224 syf.
·372 günde·Beğendi·10/10
Zaman geri getirilemez, derler. Bir bakıma doğrudur, geçmiş geri getirilemez. Ancak herkes geçmişte, şimdiki zamanın geçip giden 'geçici' olmayan gerçekliğini bulduğuna göre 'geçmiş' ne demek oluyor ki? Geçmiş, bir anlamda, içinde yaşanan zamandan çok daha gerçektir, en azından çok daha dayanıklı, çok daha süreklidir. Şimdiki zaman akıp gider, kaybolur, parmaklarımızın arasından kum gibi kayar. Maddi ağırlığına ancak anılarda kavuşur. Bilindiği gibi, Hazreti Süleyman'ın yüzüğüne şu satırlar kazılmıştır: "Her şey gelip geçicidir." Buna karşılık ben, etik anlamı içinde zamanın tersine çevrilebilirliğine dikkati çekmek istiyorum. İnsan açısından zaman, arkasında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmaz, çünkü insan için zaman öznel, manevi bir kategoriden başka bir şey değildir. İçinde yaşadığımız zaman, ruhlarımıza, zaman içinde kazanılmış deneyimler olarak yerleşir.
Sebep ve sonuç, durmadan değişen bağlantılarla birbirini etkilerler. Biri bir şeyi ortaya çıkarır ve daha hemen o anda, acımasız bir kesinlikle, öteki olur; biz bu düşünümlerin tamamını anında ve eksiksiz olarak kavrayabilseydik, işte bu bizim sonumuz olurdu. Sebep ile sonuç arasındaki bu bağ, yani bir durumdan ötekine geçiş, zamanın bir varoluş biçimi, zaman kavramının günlük hayat içinde maddeleşmesidir de aynı zamanda. Ancak, belli bir sonuca ulaştıktan sonra sebep, görevini yerine getirir getirmez yok edilen roketin bir parçası gibi asla fırlatılıp atılamaz. Sonuçlarla uğraşırken ister istemez kaynağa, yani sebeplere geri döneriz, yani -biçimsel olarak konuşacak olursak- bilincin yardımıyla zamanı geri döndürürüz! Ahlâki anlamda da sebep ile sonuç sürekli birbiriyle yer değiştiren bir bağ oluştururlar. Ve durumda insan, ister istemez geçmişine geri döner.
Andrey Arsenyeviç Tarkovski - Mühürlenmiş Zaman
sy.45
224 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
''Ayrıca ,kötü zevkinden dolayı bütün suçu seyircinin üzerine atmak da doğru değildir,çünkü hayat bize estetik ölçütlerimizi mükemmelleştirmede fırsat eşitliği tanımamaktadır.'' Ülkemizde,toplumumuzda,çevremizde... sanat namına;tiyatro,sinema,edebiyat gibi insanı estetik açıdan değerli kılacak bireylerin eksikliğinden dem vururuz.Hatta bunları icra edenlerin ruhen bulunduğu ortamdan soğuyup karşı tarafa bakınca insanın bu kadar kalitesiz bir şekilde yaşamını nasıl sürdürdüğü ile ilgili akıllarımızı delice sorular meşgul etmiştir.Bir tarafta estetik açından zengin , bir taraftan sığ (Bana göre sanatın olmadığı birey ruhen sığdır) birey. Sonuç itibarı ile aynı yaşamı paylaşan kişiler.Bu iki durumu düşününce aklıma Tarkovski'nin 'Müherlenmiş Zaman'nında yazdıkları geliyor ve bir an bunun yaşamın bir cilvesi olduğunu düşünüyorum.Yaşamın hangi alanında eşitlik var ki Sanat alanında olsun...
~İyi Okumalar~
Dinleme ve anlama yeteneği çok değerlidir... Bir kez olsun, aynı şeyleri hissetmeyi başarabilen iki insan birbirini hep anlayacaktır. Bunlardan biri buzul, diğeri isterse atom çağında yaşamış olsun fark etmez.
Yaşam mutlu olmak ve hep kazanmak için değil, var olmak ve bir ruh geliştirmek için insana tanınmış bir süreden başka bir şey değildir.
Başkalarının bizim adımıza kesip biçtiği bir fikirler dünyasında yaşıyoruz. Bu demektir ki, ya bu fikirlerin standartlarına göre kendimizi geliştiriyoruz ya da bu fikirlere giderek daha da umutsuz biçimde yabancılaşarak onlarla çelişkiye düşüyoruz.
Gelişmeyen, neredeyse durgun bir karakterde, ihtirasın baskısı aşırı derecede yoğunlaşır ve bu yüzden adım adım gelişen bir insanda olduğundan çok daha belirgin ve inandırıcı bir şekle bürünür. İşte, Dostoyevski'yi bu tür bir ihtirası anlattığı için seviyorum. Benim bütün ilgim, görünüşte dingin, ancak esiri oldukları ihtiraslar yüzünden içsel gerilimle dolu karakterlere yöneliktir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mühürlenmiş Zaman
Baskı tarihi:
Ekim 2007
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050060089
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Die Versiegelte Zeit
Çeviri:
Füsun Ant
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Agora Kitaplığı
Baskılar:
Mühürlenmiş Zaman
Mühürlenmiş Zaman
"Koca bir evreni içinde taşıyan insan: işte benim tek ilgi odağım. Zira hayat, her zaman hayal gücümüzden daha zengindir. Bu yüzden gerçek bir sanatçı, ancak kendisi açısından hayati
bir zorunluluksa yaratma hakkına sahiptir. Ben de sinema sanatıyla seyirciye, hayatın gerçek akışını neredeyse hiç bozmadan aktarma yeteneğini taşımak istiyordum. Sinema sanatının gerçek 'şiirsel' özü burada yatar. Benim 'kurgu sineması'nı reddetmemin sebebi, seyircinin perdede gördüklerini kendi deneyimleriyle bağdaştarmasına imkân tanımamasıdır. Biz sanatçıların taşıdığı tek sorumluluk, kendi yapıtlarımızın düzeyini yükseltmektir. Nitekim ben de kendi filmlerimde hep, birlikte yaşadıkları insanlara bağlı olmalarına,
yani özgür olmamalarına rağmen 'içlerindeki' özgürlüğü
korumasını bilen insanları anlatmak istemişimdir."
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 153 okur

  • özge
  • klon
  • Berov Beroviç
  • Rosax
  • Yeşil Bitki
  • Optik Düşler
  • Elisa YURT
  • Bahadır Boran
  • buzulçağınınvirüsü
  • Hatice

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%12.5
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%17.5
25-34 Yaş
%52.5
35-44 Yaş
%7.5
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%35.6
Erkek
%64.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.4 (20)
9
%20 (9)
8
%20 (9)
7
%4.4 (2)
6
%4.4 (2)
5
%2.2 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0