·
Okunma
·
Beğeni
·
8700
Gösterim
Adı:
Mühürlenmiş Zaman
Baskı tarihi:
Ekim 2007
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050060089
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Die Versiegelte Zeit
Çeviri:
Füsun Ant
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Agora Kitaplığı
Baskılar:
Mühürlenmiş Zaman
Mühürlenmiş Zaman
Mühürlenmiş Zaman
"Koca bir evreni içinde taşıyan insan: işte benim tek ilgi odağım. Zira hayat, her zaman hayal gücümüzden daha zengindir. Bu yüzden gerçek bir sanatçı, ancak kendisi açısından hayati
bir zorunluluksa yaratma hakkına sahiptir. Ben de sinema sanatıyla seyirciye, hayatın gerçek akışını neredeyse hiç bozmadan aktarma yeteneğini taşımak istiyordum. Sinema sanatının gerçek 'şiirsel' özü burada yatar. Benim 'kurgu sineması'nı reddetmemin sebebi, seyircinin perdede gördüklerini kendi deneyimleriyle bağdaştarmasına imkân tanımamasıdır. Biz sanatçıların taşıdığı tek sorumluluk, kendi yapıtlarımızın düzeyini yükseltmektir. Nitekim ben de kendi filmlerimde hep, birlikte yaşadıkları insanlara bağlı olmalarına,
yani özgür olmamalarına rağmen 'içlerindeki' özgürlüğü
korumasını bilen insanları anlatmak istemişimdir."
(Tanıtım Bülteninden)
224 syf.
·Puan vermedi
‘Devrim 1917'de Çarlık Rusya'yı sarsınca, öncü yönetmen Sergei Eisenstein henüz 19 yaşındaydı. Lenin o dönemki meşhur sözüyle “… bizim için sinema tüm sanatların en önemlisi” diyerek sinemanın dönemin en güçlü propaganda güclerinden biri olduğunu gösterir.’Bu ve sonrasındaki koşullar Tarkovsky'nin sinema hakkındaki fikirlerine de zemin hazırlar.

Tarkovski' nin sinema sanatını nasıl gördüğü ve bunu anlatırken rus edebiyatından bolca örnekler sunduğu güzide kitabıdır . Dostoyevski ve Tolstoy hastası bir adamın haykırışlarıdır. İnsanlığı bekleyen tehlikelerin, bunların nasıl ortaya çıktığının, nasıl beslendiğinin ve niye durdurulamadığının bir dışavurumudur.

Kitap film yapımcılığının babası Arseny Alexandrovich Tarkovsky'nin yazdığı çok sayıda şiir ile birlikte hayatı ve çalışmaları hakkındaki kişisel yazıları içeriyor. Tarkovskynin ilk kez olağanüstü filmlerinin orijinal ilhamlarını ortaya koyan düşüncelerini ve anılarını bulunduruyor. Tarkovsky ayrıca film eleştirmeni Olga Surkova'yı kitabın yaratılmasına ilham kaynağı olarak göstermiş ve onunla yapılan tartışmalar eserin içeriğini büyük ölçüde etkilemiş.Kitap bir nevi sanatsal vasiyetini, hem hayatının hem de işinin dikkat çekici esin kaynaklarını içeriyor.

Tarkovsky, bu kitabı kısmen, filmlerinin doğasını şaşkın izleyicilerine açıklamak veya fikir vermek için yazmaya karar verdi. Kitabının Giriş bölümünde, yıllar boyunca aldığı hem değerlendirme hem de cesaret kırıcı birçok mektuptan bahsediyor. "leningrad'dan inşaat mühendisi bir kadın, örneğin, bana şöyle yazmıştı: "filminiz ayna'yı izledim. hem de sonuna kadar. oysa biraz olsun bir şeyler anlayabilmek, filmdeki kişileri, olayları, anıları bir şekilde birbirine bağlayabilmek için samimiyetle kendimi zorlamaktan daha ilk yarım saatte başıma ağrılar girmişti... biz zavallı seyirciler iyi, kötü, hatta genelde çok kötü filmler izleriz; bazen vasat da olabilirler, bazen de tam anlamıyla sıradışı. bir biçimde hepsini de anlamak mümkün. onları ya beğenirsiniz ya da burun kıvırır, unutup gidersiniz. ama ya bu?..."
gene bir mühendis, bu kez sverdlovsk'tan, filmime duyduğu nefreti saklamaya bile gerekduymuyor: "ne zevksizlik, ne saçmalık. iğrenç bir şey! bence filminiz tam bir fiyasko.

