‘’Oğuz Atay Roman Ödülü’’ almış bu eserde yazar Güray SÜNGÜ karmaşık, ilk 50-100 sayfa okunduğunuzda muhtemelen anlamayacağınız bir roman ortaya koymuş çünkü kurgusu bu şekilde kolay anlaşılmasın diye tasarlanmış. İçinde yer yer hayata, edebiyata dair güzel cümlelerin yer aldığı, yer yer ise tekrara uğramış cümlelerin olduğu ancak bunu da yazarın bilerek yaptığının aşikar olduğu yani roman için bu tarz bir ilerlemenin gerekli olduğunu sizde kitabı bitirmek nasip olursa anlayacaksınız. Örneğin 50. Sayfada karşınıza çıkan bir paragrafın 152. Sayfada tekrar karşınıza olduğu gibi çıkması, yazarın tembelliğinden yahut aklına başka bir şey gelmemesinden kaynaklı değil kurgulanan öykünün gerekliliği söz konusu olduğu için sizi rahatsız etmeyecektir. Aksine o sayfalarda romanı anlamaya, anlamlandırmaya başlayacaksınız.
Yazarın bu eseriyle beraber 3 kitabını okumuş biri olarak yazış tarzı hakkında şunu söyleyebilirim ki; söylemek istediği şeyi asla tek seferde söylemez. Atıyorum elmayı anlatması gerekirse asla elma demez, bin dereden su getirir, ağaçtan, dallardan, ormandan söz eder. Halbuki elma dese okuyucu anlayacak elmadan bahsedildiğini ama yazarımız ister ki okuyucu desin anlatılmak istenen şey elma diye. Bu yüzden kolay anlaşılabilir, okunabilir bir yazar olmadığını düşünüyorum. İyi edebiyatta zor okunan eserlerde daha bir parlak, daha bir albenili duruyor. Tabii ki basit, anlaşılabilir eserlerde de iyi edebiyat mevcut ama buna bütün okuma-yazma bilenler erişir. Okunması zor, anlaşılması zor edebi unsurlara ise nitelikli okurlar ulaşır. Bununda lezzeti başka oluyor.
Peki romanın konusu ne? Bir yazar bir karakter yaratır. Bir karakter yaşayan bir canlıdır o kitapta ve farkındadır yaşadığının ama hatırlamıyordur geçmişini. Çünkü kalemden çıkmıştır. Belki bir rüyadan, bir