zeynep

zeynep
@dostozeyski
I have a reading list longer than my life expectancy
6/10
·445 syf.··
2021 35. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 06 Eylül 2021 00:57
Insanlar ne için ölür? Insanlık için, özgürlük için, ilerleme için, mutluluk için ölürler; Carmona için, imparatorluk için ölenler vardır bu hikaye’de, onlar için olmayan bir gelecek için ölenler olmuştur. Ama ölümsüz ana karakterimiz Fosca’ya göre ne için ölmüştür insanlar? Doğru, bir hiç için ölmüştür ve ölürler insanlar. :) Simone de Beauvoir, “Bütün insanlar ölümlüdür” romanının kahramanının düşünceleri aracılığıyla dünyanın ve yaşamın hiçliğini tekrar tekrar gösterir. Ölüm, tüm çabalarımızı mahveder. Yokedicidir ölüm. Peki ölümsüz bir hayat, sonsuz bir varoluş, bir oluş ve olmayış çabası nasıl gözükür? “Bütün insanlar ölümlüdür”, diğer şeylerin yanı sıra, 'conditio humana' sorusuyla - bir insanı neyin oluşturduğu sorusuyla - ilgilenir. Bu aslında felsefenin temel sorusudur. Bunun temel noktası, her insanın er ya da geç yüz yüze geldiği ölümle, yüzleşmedir. Bu nedenle, kendi kaderini tayin etme ve kendini gerçekleştirme yeteneğimizi ve çabamızı önemli ölçüde etkiler. Beauvoir'ın romandaki temel ifadeleri, anlamın ancak o anda mümkün olduğu ve kendi hayatını riske atma özgürlüğünün insanlık için bir koşul olduğudur. Bunun baş koşulu ise ölümlülüktür. Bu nedenle ölümlü olmak bir nimettir. Romanın okurlarda uyandırmak istediği düşünce budur. Gelelim şimdi yazarımıza ve yazarımızın düşüncelerine ve felsefesine. Beauvoir, insanın varlığında ne olduğunu nesnel olarak ifade etmenin mümkün olmadığı görüşündedir. İnsan, "kendini hayatının bakış açısından anlaması gereken ve sadece kendisine karşı somut davranışında ne olduğunu belirleyen" açık bir varlık olarak anlaşılır. Simone de Beauvoir'a göre, insanlık durumu 'belirsizlik' tarafından belirlenir. Varoluşçu bağlamda, 'belirsizlik', 'ontolojik' bir çift doğaya veya anayasal belirsizliğe atıfta bulunur. Simone de
Felsefe
Bütün İnsanlar ÖlümlüdürSimone de Beauvoir · Alfa Yayıncılık · 2019396 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·106 syf.··
Beğendi
·
2021 34. kitabı
“Sokrates'in savunması” filozof Platon'un bir eseridir. Platon'un, hocası Sokrates'in MÖ 399'da Atina halkının mahkemesi önünde yaptığı savunma konuşmasının kayıtıdır. Tanrısızlık ve gençliği baştan çıkarmakla suçlanmıştır bilgeli Sokrates. Bu suçlamalara karşı 3 bölüm boyunca kendisini savunur, ama ölüm cezasını engelleyemez. Bunun da farkındadır, ama yine de doğruluğa, bilgeliğe ve kendi bakış açısını bir pencere açar Sokrates, Platon aracı ile. Savunmada çarpıcı olan şey, retorik becerilerini açıkça küçümsemesi ile konuşmasının retorik ikna edebilme potansiyeli arasındaki tutarsızlıktır. Monolog’un hemen başında, Sokrates kendisini retorik bilinçten uzaklaştırıyor, ilk kez mahkemeye çıkacağı için hukuki retorik konusundaki deneyimsizliğine dikkat çektiriyor ve sadece gerçeği ortaya çıkarmak istediğini açıklıyor. Benim gözümde ise, argümanları açıklama, neden, kanıt ve zeki bir kelime hazinesi barındırması ile birlikte, aslında retorik olarak çok başarılı olan (veya olması gereken) bir konuşma gösteriyor. İçerik olarak hakimlerin sempatisini ve beğenisini kazanmaya çalışmamakta, provokatif ifadelerle onları rahatsız etmekte bulunmaktadır. Mevcut siyasi durumda dikkate alınmalıdır: Yargılama sırasında, Demokratların oligarklara karşı iç savaştaki zaferi sadece birkaç yıl önceydi. Sokrates, demokratlardan kendisini uzak görüyor. Her ne kadar retorik olarak başarılı bir konuşma olsa da, etkili savunma açısından verimsizdir, çünkü Sokrates ara ara iğneyelici sözler kullanıyor. Mesela şu alıntı ile “O halde benim katillerim olan sizlere haber vereyim ki, ölümümüm üzerinden çok geçmeden, bana verdiğiniz cezadan daha ağır bir ceza sizi beklemektedir.