Beşi Sovyet rejimlerinin gözetimi altında olan yedi uzun metrajlı filmin yönetmeni Tarkovsky , sanatın maneviyatının özetini sunuyor. Bugün, kültürel anlayışın Facebook gizlilik politikası bildirimleriyle yanıtlandığı zamanlarda, sinemadaki şiirsel ifade kavramı yanlış anlaşılmış bir Maya kehaneti gibi haykırıyor.Kitapta 7 büyük filminin her biri ve Sovyetler Birliği ile karmaşık ilişkisi hakkında yorumlar var. Son bölüm hayatının son bölmünde müzakere ettiği The Sacrifice filminin tartışma süreçlerini içeriyor.Kitabın ,sinemanın doğası hakkındaki ana ifadesi, "Film görüntüsünün baskın, tamamen güçlü faktörü ritimdir, çerçeve içinde zamanın akışını ifade eder."

Hayal gücümüzün gücüne bağlı olarak, bir kitap bin şeyden biri anlamına gelebilir, çünkü bir yazar bize ve algı gücümüze bir hikaye aktarır.Sinema, yazarın kendisini koşulsuz bir realitenin, duygusal bir realitenin yaratıcısı olarak görebildiği tek sanat formudur. İkinci bir gerçeklik.Sanatçılar toplumda farkındalık yaratır. Buna karşılık, toplum yeni sanatçılar yaratır.Mühürlenmiş Zaman bu anlamda hareketli sunumları ve görsel desteklemeleriyle rehber bir kitap niteliğindedir.
Bu kitapta bir dahinin ruhsal sancılarını anlamak bakımından hayli enteresan pasajlar bulacaksınız.
224 syf.
''yönetmen tarkovsky'' demekten ziyade sinema düşünürü ya da salt bir filozof olarak da adlandırmalıyız tarkovsky'i. çünkü yazdıkları ve yaptıkları bir ''yönetmen'' sıfatının çok ama çok ötesinde.

20. yüzyılla birlikte insanın ilgi ve değer alanları da değişti, değişiyor. sinema ise 20. yüzyılda doğmuş ve bugün de güncelliğini koruyan ve insan için hem sanat alanı, hem kültür, hem bilinç, hem propaganda, hem haz, hem sosyal alan olarak ilgi görüyor. bir antik kentin agorası, bir metropolitan kentin merkezi meydanı ile eşit bir anlam ifade ediyor artık sinema. -ki görsellik üzerine oluşturulduğu için günümüzde sanal alanların genişlemesiyle gazete, dergi ve malesef kitapların yayılamadığı kadar çok yayılma şansı buldu kendine. bu da ileri ki çağa kendini taşıyacağı anlamı taşıyor. yeni bir kamusal alan olan sinema hakkında düşünürümüz oldukça sanatsal ve estetik değerlendirmeler yaparken okuyucuya ''film nasıl izleniri'' öğretiyor resmen. üniversitede ders alanlarımız içinde aldığımız eğitimlerden biri de sinema ve görsellik olduğu için tarkovsky'i işlemeden geçmememizin büyük hazzını yaşıyorum.

kitap öylesine çok alıntılanacak cümleye sahip ki bu yazıyı alıntılamadan geçmek çok zor olacak ama deneyeceğim. -sinemada dostoyevsky- başlığı altında tarkovsky'i okuyabiliriz aslında. çünkü dostoyevsky romanlarını okumuş ve dostoyevsky çözümlemesi yapmış biri tarkovsky'nin bakış açısını ve sanat dilini çok ama çok rahat görecek ve anlayacaktır.

aslında kitap sinemanın sanatsal estetiğini işlemekten çok sizlere romanlardan okuduğunuz ve hafızanızda yer edinen sahneleri canlandırmanızı ve o mükemmeliyetçi bakış açılarının barındığı romanlarda yaşanılan detayları yeniden kurgulamanızı istiyor.

