BİBİ

BİBİ
@dostolstoyeevski
Kelime leşleriyle dolu bir kafatası
Adalet Bakanlığı
RİZE
80 okur puanı
Şubat 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
YILLAR ÖNCE GİDEN ANNEDEN GELEN ARAMA
Puan vermedi·424 syf.·
2026 31. kitabı
Hep bir olmamış hissiyle okuduğum bir kitaptı. Sebebi belki de yazarın, hikayenin de yarım kalmışlıklar üzerine kurulu hayatları ele alması neticesinde okuyucu da bu hissiyatı uyandırmak istemesi olabilir. Ya da Nermin YILDIRIM’ın ilk romanı olması hasebiyle bir acemiliğin de romanın mayasında bulunması sonucunda hafif çiğliğin yer alması normal gelmeli biz okurlara. Ana kahramanımızın adı Süreyya. Onun hayat hikayesini okurken bir yandan da o dönemi siyasi olaylarını, o dönemlerde yaşanmış olan büyük depremlerin getirmiş olduğu müthiş kaosu, acı kayıpları ve 11 Eylül saldırısına tanıklık ediyoruz. Küçük yaşta babasının öldüğünü annesinin ise onu bırakıp gittiğini düşünerek büyüyen Süreyya, hep insani duygular açısından bir yanı eksik olarak gelişiyor. Dışarıya karşı kendisine bir zarar gelmesin diye kabuğunu kendi kendine o kadar sert oluşturuyor ki, kendisi dahi içerisine ulaşamaz, dokunamaz oluyor. Bu vurdum duymaz tavırlarını bazı yerlerde bi anda bırakıp çok hassas biriymişçesine karşısındakiyle empati yaptığı anlar, (SPOİLER)kendi yaşadığı kaderi kendi çocuğuna yaşatması durumu, okuduğum cümleler eşliğinde bana pek gerçekçi gözükmedi. Yani roman dediğimiz şey kurgudur en nihayetinde ancak gerçekliğini hayattan alır. Romanın nefesi gerçek hayattır. Düşününce de hayatta böyle birisi olsa ve tanıyor olsaydım Süreyya gibi olmazdı bazen onun yaptıklarını yapmazdı diye düşündüm. Tabi bu benim kafamda kurguladığım anne-babasız büyümüş bir çocuk neler hissederdi durumuyla ilgili, belki siz okuduğunuz da çok haklı ve normal bulacaksınız Süreyyayı. Hikayenin işleniş şekli açısından ise, 3 parçaya ayırabilirim. 1. Geçmiş bir zaman, 2. Telefon görüşmesi yapılan kısım -ki romanın vurucu olması için tasarlanmış, merak uyandırsın diye de sürekli yarı da kesilerek yazarın
Unutma Beni ApartmanıNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20176,1bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ÖNCE ZİHNE YAZILIR ROMAN
Puan vermedi·352 syf.·
2026 27. kitabı
‘’Oğuz Atay Roman Ödülü’’ almış bu eserde yazar Güray SÜNGÜ karmaşık, ilk 50-100 sayfa okunduğunuzda muhtemelen anlamayacağınız bir roman ortaya koymuş çünkü kurgusu bu şekilde kolay anlaşılmasın diye tasarlanmış. İçinde yer yer hayata, edebiyata dair güzel cümlelerin yer aldığı, yer yer ise tekrara uğramış cümlelerin olduğu ancak bunu da yazarın bilerek yaptığının aşikar olduğu yani roman için bu tarz bir ilerlemenin gerekli olduğunu sizde kitabı bitirmek nasip olursa anlayacaksınız. Örneğin 50. Sayfada karşınıza çıkan bir paragrafın 152. Sayfada tekrar karşınıza olduğu gibi çıkması, yazarın tembelliğinden yahut aklına başka bir şey gelmemesinden kaynaklı değil kurgulanan öykünün gerekliliği söz konusu olduğu için sizi rahatsız etmeyecektir. Aksine o sayfalarda romanı anlamaya, anlamlandırmaya başlayacaksınız. Yazarın bu eseriyle beraber 3 kitabını okumuş biri olarak yazış tarzı hakkında şunu söyleyebilirim ki; söylemek istediği şeyi asla tek seferde söylemez. Atıyorum elmayı anlatması gerekirse asla elma demez, bin dereden su getirir, ağaçtan, dallardan, ormandan söz eder. Halbuki elma dese okuyucu anlayacak elmadan bahsedildiğini ama yazarımız ister ki okuyucu desin anlatılmak istenen şey elma diye. Bu yüzden kolay anlaşılabilir, okunabilir bir yazar olmadığını düşünüyorum. İyi edebiyatta zor okunan eserlerde daha bir parlak, daha bir albenili duruyor. Tabii ki basit, anlaşılabilir eserlerde de iyi edebiyat mevcut ama buna bütün okuma-yazma bilenler erişir. Okunması zor, anlaşılması zor edebi unsurlara ise nitelikli okurlar ulaşır. Bununda lezzeti başka oluyor. Peki romanın konusu ne? Bir yazar bir karakter yaratır. Bir karakter yaşayan bir canlıdır o kitapta ve farkındadır yaşadığının ama hatırlamıyordur geçmişini. Çünkü kalemden çıkmıştır. Belki bir rüyadan, bir
Düş KesiğiGüray Süngü · Ketebe Yayınları · 20201,055 okunma
YAZAR ROMANINDA KARAKTER OLARAK BARINIRSA NE Mİ OLUR?
