Haziran ayı özel seçkilerinin içine eklediğim kuir edebiyat örneklerinden olan Olamayanlar, Fırat Uran'ın kalemiyle tanıştığım ilk kitap oldu.
Kitap, yazarın "olamayan" aşklarını anlattığı bir öykü seçkisi aslında. Yaşadığı şehirlerde, farklı aplikasyonlar üzerinden tanıştığı insanlarla yaşadığı ve hiçbir zaman gerçekten olamayan iki insan oldukları hikayeler üzerine kurulu bu öyküler.
Açıkçası yazarın yazım tarzını sevdim fakat bu tür, yani bir nevi anı kitabı olabilecek hikayeler sanırım benim pek ilgimi çekmiyor. Su gibi aktı gitti, okuması çok kolaydı fakat okurken keyif aldım mı, bilmiyorum. Fakat bu kadar gerçek olması beni etkiledi diyebilirim, bunu asla inkar edemem. Eminim Türkiye'de ve dünyanın herhangi bir yerinde, pek çok kuir bireyin bu şekilde olamayan hikayeleri var ve yaşanmaya da devam ediyor.
Beni en çok etkileyen hikayenin, sanırım Dorian Gray'in Portresi'ni de çok sevmemden ötürü, Dorian Gray Hamamda isimli hikaye olduğunu söyleyebilirim.
Bu kitabın yazarıyla tanışmayı, oturup bir kahve içmeyi gerçekten çok isterdim. Nedendir bilmem, yazdıklarını okurken çok iyi arkadaş olurmuşuz gibi hissettirdi. Onunla oturmayı, sohbet etmeyi, yazdıklarının dışında da yaşadıklarını ve tavsiyelerini dinlemeyi çok isterdim.
5/10.
OlamayanlarFırat Uran · Sander Yayınları · 202125 okunma
Bu kitap, bitirmemek için yavaş yavaş okunan; ancak her sayfasında merakı daha da artırdığı için bir solukta bitirmek istenen türden bir eserdi. Lord Henry, Dorian’ın adeta iç sesi gibi ona sürekli fısıldayarak kendi benliğinden uzaklaşmasına ve yalnızca arzularının peşinden gitmesine neden olur. Dorian’ı öylesine yüceltir ki, kitabın ilerleyen sayfalarında onun gerçek kişiliği ortaya çıktığında okuyucuyu ters köşe yaparak şaşırtmayı başarır.
Basil Hallward ise Henry’nin tam tersi bir karakterdir. O, insanın vicdanını ve ahlaki yönünü temsil eder. Dorian’a yaptığı telkinlerle onu kendini sorgulamaya yöneltmeye çalışsa da Dorian’ın vicdanı çoktan körelmiştir. İçinde kalan son vicdan kırıntısını da Basil’i öldürerek yok eder.
Kitabın en önemli ayrıntılarından biri, Dorian’ın kendi portresinde adeta hapsolmuş olmasıdır. Günler geçtikçe kendisinin genç kalmasına rağmen portresinin değişmesini bile kıskanır. Kibri ve bencilliği arttıkça portredeki yüzün de aynı oranda çirkinleştiğini görür. Bu portre, aslında Dorian’ın ruhunun ve işlediği günahların bir yansımasıdır.
Kısacası, “Dorian Gray’in Portresi”, vicdan ile arzuların çatışmasını etkileyici bir şekilde ele alan; insanı kendi değerlerini, seçimlerini ve benliğini sorgulamaya iten unutulmaz bir eserdir.