sanatın ticari bir meta haline getirilişiyle sinemanın da sektörel bir kazanç alanı haline dönüşmesi karşısında tarkovsky, bizlere kendi gözümüzle oluşturacağımız filmleri kurgulamamızı istiyor.

hayat gerçekten de kazanmak, mutlu olmak için değil, var olmak ve bir ruh geliştirmek için insana tanınmış bir süredir. ve okuduğunuz romanlardan hareketle kurgulayacağınız sahneleriniz ve diğer tüm detaylarınız, ruhunuzu yükseltecektir. yaşamdan zevk almanın tek ve en gerçekçi yolu kendi kendine yeter bir gücü her zaman elinde bulundurmaktır. yapayalnız olsa da insan bakış açısı sayesinde hayatın felsefesini rahatça ele geçirebilir bir düzeye ulaşacaktır. kitap öyle güzel ki, dostoyevsky'e değindiği kadar schopenhauer'a da değiniyor. insanı okyanusa ulaştıran muazzam bir ırmak. içinde tüm zenginlikleriyle alüvyonları taşıyan...
224 syf.
·1 günde·9/10
Görüşlerimi rüştünü ispat etmiş bir isme dayandırdığımda, daha itibar edilir bir hale dönüşüyorlar. Bazen o esnada uydurduğum bir sözü örneğin Kierkegaarda mal ederek söylediğimde insanların dikkat kesildiğini görüyorum. Çünkü düşüncenin gücünden ziyade imajının daha fazla değer taşıdığı bir dünyada yaşıyoruz. Heidegger tamamen teknolojik bir nitelik taşıyan ve tek derdi dünyaya insan iradesini dayatmak olan bir düşünme biçiminin tahakkümünden, hesaplayıcı düşünme biçiminden bahsediyor. Hesaplayıcı düşünme biçiminin etkisi altında gerçek manada tefekkürün asla mümkün olmayacağını söylüyor. Gerçekten de görsel ve sözlü medyanın tahakkümü altında, modernizmin üzerimize bir karabasan gibi çullandığı bu vaziyette, düşüncenin özgürlüğünden (özgür düşünceden değil) bahsedebilir miyiz? Heidegger’in bahsettiği köksüzleşmiş insanın hesaplayıcı düşünce sistemi ile tefekküre dayalı düşünce oluşturması mümkün mü?
Burada “dil” bahsine de girmek gerekiyor. Dilin ve dahi kendimizi ifade ediş biçimimizin bir “form” olduğu gerçeği düşünüldüğünde bu “form”un kifayeti de tartışmaya açık hale geliyor. Bence “hesaplayıcı düşünme” sisteminin bu kadar yerleşik bir hale gelmesinde bu durumun oldukça büyük etkisi söz konusu. Modern iletişim tekniklerinin ya da kadim retorik sanatının bizi bir illüzyon içerinse sokup manipüle etmesi “yorum”lar üzerine “yorum”lar yapmamıza sebep oluyor. Söylemleri ihtiva ettiği manaların çok ötesinde bir imaj üzerine muhayyilemizde inşa edip yeniden bir analize tabi tutmak ve oluşan yeni imajı söylemlerimizde kullanmak… Bu beni aslında iki insanın ya da insan ile kitlenin veyahut kitle ile kitlenin tam manası ile mutabık kalamayacağı hakikatine götürüyor. Gerçekten de tam manası ile ilkel diyebileceğimiz sesler vasıtası ile anlaşmaya çalışıyoruz, çok yetersiz. Sapir Whorf Hipotezi diye bir sav var, ilgilenen bakabilir. Buna göre dünyayı algılama biçimimiz tamamen kelimelere dayanıyor. Kullandığımız dil bizim zekâmızı ve algılarımızı var eden şey. Yani örneğin Türkiye’de doğan birisinin dünyayı telakki ediş biçimi Fransa’da doğan birisi ile birçok farklılık gösterebilir. Aynı şekilde kullandığı dil hasebiyle bir Trabzonlu ile Bir Muğlalının dünyayı idrak etme biçimleri de farklı oluyor. Bunları düşününce insan “dil”in potansiyelimizi sınırlayan bir şey olduğunu düşünmekten kendini alamıyor.
