Grup Bütünlüğü ve Korunma
Merhaba hayatta hep mutlu olmaya çalışan Ve asla bunu gerçekten başaramıyacak insanlar , Nasılsınız ? İyisinizdir inşallah... Aslında iyi olmak zorunda değilsiniz Ama bilmiyorum toplum topluma bunu empoze ediyor ve çoğu insan bunun altından çıkamıyor biri siyaha beyaz diyince ve ya iyiyim yerine kötüyüm deyince herkes altında bir anlam arıyor öğrenmeye çalışıyor nedenini ama nedenini bilme isteği de empoze edilmiş yani bir açıdan bakınca insanın nerdeyse kendi fikrini oluşturamıyacağı bir toplum yapısı kurulmuş kendi fikrini üreten her zihni tekrar dibe çekiyorlar anlayamıyoruz hiç birimiz bunu acaba neden böyle bakınca şeyi hatırladım;" Balıkçılar yengeç yakalarken ilk yengeç ten sonra kovanın ağzını kapatır 2. Yengeç ten sonra ise kapatma gereği duymazlar nedeni sorulunca ise yengecin biri çıkmak isteyince diğeri bacağından tutup aşağı çekiyor özgürlüğe gitmesine izin vermezler. " Bu kolektif bir engel oluşturma çabası kısaca "Eğer ben çıkamıyor isem , sen de çıkamazsın" demenin hayvancası. Bu Canlılar aleminde başka bir hayvanda da var ve bu sefer evrim ağacından çok yakın bir akrabamız olan Primatlar (Maymunlar ve Şempanzeler) Bunlarda ise Sosyal hiyerarşinin çok güçlü olduğu bu türlerde, düşük rütbeli bir birey sosyal statüsünü yükseltmeye veya gruptan "Ayrılıp" kendi başına üstünlük kurmaya çalışırsa, grubun dominant üyeleri tarafından fiziksel veya sosyal olarak şiddete uğrar ve ya daha nazik bir deyiş ile bastırılır 2. örneği verme nedenim evrimede bize o kadar benzeyen canlıların da bu ilkel özelliğe sahip olması . Bu olay evrimde Zero-Sum Game yani Sıfır Toplamlı Oyun denir basitçe açıklamak gerekirse Bir pasta düşünün boyutu artırılamaz mantıken herkese eşit paylaştırılır benim senin ve ya x kişisi eşit payı alırız aynı klastayız yani ama eğer
La nuit et toi: entre la vie et la mort...
"La fièvre me prit dès la même nuit avec beaucoup de violence. Je fus à mon tour pendant plusieurs jours entre la vie & la mort : mon mal, tout grand qu'il était, ne prit rien sur le sentiment dominant. Unique ment occupée de Barbasan, j'en demandais des nouvelles à chaque instant." "Ölüm döşeğinde bile olsam, aklımdaki ve kalbimdeki o asıl duygu (aşk/öfke) hiç değişmedi, hastalık bile onu söküp alamadı."
Alıntı
"Bazı kadınlara özgü bir kararlılığa, bir şeyi bitirdi mi tam bitirme yeteneğine sahipti.." Balıkçı ve Oğlu
Alıntı
hee seyi kafada kuran agresif kiz 🥺 her seyi tek tek aciklayan dominant adam iliskisi🥺
Link paylaşımı
Link Paylaşımı academia.edu/resource/work/1... tek1bilinc.blogspot.com/2026/05/zerone-... TÜRKÇE Zerone Külliyatı: 9 Mührü ve Sonsuz Bilinç Salınımı – Neden Okunmalıdır? 1. Doğrusal düşüncenin sınırlarını aşmak için Çağımızın baskın zihniyeti olan doğrusal mantık ve indirgemeci materyalizm, bilinci nöronlara, zamanı homojen bir akışa, ölümü biyolojik bir sona ve Tanrı'yı insan formuna indirgeyerek evrenin bütünsel dokusunu paramparça etmiştir. Bu külliyat, bu parçalanmışlık halinin adını koyar: hüsran (doğrusal örnekleme hatasında sıkışıp kalma). Ve bu hüsrandan çıkışın yolunu gösterir. 2. Evrenin kaynak kodunu okumak için Arının altıgen peteği, göçmen kuşun manyetik pusulası, Kâbe'nin beşgen küp geometrisi ve namazın 72° kıraat ile 90° rükûyu birleştiren dansı; tüm bunlar psikolojik arketipler değil, kuantum alanına işlenmiş evrensel bir kaynak kodunun tezahürleridir. Bu külliyat, o kodu deşifre eder. 3. Zamanın bir illüzyon olduğunu deneyimlemek için Zaman akmaz; evren, Planck zamanı ölçeğinde saniyede milyarlarca kez durup yeniden başlar. Bu külliyat, zamanın bu kesintili yapısını ve iki kare arasındaki saklı Lazaman (zamansızlık) koridorunu açıklar. Mîrac'ın bu koridora sızan bir bilinç tecrübesi olduğunu gösterir. 