Bana ‘içimin derinliğinde’ ne olduğum sorulduğunda bunda herkesin ‘içinin derinliğinde’ ağır basan tek bir aidiyetin, bir bakıma ‘kişinin derin gerçekliğinin’, doğarken edebiyen belirnenen ve artık değişmeyecek olan ‘öz’ünün var olduğu inanışı yatıyor; sanki geri kalanın, bütün geri kalanının -özgür insan olarak katettiği yolun, benimsediği inanışların, tercihlerin, kendine özel duygusallığının, yakınlıklarının, sonuçta yaşamının -hiçbir önemi yokmuş gibi.