Bunlara ek olarak globalleşme ve teknolojik ilerleme ile ortak bir dil de oluşmuş durumda. Şu noktada Heidegger’in bahsettiği hesaplayıcı düşünme sistemi ve köksüzleşmiş insan mefhumu bunun da bir neticesi olarak gözüküyor. (Meseleden bağımız olarak şunu da ifade etmeliyim ki bu yüzden kültür istihsalinin tek elde toplanmasına ya da popüler kültüre karşıyız.)
İşte tam da bu sebeple sinema önemli; çünkü bize farklı bir iletişim metodu arz ediyor. Lumiere kardeşlerin bir trenin gara girişini çekerek oluşturdukları yeni dil, başka bir idrak kabiliyeti gerektiren, kuralları ve grameri farklı yeni bir lisan ortaya çıkarıyor. (Her ne kadar lumiere kardeşler bu işi başlattı denilse de elbette Sovyet sineması ve bilhassa Eisenstein bu dili oluşturan ekol olarak saygıyı hak ediyor.) Bu yeni lisanı idrak etmek de icra etmek de kolay değil. Nasıl ki ali lidar ile Hölderlin bir değilse iki yönetmen de bir değil. Dramaturji elbette, lakin bir de felsefe lazım değil mi?
Bergman Tarkovski için şöyle diyor: “Bir film eğer belgesel değilse bir rüyadır. Bu yüzden Tarkovsky yönetmenlerin en büyüğüdür. Rüyalarla dolu bir odada doğal büyük bir doğallıkla hareket eder. O anlatmaz. Onun zaten anlatacak birşeyi yoktur. O bir seyircidir, kendi imgelerini taşınması en zor şekilde sırtlar ama en kolay şekilde aktarır. Hayatım boyunca onun içinde rahat rahat dolaştığı odaların kapılarını yumrukladım. Sadece iki üç kere içeri girebildim. Ona benzemek için gösterdiğim çabalar, büyük utançlarla sona erdi.”
Zaman zaman sözüm ona sinema eleştirmenlerinin yazdığı “şunu demek istemiş, bunu demek istemiş” temalı yazıları acıyarak okuyorum. Geçenlerde de profesör titrine sahip bir beyefendiden Tarkovski analizi dinleme mecburiyetinde kaldım, mücrim gibi titredim, istikbalimizden korktum. Bu hataya düşmeyip Tarkovski tahliline girmeden, Mühürlenmiş Zaman isimli enfes kitaptan birkaç alıntı paylaşacağım.
“Ancak edebiyatın asıl özelliği, yazarın kitabını mükemmelleştirmek için harcadığı onca çabaya karşın, okurun bu sayfalarda kendi, yalnızca kendi karakterine, kişiliğine, haz duyma özelliklerine uyan şeyleri 'görmesi' ve 'okuması'dır.”
“Sözcükler, sözcükler, başka hiçbir şey yok! -gerçek hayatta sözcükler zaten yeterince anlamsızdır.”
“Bir kez olsun, aynı şeyleri hissetmeyi başarabilen iki insan birbirini hep anlayacaktır. Bunlardan biri buzul, diğeri isterse atom çağında yaşamış olsun fark etmez. Tanrım, insanların hiç değilse en temel insani dürtülerini -hem kendilerinin hem de başkalarının- anlayıp duyabilmelerini sağla.”
“Sanatın anlamı ve varlık nedeni hakkında düşünmeye yanaşmadan onu ele alıp değerlendirmeye kalkanların ruhsuzluğu ne yazık ki, sık sık, kaba bir şekilde basite indirgenmiş birtakım sözlere neden olur: "bunu hiç beğenmedim! " "hiç de ilginç değil! "... Bunlar çok iddialı savlar, ama ne yazık ki gökkuşağını tanımlamaya çalışan doğuştan kör bir adamın savlarından farkı yok! Bu kör insan, bir sanatçının edindiği deneyimlerden doğan gerçeği başkalarına açıklayabilmek uğruna çektiği acılara karşı tamamen duyarsızdır...”
“Koca bir evreni içinde taşıyan insan: İşte benim tek ilgi odağım. Zira hayat, her zaman hayal gücümüzden daha zengindir.”
https://www.youtube.com/w...h?v=TC5WTwwrPmI
224 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10
Tarkovski, sinemanın şiir bakışlı adamı. Onun filmlerini anlamak yüksek estetik algı gerektirir. Kitap, filmlerine bakışınızı tamamen değiştirecek.