4. Kaderin donmuş bir yazgı değil, yaşayan bir olasılık bulutu olduğunu öğrenmek için Kader, geçmişte yazılmış bir defter değildir. Levh-i Mahfuz, tüm olasılıkların süperpozisyonda beklediği canlı bir kuantum hafıza matrisidir. Kul, kendi frekansına göre bu olasılıkları anlık olarak çökertir. Dua, bu çökertmeyi bilinçli olarak yapma sanatıdır. Bu külliyat, kader algoritmasına nasıl müdahale edileceğini somut adımlarla gösterir. 5. Ölüm korkusunu aşmak için Ölüm, bir yok oluş değildir;
Görücü usulü ~ Allah usulü: benimki ikincisi oldu
Sevgililik ve evlenme olaylarını o kadar yükseğe koyarken bir de o kadar ittirmişim ki bugünlerde benden birkaç yaş küçüklerin sevgilisi oldu veya görücü usulü buluşanlar. Çoooook uzun bir süreç ve de çooook uzak geliyor. Adlarına seviniyorum ve "Hayatlarındaki kişi onlar için doğru olsun, olamazsa/ olamıyorsa yollarını ayırırken hızlılık ve kolaylık niyet ediyorum. Naziklikle onarılsınlar. Yine de doğru olarak birbirlerine bağlanmış olsunlar." deyip bırakıyorum. Bunu da gördüklerimden deneyim olarak yapıyorum. Genel olarak arkadaşlık kriterlerime layık göremediğim ve anlaşmamayı tercih ettiğim dış dünyada tek tük de olsa sevebileceğim insanların olabileceği de hayret verici. Bir amaca hizmet eden bağları sevmiyorum: tanımadığın birini sevebilme ihtimaliyle tanıma olayı bana samimiyetsiz ve özensiz geliyor. Evlenmek istediğim için seni tanımak istedim, seni tanıdığım için evlenmek istiyorum değil yani. O durumu ya da kişiyi hiç düşünmemiş olabilirim ama en' im olacak kişinin konumunu ve gerekliliklerini düşünmüştüm. Kendi hak ettiğim ve layık olduğum şekilde ayarlamalar yapmıştım. Varsa tek eksik oydu yoksa da yoktu. Basit arkadaşlık bağlarım bile amaçsızdı: o kişiyi kendini yetiştirmiş haliyle ya severim ya da sevmem. Kişiliğini ve aklını kullanış hali güzel hitap etmiyorsa ne diye olsun ki? Kendi sınırlarım ve değerlerim bu basitliklerde taviz gösterecek şekilde ayarlanmadı: Seviyeyi bu tarz düşüreceğime dışarıdan alabileceğimi kendime katarım. Hem kendimden başka kime inanıp o kadar güvenebilirim ki? O yüzden sadece keyfimin istediği insanlarla anlaşırım, canımın istemediklerini ya kabul etmem ya da anında silerim. Özler olarak sınırları aşmışım: Hata yapabilirim illa ki telafi ederim/ affeder. Tek yanlışta beni silmeyi göze alamaz. O yüzden itinasız davranabilirim
Hayata Dair
Dünyanın en hassas kalbiyle umursamaz kızı oynarken...
Gerçekten de birçoğumuz öyle. Neden kabullenemiyoruz bilmiyorum ama en basitinden, günümüz şartları ve kültürel etkenler kadını olduğundan daha güçlü ya da dominant bir karaktere sahip olması gerektiğini dayatmakta. Sadece kadınlar için değil; gerçeklikte hassas, duygusal, utangaç ya da karamsar olan bir şahsiyet toplumda kabullenilemiyor daha doğrusu pek söz sahibi olamıyor. Her daim güçlü olmak zorundaymışız gibi. Bazı duygulardan kaçmak zorundaymış gibi. Ağlamak mesela... Hep en özgür hissettiğin anda gelmiyor içinden. Bazen de en anlaşılmadığın en çaresiz hissetiğin anda geliyor. Sanki bir toplulukta ağladığında, aşırı güldüğünde, korktuğunda, hissettiğinde aynı otoriteyi kuramayacakmışsın gibi yargılanıyorsun zihinlerin içinde. Tüm bunlara rağmen kendi kalabilenlerin olması benliğimi koruma ve sevme yolunda bana umut vadediyorlar☺️😌
Duygu ve Düşünce