Sanırım şimdiye kadar sayfalarını tekrar tekrar okuduğum tek kitap. Her sayfa bana ayrı bir gizem, şaşkınlık ve dehşet verdi. Wilde bunu yazarken hangi piskolojideydi çok merak ediyorum. Kitap bende tuhaf bir etki bıraktı. Her sayfası ayrı bir rahatsızlık ve merakla doluydu. Başta Basil’in Dorian’a duyduğu şeyi imkânsız bir aşk gibi okurken, hikâye ilerledikçe bunun daha karmaşık, daha saplantılı bir sanat algısına dönüştüğünü fark ettim. Lord Henry’nin düşünceleri ise doğrudan bir kötülükten çok, insanın içindeki karanlığı normalleştiren bir ses gibiydi. Cümleleri Dorian’ın zihninde birer fikir gibi değil, zamanla birer gerçek gibi yerleşiyor. Ve en sonunda insan şunu fark ediyor: En büyük dönüşüm dışarıdan gelen bir olayla değil, içeride kabul edilen bir düşünceyle başlıyor. En sarsıcı olan şey ise Dorian’ın değişimi değil, bu değişimin bu kadar “kolay” başlamasıydı.
!hafif spoiler!
8.5-9 arasıydı benim için. Gölgeler kraliçesi kadar mükemmel bir kitap değildi cam şato destanının en iyi kitapları arasında ilk üçe belki girer. Genel olarak deneyimlerimden memnunum fakat bu kitapta şehvet diğer kitaplara göre çok daha ön plandaydı. Bu beni rahatsız etti iki de bir biri biriyle bişey yaşıyordu ama sorun değil uzun olmayan sahneler olduğu için çoğunu geçerek hallettim. Savaş sahneleri mükemmeldi, özellikle Lysandra nın deniz ejderhası olup savaştığı sahneler inanılmazdı. Aelin zekasını defalarca kanıtladı, güçlü kadın karakter okumak çok hoşuma gidiyor. Rowan ile ikisinin arasındaki bağ çok hoşuma gidiyor. Dorian güçlü ve daha kararlı biri olarak çıktı karşımıza. Manon, benim küçük deli cadım, ekibe katılmasını bekliyordum zaten ama katılınca çok mutlu oldum. Aedion'a BAYILIYORUM. Fenrys ve Gavriel da çok bağlandığım karakterler oldu. Elide yi seviyorum yine zekasıyla etkileyiciydi. Lorcanı son sahneye kadar seviyordum bu kitapla ilgili tek pişmanlığım çapraz okuma yapmadan okumuş olmak, yapmam gerektiğini bile bile yapmadım canm 6. Kitabı hiç okumak istemiyor dürüst olmak gerekirse, bu yüzden direk 5i bitirdim. 6 konusunda napıcam bilmiyorum sıkıcı olduğunun farkındayım... Ve bahsetmek istediğim son bir nokta var, baskı ve dizgi. Allah için bu kitabın edisyonu neden bu kadar berbat? Sonlara doğru o kadar fazla yazım yanlışı ve o kadar fazla hata vardı ki kitaptan soğudum. Bütçem el verse seriyi ingilizce alıp okurdum bu baskıya katlanmaktansa.
Dorian Gray'in Portresi İnsan ruhunun; gençlik ve güzellik, ahlâk ve haz arasındaki gizemli ve sınırsız çatışmasını anlatıyor. Bunu hem birey üzerinden hem de sanat üzerinden aktarıyor. Yani, dış görünüşün her şeyin üstünde tutularak fazlaca takıntı yapılması, iç dünyanın giderek yozlaşmasıyla paralel tutuluyor. Romandaki figürler (karakter) de anlatılmak istenenin bir vurgusu gibi. Ressam Basil; çizdiği portredeki güzelliğe aşık. Lord Henry; hayata hep bir estetik ve haz kaygısıyla bakıyor. Dorian Gray; bu güzellik ve estetiğin portresi zaten.
Yazar, sanatsal kaygıyı üstün tutsa da romanda asıl göze çarpan ‘güzel olan her zaman iyi midir’ sorusudur veya sorunudur.
Roman, okuyan herkes için farklı bir bakış açısı sunacak şekilde yazılmış. Sürüklediği yerde sürüklüyor, durağanlaştığı yerde duruyor ama bıktırmıyor. Kendi içinde akıp giden bir anlatı. Sıkılmazsınız diyemem ama bırakamazsınız da…