Bildiğimiz sınırların çok daha ilerisinde bir bakışa sahip Tarkovski'nin Mühürlenmiş Zaman 'ı, sanatçının kendi kaleminden filmlerine , sanata ve hayata bakış açısından oluşma bir düşe yolculuk.
Sanatçı ve filozof bir zihin Tarkovski. Bitmesin diye cümle cümle okudum.. Sanatla ilginiz olmasa bile mutlaka okuyun..
224 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Tarkovski'nin sinema anlayışını,sanata bakışını ve sinemanın bağımsız,özellikle edebiyattan, bir sanat olarak var olabilmesi için verdiği çabayı kendi ağzından dinlediğimiz bir nevi not defteri,günlük de diyebileceğimiz harika kitap.Kitapla ilgili ilk aklıma gelen sıfat "dolu". Gerçekten de her cümlesinden bir şeyler edinebileceğiniz bir eser. Sovyet dönemi film politikaları, dönemin diğer önemli yönetmenlerinin filmleriyle ilgili incelemeler, Tarkovski'nin tarzının anlatımıyla film çekim teknikleri hatta Tarkovski'nin çok sevdiğini belirttiği ve örneklerine yer verdiği Japon şiiri:Haiku! Sadece bu şiir tarzını tanımamı sağladığı için bile sevebilirim bu kitabı.
Tarkovski filmlerinde ve bu kitabında kendisinden yola çıkarak hepimizi anlatıyor aslında. Dışardan sabit görünen fakat içinde büyük savaşlar veren sıradan insanları odağına alıyor ve klasik dramaturjiye de şiddetle karşı çıkıyor yani olayların belli bir sırada ilerlediği akışa.Hayat böyle ilerlemez ki diyor kendi film felsefesini anlatırken. Ben bu kitabı bir teknik kitap olarak görmüyorum çünkü Tarkovski bir sanatçı ve her sanatçının olması gerektiği gibi bir filozof da aynı zamanda. Kullandığı dil ve anlattığı konular oldukça keyifli fakat sinemaya karşı sanatsal bir kaygısı olmayanlar için sıkıcı olabileceğini de belirtmek gerek.
Benim Tarkovski'yle tanışmam nispeten erken sayılabilecek bir zamanda lise yıllarımın başında olmuştu.Sinema hakkında tam bir cehalet içindeydim ,ki hala teknik anlamda pek bilgim olduğunu söyleyemesem de, fakat izlediğim popüler vizyon filmlerinden keyif almadığımın farkındaydım ve sinemanın daha değerli daha farklı şeyler anlatması gerektiğini düşünüyordum.Nostalgia'yı izlediğimde film bittikten sonra on on beş dakika sadece durup filmin bende yarattığı duygunun keyfini çıkartmıştım, o anda filmden ne çıkardığımı sorsalar belki bir cümle bile kuramayabilirdim ama ruhumda bir şeylerin değiştiğini hissetmiştim.Bunu edebiyatımızda Yusuf Atılgan 'sinemadan çıkan insan' tanımlamasıyla anlatır.Her şeyi kelimelerle anlatamazsınız.O an bence Tarkovski'nin filmleriyle ne yapmak istediğini anlamıştım.Daha sonra buna 'katharsis' dendiğini ögrenmek ufak,önemsiz bir ayrıntıydı sadece.
224 syf.
Kendisi favori yönetmenimdir ama Tarkovski gibi birisini sadece sinemacı diye kısıtlamak büyük bir hata olurdu.Büyük bir entelektüel var karşımızda filmleri kadar kaleminin gücüne de hayran olduğum birisidir
224 syf.
·6 günde·Puan vermedi
"CINEMA OF THE SOUL"
Tarkovski'nin yeri ben de çok ayrıdır..Kendisi şiirsel sinemanın babalarından biridir, sadece çok disiplinli ve çalışkan bir yönetmen değil,bir yazar, çok farklı bakış açısına sahip bir fotografçı ve aynı zamanda bir sinematografdır.
Tarkovski bu kitabında,sadece görsel sanatlar (sinema )ile alakalı görüşlerini paylaşmakla kalmayıp,sanatın diğer dalları hakkındaki düşüncelerini de kaleme almış. Sedece bunlarla da yetinmeyip tarih,psikoloji,sosyoloji,coğrafya gibi bir çok disiplin alanındaki görüşlerini de bizimle paylaşıyor..