Puan vermedi·384 syf.·
2026 23. kitabı
Türk Edebiyatının önemli kalemlerinden biri olan Ahmet Mithat Efendi’den natüralist bir roman. Ahmet Mithat Efendi romanı ele alırken okuyucularının bu tarz bir romanla karşılaşacakları için verecekleri tepkileri, hissedeceklerini düşününce çok heyecanlandığını beyan ediyor. Bunun sebebi ise şu; yazarımız romanı yazarken kendisini de bir karakter olarak romanın içerisine yerleştirmiş, üstelik uydurmaca olarak da değil, halis mulis Ahmet Mithat Efendi ismiyle romanda önemli bir karakter – hatta ana karakter bile denilebilir, olarak geçiyor. Bu denge öyle güzel sağlanmış ki, yazar hem yazarken aynı zamanda yazdıklarını romandaki kendi karakteri görüp yazıyormuş gibi işlemiş romanına. Kitabın 136. Sayfasında yazar bunu şu şekilde dile getiriyor; ‘’o romancının söz konusu olaylar içerisine girerek ve serüven sahiplerinin arasına karışarak ona göre düşüncelerini tasvire girişmesi daha tabii düşmez mi?’’ Açıkcası eserin yazıldığı devirde Türk Edebiyatında bu şekilde bir romanın ortaya konulmasını geçtim, tahayyül edilmesi bile Türk Edebiyatı için büyük bir gelişme olmuş. Okurken biraz Peyami SAFA’nın romanlarının tadı geliyor eserin kurgusundan dolayı. (BU PARAGRAF SPOİLER NİTELİĞİ TAŞIYOR) Romanın konusunu kitap bitince anlıyorsunuz, yazar hiç fark ettirmeden iki gencin aşkına bizleri de şahitlik ettiriyormuş. Bu iki aşık genç önlerine çıkan engelleri kabullenip aşklarını hiç itirafa uğratmayarak kendi içlerine hapsetmeleri sonucunda yaşamaya, başkalarını seviyormuş gibi yaparak kendilerini zorlamaya, kendilerini kandırmaya çalışmaları neticesinde, meydana gelen bazı olaylar vesilesiyle iki aşığın aşklarının ortaya çıkarak bu düğümün çözülmesi ve okuyucunun da hem şaşırıp hem de rahatlamasıyla romanımıza veda ediyoruz. Eğer bu eseri beğenirseniz, benzer nitelikte
MüşahedatAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024914 okunma
AÇLIK ÜZERİNE YAZILMIŞ BİR ROMAN
Puan vermedi·272 syf.·
2026 13. kitabı
1974 MİLLİYET YAYINLARI ROMAN YARIŞMASINDA İKİNCİLİK ÖDÜLLÜ ROMAN Yeraltı edebiyatı diye bir tür yok aslında ama insanlar konuşa konuşa böyle bir tür varmış gibi kabullendi. Hakan GÜNDAY’a mesela hep yeraltı romanı yazar derler. Bu romanda o tarz bir roman. Yani sizde rahatsızlık uyandıracak, iğrelti olan ama hayatın baya içinden olan şeyleri anlatan romanlar bunlar. Hakan GÜNDAY’ı sevenler, Metin KAÇAN’ın Ağır Romanı ve Knut HAMSUN’un Açlık romanlarını seven insanların bu romanı da seveceğini düşünüyorum. Romana girmeden önce size cevabı çok basit bir soru sormak istiyorum. Muhtaçlık kelimesinde neden açlık kelimesi de geçiyor sizce? Bunun cevabını bu kitabı okuyarak verin kendinize. Türkiye eskilerin Türkiyesi. Komünizm- Kapitalizm kavgasının varlığı seziliyor romanda. Ana tema açlık. Açlık insana neler yaptırır, muhtaç insana insanların davranış biçimleri nelerdir, hayatındaki tüm dostlarını ve