Yıllar önce bir okurun kesinlikle okunması gereken kitaplar listesinde görüp listeme eklediğim, ancak geçen yıllar boyunca hem kitabın yeni basımı olmaması hem de araya giren hayatla listede bekleyen, zamanının gelmesi ile okumaya başladığım muhteşem bir eser olur kendileri. Böyle bir kitaba nasıl bir inceleme yazılır anlatmaya çalıştıkları nasıl ifade edilir gerçekten bilemiyorum. Dilim döndüğünce bende hissetirdiklerini anlatmaya çalışacağım.
Sevgili yazarımız mimarlar, evler, binalar üzerinden kişinin bireycilik, kapitalizmi, bencilliği anlatmayı hedeflemiş bizlere. Toplumun nasıl da manipüle edilebileceğini 1940 li yıllarda kaleme aldığı bu eseriyle bir kere daha gösteriyor bize. Kitapla ilgili okuduğum yorumlar da en çok eleştirilen konunun karakterlerin ütopikliğiydi. Keating ya da Roark tarzı kişilerin ne kadar da gerçeklikten uzak olduğu eleştirilmişti. Oysa Keating gibi insanlar hele de zamanımız da ne kadar da çok. Aslında hepimizin içinde sanki hepsinden biraz biraz var. Yani Keating gibi bütün hareketleri başkaları için olan , Roark gibi kim ne derse desin kendi isteğini yapmanın dengesi gibi. Zaman zaman bu dengeyi belki de tutturamadığımız için sürekli kendimizi arıyoruz, tanımıyoruz, hayatın anlamını sorgulayıp daha yüce anlamlar bulmaya çalışıyoruz. Bundan 15 yıl önce hayatıma giren biri bana Roark'ın mahkeme salonunda ki savunmasın da söylediği şeyleri söylediğin de ona bencilsin sen, bencilliğine kılıf bulmaya çalışıyorsun demiştim. Ama bugün anlıyorum ki asıl bencillik, birilerinin onaylarını almak, sevilmek, beğenilmek, onların gözünde nasıl göründüğüne göre şekillenmek tıpkı Keating gibi...
Keating ile ilgili kitap da aklımda kalacak ve sanırım beni en çok etkileyen yerlerden biri, Keating bir yer de 'herşey tam da olmasını istediğim gibi ama yine