Ve tabi insan,içinde yaşadığı medeniyet,kültür ve bunun yansıması olan ruh hallerini aşklarını,yalnızlığını,hayallerini,acılarını,sevinçlerini,başarılarını ve kederlerini..
Tüm insan halleri ve duygu durumları
üzerine yaptığı tespitler çok farklı,tıpkı sinematografisi gibi..
Diyeceğim o ki Tarkovski gerçek anlamda bir entelektüel...
Zamane özel üniversite entelektüellerinden değil,tam bir eski tüfek, ..kalaşnikof..
Evvel zamanlarda çokça boş vaktim olduğundan tüm filmlerini severek izlemiştim,Türk sinemasındaki yansımasını,mayıs sıkınrısından başlayarak,kış uykusuna kadar çektiği tüm filimlerinde NBC da görebilirsiniz..Ve elbette "koza" ismli ödüllü kısa filminde..
Ve tabi Çehov'a da selam çakmadan olmaz..
224 syf.
·Puan vermedi
Sinema işleyişinin cahili ama izlemeyi çok seven biri olan bana bir film nasıl izlenir konusunda çok şey katan bir kitap.Geçmiş ,gelecek ,yaşam ,sanat ,tiyatro, sinema konusunda derinliği ve bilgisi tüm bunları nasıl algılamak gerektiğini keyifle okutturdu.Kitap Tarkovski’nin sadece sinemaya ve sanata bakışını değil hayata bakışını da anlatmakta .Ona göre sinemanın her şeyle ilintili olduğu felsefe,edebiyat,sanat,yaşam gibi her şeyi yansıttığı ,filmleri işleyişinde bizlere bunu göstermesi .Kitabı okudukça görüyoruz ki yönetmen kimliğinin kendisini tanımlamakta ne çok eksik kaldığını.Onu böyle büyük yönetmen yapanın gözlemleme ve yorumlama gücünü,yaşama bakışını ,derinliğini filmlerine yansıtabilmesi ve biz izleyicilere bunu geçirebilmesi.Bir hayran mektubunda bu kitapta geçen “.. bir kez olsun, aynı şeyleri hissetmeyi başarabilen iki insan birbirini hep anlayacaktır.Bunlardan biri buzul, 
diğeri isterse atom çağında yaşamış olsun bir fark etmez. .”cümlelerine karşılık ‘Tanrım! insanların hiç değilse en temel insani dürtülerini (hem kendilerinin hem de başkalarının)anlayıp duyabilmelerini sağla! ‘demiştir..bu da izleyicilerin Tarkovski’yi ne kadar içselleştirdiğinin göstergesidir.Filmleri ve müzikleriyle her zaman kült olarak kalacak
224 syf.
·8/10
Andrey TARKOVSKİ sinema tarihinin en iyi yönetmenlerinden biridir,sinemadan anlayanlar zaten onun kıymetini bilirler.Tarkovski yönetmen olmasının yanında aynı zamanda bir filozoftur.Mühürlenmiş Zaman da bu dahi yönetmen sadece filmlere ve sinema sanatına odaklanmaz,aynı zamanda hümanist ve evrensel fikirlerini de dile getirir.Hiçbir filmini izlemeyen bile kitabı rahatlıkla okuyabilir,çünkü Tarkovski sadece sanatçı değil aynı zamanda büyük bir bilgindir.Hiçbir filmini izlemeseniz de bu dahi yönetmen hakkında hiçbir şey bilmesenizde bu kitabı mutlaka okuyun ! Tarkovski'nin kitabını okuyan herkesin kazanacağı çok şey var !
224 syf.
·Beğendi·10/10
"Sanatçı, kendisine neredeyse bir mucize sonucu bahşedilmiş sayabileceğimiz yeteneğinin bedelini ödemek zorunda olan bir hizmetkârdır." diye yazar Tarkovski Mühürlenmiş Zaman'da. Sanatçının bedel ödemesi fikri kendisini sanatına vererek yaşamı istemeden de olsa ertelemesi ile yakından ilgilidir. Bu açık biçimde onun yaşamını mühürler ve salt sanat uğraşısından meydana gelmiş sınırlı bir yaşamın içine hapseder. Bu dar alanda sanatçı yine de mutludur, mutlu olmak zorundadır, çünkü elinden başka bir şey gelmez.

