Birinci Tanrı; Buradaki her şey ruhumu yoruyor. Ne yeni bir dünya yaratmak, ne eskisini silmek için parmağımı kıpırdatmam. Hatta ölebilsem yaşamam bile, çünkü çağların ağırlığı sırtımda yüklü ve denizlerin bitmek bilmeyen iniltisi uykularımı bölüyor. Sönen bir güneş gibi yok olabilsem, tanrılığımı amaçlarından soyutlayabilsem. Ve ölümsüzlüğümü boşluğa üfürebilsem başka hiçbir şey istemem. Keşke tükenip zamanın hafızasından silinebilsem, keşke hiçliğin boşluğunda yitip gidebilsem...
İkinci Tanrı; İnsan esaret için doğdu, insandan bize sözcü olmasını istiyoruz. İnsanın kulağı toprakla sağırlaştığında sesimizi hangi yürek yankılayacak ?
Gözleri geceyle körleştiğinde ışığımızın farkına kim varacak ? Kendi suretimizden yarattığımız genç gönlümüzün çocuğu insandan başka ne yapabilirsin ki ?
__Yalnızlığımın ötesinde başka bir yalnızlık var; yalnızlığımın yalnızlığı kalabalık bir pazaryeri, sessizliğim seslerin tantanası.
Yalnızlığımın ötesindeki yalnızlığı arayamayacak kadar genç ve sabırsızım.