Amak-ı Hayal, Filibeli Ahmed Hilmi tarafından 1910 yılında yazılmış olan, Türk edebiyatının ilk felsefi ve gerçeküstü romanıdır. Bu özelliklerinin yanı sıra eser bilhassa tasavvufi içerikler muhteva etmektedir ve temelde sufi metafiziğinin başlıca düşüncelerinden "vahdet-i vücud" düşüncesini ele almaktadır. Vahdet-i vücud inancına göre varlık bir "Mutlak Varlık" ve O'nun aynada yansımalarından oluşan görüntülerden ibarettir.
Eserdeki "Hiç ile hep ayn-ı vahid, şey-i vahiddir (tek bir şeydir)" gibi ifadeler de bu anlayışa fazlaca dikkat çekmektedir. Eserde anlatılmak istenen mesajlar genellikle dinî, felsefî ve mitolojik karakterler üzerinden verilmektedir. Öyle ki, eserin kahramanı Raci, Buda'dan tutun da Brahman'a, Yunan tanrılarına, Zerdüştiliğin tanrılarına, peygamberlere, filozoflara, diğer mitolojik canlılara kadar birçok kahramanla ilişki içerisine girmektedir. Bu açıdan bakıldığında eserin bir dinler tarihi özelliği taşıdığını da tespit edebilmekteyiz. Bu sayede Doğu'nun da o eşsiz manevi kültürüne tanıklık ediyoruz. Eserin ana kahramanı Raci, Aynalı Baba/Dede diye isimlendirilen bir karakterle tanıştıktan sonra bir kahve içerken Aynalı Baba bir sazı eline alır başlar okumaya... Bu esnada kitaba da ismini veren bir amak-ı hayal'e dalan Raci derin hayal dünyasında hayatı sorgulamaya başlar ve başından türlü olaylar geçer. Bu olay birkaç gün böyle tekrar eder ve Raci, Aynalı Baba vasıtasıyla her amak-ı hayale daldığında farklı bir dünyanın kapılarını aralar.
Girdiği bu hallerde Raci, karşılaştığı olay ve kişilerin de yardımıyla "Varlık/Yokluk nedir?, Niçin varız? Mutluluk nedir?, Nereden geldik ve nereye gidiyoruz?" gibi sorulara cevap aramaktadır; yani bu kitaba bir nevi Raci'nin (hatta belki yazarın kendisinin) kendiyle ve diğer tüm varlıkla bir iç
Rehberim bir merkebe binmişti.Ben ise arkasında yaya yürüyordum.Rehberim:
-Oğlum kıymet-i ilm ve hikmeti öğrenmek için, yaya gideceksin. Bir şey, pahalı alınmazsa, kıymeti anlaşılmaz, dedi.