Tarkovski'nin kendisi de Rusya'daki yaşamı boyunca mühürlenmiş bir varoluş sergilemiş, daha sonra Avrupa'ya, İsveç ve İtalya'ya gidip filmler çekerek bir nevi bedel ödemek zorunda kalmıştır, çünkü burada çektiği filmler eski filmlerinin, yani Rusya'da çektiği filmlerin gerisindedir. Nitekim bu konuda birçok meslektaşı ve film eleştirmeni de aynı fikirdedir.

Sonuç itibariyle herkes hayatı boyunca bir şekilde bedel ödemek zorundadır. Ne yazgımızdan kaçabiliriz ne de bedel ödemekten. Ama yazgımız da bedel ödeyip ödememek de kendi elimizdedir.
272 syf.
·22 günde·Beğendi·10/10
Altını çizmediğim hiçbir sayfayı olmayan bir eser. O kadar uzun süre elimde kaldı ki, bitirmek istemedim asla. Herhangi bir yazı üzerinde emek veren her insanın okuması gereken en önemli eserdir kesinlikle.
Ne demişti Thomas Mann:
“Yalnızca kayıtsızlık, özgürlüktür. Kişilikli biri özgür olamaz, kendi damgasıyla damgalanmıştır, eli kolu bağlıdır..."
Dinleme ve anlama yeteneği çok değerlidir... Bir kez olsun, aynı şeyleri hissetmeyi başarabilen iki insan birbirini hep anlayacaktır. Bunlardan biri buzul, diğeri isterse atom çağında yaşamış olsun fark etmez.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mühürlenmiş Zaman
Baskı tarihi:
Ekim 2007
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050060089
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Die Versiegelte Zeit
Çeviri:
Füsun Ant
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Agora Kitaplığı
Baskılar:
Mühürlenmiş Zaman
Mühürlenmiş Zaman
Mühürlenmiş Zaman
"Koca bir evreni içinde taşıyan insan: işte benim tek ilgi odağım. Zira hayat, her zaman hayal gücümüzden daha zengindir. Bu yüzden gerçek bir sanatçı, ancak kendisi açısından hayati
bir zorunluluksa yaratma hakkına sahiptir. Ben de sinema sanatıyla seyirciye, hayatın gerçek akışını neredeyse hiç bozmadan aktarma yeteneğini taşımak istiyordum. Sinema sanatının gerçek 'şiirsel' özü burada yatar. Benim 'kurgu sineması'nı reddetmemin sebebi, seyircinin perdede gördüklerini kendi deneyimleriyle bağdaştarmasına imkân tanımamasıdır. Biz sanatçıların taşıdığı tek sorumluluk, kendi yapıtlarımızın düzeyini yükseltmektir. Nitekim ben de kendi filmlerimde hep, birlikte yaşadıkları insanlara bağlı olmalarına,
yani özgür olmamalarına rağmen 'içlerindeki' özgürlüğü
korumasını bilen insanları anlatmak istemişimdir."
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 340 okur

  • Eslem Önal
  • Hüsamettin
  • Hicret
  • Adem İŞLER
  • İlyas Navruz
  • meursaut
  • Mehmet Toyran
  • yasin serindere
  • Dilan Çakmak
  • ffsss

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%12.5
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%17.5
25-34 Yaş
%52.5
35-44 Yaş
%7.5
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%35.6
Erkek
%64.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33 (35)
9
%23.6 (25)
8
%13.2 (14)
7
%2.8 (3)
6
%1.9 (2)
5
%0.9 (1)
4
%0.9 (1)
3
%0
2
%0
1
%0