“ Bu durum ortaya fazla soru atıyor. Sokrates gerçekten bu konuşmayı yaptı mı yoksa bu sözler Platon tarafından
Felsefe
Sokrates'in SavunmasıPlaton (Eflatun) · Bordo Siyah Yayınları · 201264,8bin okunma
Aklım duygunun ağır basmasını izin vermiyor. :3
5/10
·128 syf.··
2021 31. kitabı
·
122 günde okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2021 22:51
Öğrenci olan Anselmus, Lindhorst ve burada gerçek dünyaya bağımsız bir paralel dünya olan Atlantis’li kızı Serpentina'ya olan sevgisi tarafından şiirin harika dünyasıyla tanıştırılır. Karşılarında dar görüşlü filistler (Filistinizm “üyeleri”), müdür yardımcısı Paulmann ve bir meclis üyesi ile evlenmek isteyen kızı Viktoria ve kayıt memuru Heerbrand var. Archivarius Lindhorst'un bir zamanlar şiirin sihirli aleminden yasaklandığını ve ancak kızlarını evlendirirse oraya geri dönebileceği ortaya çıkıyor. Öğrenci Anselmus sadece Serpentina ve Veronika arasında seçim yapması gerekmez, aynı zamanda gerçek dünya ve şiirler ütopyası Atlantis arasında seçim yapması gerekir. Böylelikle eserin amacı, şiirin harika dünyasını kasvetli gerçekliğin yanında başlı başına bir dünya olarak sunmak, bir dünyadan yüz çevirip ötekine dönüşü yaymak ve darkafalıları körlükleriyle tanınabilir kılmaktır. E.T.A Hoffmann bu esere masal diye hitap eder. Almanyanın romantik çağının çok bilinen ve damga vuran eserlerin biridir. Seveni çok, eleştireni de. Ben kendimi eleştiren taraftar olarak görüyorum bu eserde. Benim için temel sorun, şiir dünyası ile gerçek dünya arasındaki keskin çizilen sınırdır. Burada şiir dünyası, şairin gerçekle yüzleşmek yerine sığındığı dünyevi olmayan bir sığınak haline gelir. Ve aynı zamanda gerçek dünya, herhangi bir şiir yeteneğinden mahrumdur. Bu eser hümanist eğitim ve felsefeyle alay eder gibi bir izlenim aldım. Nasıl diye soran olursa, şu şekilde anlatmak isterim. Kitaptaki Filistler Cicero okur, ama aynı zamanda “darkafalı” olarak tanımlanır. Gerçeklik ve şiirin sentezinin büyük olasılıkla başarılı olabileceğini iddia eden temelde hümanist eğitim ve felsefe değil midir? Birini ya da diğerini ihmal etmeden her ikisini - hem şiiri, hem akılı- sentezlemek sanat
Edebiyat
Altın ÇanakE. T. A. Hoffmann · Can Yayınları · 2021490 okunma
Spoiler içerir :3
6/10
·184 syf.··
2021 21. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2021 18:48
Yazar F. Scott Fitzgerald, “Muhteşem Gatsby” romanıyla Amerikan toplumunun zengin kesitinin yaşamını betimliyor. Muhteşem Gatsby, klasik bir Amerikan kurgu parçasıdır. Kâr, zarar, zafer, aşk ve trajedik konular barındırıyor kendisi. Hayatını tek bir kişi için yöneten genç Jay Gatsby, güçlü iradesiyle ve Daisy’ye olan büyük aşkı ve tutkusundan (belki de ona olan takıntısından) yoksulluktan zenginliğe yükselir ve sonunda bu uğraş ona onun ölümünü getirir. Gelelim ana karakterlere Nick Carraway, Minnesota'dan genç bir adam ve romanın