Uzun yıllar önce Sefiller ve
Notre dame in Kamburu nu okuduğumdan beri hayranı olduğum yazarın, okuduğum 3.kitabı.
Kitap bana göre Hugo'nun yaşadığı dönemdeki idam mahkumiyetine bir başkaldırış olduğu yönünde. Her kim ne yapmış, ne yaşamış olursa olsun herkesin yaşamaya hakkı olduğunu ,mahkûmun her gün ölümle yüzleşmesini, çaresizliği,adalet sistemini ve hüznü barındıran harika bir roman.Klasikleri okuyamiyorum diyen arkadaşlara da klasiklere başlangıç bir kitabı olarak tavsiye edebilirim.Hugo'nun 26 yaşında böyle bir eser yazabilmiş olması kendisine hayranligimi bir kat daha artırdı.
Öncelikle kitaba bayildigimi söylerek söze başlamak istiyorum.Ismi hep dikkatimi çeken bu kitap,beş sevim apartmanı da ne ola ki diye elime alıp, Mine Söğüt le tanismama vesile olan ve bu zamana kadar nasıl okumam diye hayiflandigim bir roman oldu.Bes sevim apartmanının ne olduğunu burda anlatmaya kalkarsam ağır spoiler vermiş olurum oyuzden o kisimi pas geçiyorum.Roman çocukluk travmaları olan bir doktor ve beş akıl hastasının hikayesinden oluşuyor. Yazarın ilk romanı olmasına inanılmaz derecede şaşırdım. Böyle muhteşem bir kurgu,karakter analizleri,kitabın sonunda ters köşe yapması beni fazlasıyla memnun etti,hatta şaşırttı. Filmi nasıl çekilmez böyle bir eserin anlayabilmiş de değilim açıkçası, sanirim yönetmenler hakkını veremeyiz diye düşünmüşlerdir:)cinler,periler,kediler ve insanlarla örülü bu harika romanı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum,buarada daha önce okuyanlardan bazıları cinlerle olan münasebetlerden biraz tırsmış, hatta kabus görenler bile olmuş Ben yine de cin kelimesine tahammülü bile olmayanlara veya korkanlara tavsiye etmedigimi de buraya not düşeyim