sevdiklerini kaybederse insan sonu ne olur, alçalmanın kaç çeşidi vardır gibi ana temanın yan başlıklarını da bu şekilde sıralayabiliriz. Fakir, bir kuru ekmeğe muhtaç, 13 evlilik yapmış bir kadının hikayesini okutuyor yazar. Nevi şahsına münhasır bu kadının ismi; İnci. Kendisi oturduğu evi pansiyon olarak kullanıyor. Birkaç gün için kalmaya gelenler ise para vermeden tüyüp gidiyorlar. Romanı başlatan Arif Bey. Otele gelişiyle hikaye başlıyor. İnciyi gördüğünde Arif Bey’in içinden söylediği şey ‘’Gözleri böylesine perişan bir insan görmemiştim ömrümde’’ oluyor. Gözler her şeyi, her yarayı anlatır deriz ya hani. Arif Bey anlıyor. Hikayeye Umut, Ayla katılıyor. Umut genç, sosyalist bir arkadaş. İnciye yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Ayla da hemen hemen İncinin aynadaki yansıması. Ama bir fark var ki Ayla biri önünden ekmeğini alsa ses çıkarmayacak cinste
Pansiyon Huzurİrfan Yalçın · h2o Kitap · 2018139 okunma
TANPINAR'IN ELİNDEN ÇIKMAMIŞ BİR TANPINAR ROMANI
Puan vermedi·376 syf.·
2026 11. kitabı
+Şöyle bir roman tahayyül ediyorum; Tanpınar'ın Türk Edebiyatındaki yerini, önemini anlatacak ama öyle makale edasıyla çok resmi bir üslupla anlatmayacak, sonra bol bol Ahmet Hamdi TANPINAR'ın eserlerinin içerisindeki cümlelerden geçirelim ki okuyucuyu Tanpınar'ın cümleleri ile Tanpınar'ı okumaya sevk edelim, içerisinde bilim/kurgu da olsun, aksiyon hele hiç eksik olmasın, e romantiklik de katalım bir tutam. Kolay anlaşılır bir roman olmasın, okuyucu hemen çözemesin romanı, hatta son sayfalara doğru yazar kendi özet niteliğinde basit şekilde 6-7 sayfada anlatsın o derece karışık olsun roman. Başka romanlarda yer alan karakterlerden de atalım romanın içerisine. Mesela Dostoyevski'nin Budala adlı eserinde yer alan bir karakter vardı çok güzel bir kadındı hani neydi onun adı ? -Nastasya Filippovna +Heh doğru, onu da ekleyelim romanın içine. Bir de şu yazarların ölünce anlaşılması, eserlerinin öldükten sonra anlaşılıp okunması durumunu bu romanda sevgili Tanpınar üzerinden işleyerek bir hatırlatalım. Nitekim üstad Tanpınar da kendi tabiriyle söylemek gerekirse bir sükut suikastine uğramıştı. -İyi de böyle bir roman zaten yazıldı haberin yok mu? Murat MENTEŞ'in daha fırından yeni çıkmış romanını anlattın sen bildiğin. Evet diyalog şeklinde kitabın konusunu verdim az çok. Kafası karışık okurların birazcık zorlanacağı bir roman. Ama Sayın Menteş'in tarzı budur. Tüm romanlarında olayı yüz parçaya bölüp sıraya koyup sırasıyla anlatmak yerine karışık bir şekilde anlatır. Pazıl roman diye bir terim yok aslında ama Murat MENTEŞ için kullanabilirim anlatış tarzı yüzünden. Bazen düz edebi metinler okumak istiyorum. Dünya klasikleri bu metinlerin en güzel örnekleri mesela. Bu duygu-durum içerisinde olsaydım muhtemelen yazarın süslü dili beni bunaltabilirdi. Çünkü çok fazlaca
Tanpınar'a Huzur YokMurat Menteş · Everest Yayınları · 2026735 okunma