anlatıcısıdır. Yale'de eğitim gördükten ve Birinci Dünya Savaşı'na katıldıktan sonra, iş öğrenmek için New York'a taşınıyor. Evli Daisy Buchanan'ın kuzenidir ve bu nedenle kendisi ile Gatsby arasındaki romantizmin yeniden canlanmasını yol açıyor. Ayrıca, gizemli Jay Gatsby'nin komşusudur. Romanın tamamı öznel olarak Nick Carraway'in gözlerinden anlatılıyor ve hemen hemen onun bakış açısını benimsiyor okur. Benim gözümde Nick Carraway, Jay Gatsby’nin çok yakın bir arkadaşı ve sonuna kadar onun yanında kalan tek kişidir. Jay Gatsby, "The Great Gatsby" romanının kahramanı ve baş karakteridir. Kuzey Dakota’da kötü ve yoksul bir çocukluk geçirdi ve buna rağmen inanılmaz derecede zenginleşti. Gerçek adı James Gatz'dı ve bu yoksul kişiliğini gizlemek için icin geçmişini yok etti ve alkol kaçaklılığı ile kurduğu yeni varlıklı hayatına Gatsby olarak devam etti. Babasına göre, alkol kaçaklılığı yaptığı için değil, sıkı çalıştığı için bu zenginliğe ulaştı. Kitabın sonlarında genç Gatsby’nin “genel kararlar” ve günlük rutininden bahsediliyor ve bu “zihnini geliştirmek” için çok uğraştığının kanıtıdır. Gatsby’nin her cumartesi gecesi yalnızca Daisy için yaptığı lüks partileri, New York'un üst sınıfında çok popülerdir. Ayrıca partileri yaptığı evi de
Edebiyat
Muhteşem GatsbyF. Scott Fitzgerald · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202527bin okunma
8/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2021 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2021 16:44
Milan Kundera. Çek-Fransız bir yazar. Edebiyat olsun, Tarih olsun, Felsefe olsun; her şeyi tadında sunan bir yazar. Muhteşem kitap yazıp, benim gözümde sonunu berbat bitirip bu kitaba „bilmemek“ adını koyan yazar. Gelelim “bilmemek” kitabinin konusuna. Josef, Çek bir doktor ailesinden geliyor. Josef, liseden 1951 yılında mezun olduktan sonra, veterinerlik okuyor ve Danimarka’ya göç ediyor. 20 yıl sonra, neredeyse altmış yaşında, birkaç günlüğüne büyüdüğü ülkeye - bugünün cek cumhuriyetine - ilk kez geri dönüyor. Bana biraz gurbet tadını verdi ve gercekten empati kurabildim. Bilmemek. Vatanini, ailesini, dilini, geride biraktiklarini. Bana yakin geldi ve Milan Kunderanin stili ile çok büyük empati kurabildim. Sadece bu gurbet hasreti degil, kitabın başında bize verildigi kelime bilgiyi devamlı hikayenin içinde barındırmasını beğendim. Ana karakterlerin psikolojik düşüşlerine tanık olmak, çok özel ve güzel bir duyguydu. Paris havaalanında, kendisi gibi 20 yıllık sürgünden sonra Prag'a uçan 40 yaşlarında çekici bir kadın olan Irena ile tanışır ana karakterimiz. Onu hatırlamıyor ama Irena, onun içinde Çekoslovakya'da kısa bir süre tanıştığı bir adamı tanıdığını düşünüyor.(Genel olarak çoğu şeyi bilmiyor - daha doğrusu hatırlamıyor Josef. Kendisine “Hasta belleğindeki mazoşist defermasyondan rahatsız." teşhisini koyuyor.) 1969'da kendisinden 15 yaş büyük olan kocası Martin ve bir kızıyla Paris'e gelmis Irena. Kocasının ölümünden sonra, ölen kocasıyla aynı yıl doğmuş bir İsveçli olan Gustaf'ın sevgilisi oldu. Fransızlar Gustaf'ı “kozmopolit, sempatik İskandinav” olarak takdir ederken, Irenanin “memleketinden sürülen acı çeken genç bir kadın”in olduğu düşünüyorlar. Irena, Josef'e, "Fransızların herhangi bir deneyime ihtiyacı olmadığını biliyorsun," dedi. “Onlar icin
Edebiyat
BilmemekMilan Kundera · Can Yayınları · 20141,990 okunma