“Burada anlaşmaya varmaya çalışan yalnızca sen ve ben değiliz; ayrıca ikimiz de karşımızdaki aracılığıyla ebeveynlerimizle anlaşma yapmaya çalışıyoruz. Verdiğimiz bütün bu mücadele, çocukluğumuzda başımıza gelenlerin üstesinden gelmeye çabalamamızla ilgili.”
Bir çocuğun gelişimi genel olarak babasının kendisine ilişkin görüşüne uygun biçimde gerçekleşir. Bu yüzden bizlere düşen, çocuğun moralini güçlendirmek, gelişiminin ileride normal bir seyir izleyeceği konusunda kendisine umut vermektir.
Anlaşılabilme umudunu tüketen insanlar, dünyayla ilişkilerini beğenilme üzerine kurma eğiliminde oluyorlar, kurtulması güç bir tuzağa düştüklerini fark etmeden. Çünkü, beğenilmeyi merkez alan bir dünya, insanın kendi içinde giderek daha sıkı kilitlenmesine ve çıkışı bulunamayan bir yalnızlığa gömülmesine neden olabilir. Dolayısıyla, kendini var hissedebilmenin tek yolu da beğenilmenin sürekliliğini sağlamaya yönelik bir hayat tarzı. Bunun sonucu olarak, hayatını beğenilme üzerine kuran insanların derininde, çoğu zaman dışarıdan fark edilemeyecek kadar iyi maskelenmiş bir depresyon yaşanır.
Suçluluk duyguları, genellikle, ilişkilerimizde yaşadığımız olumsuz duyguları bilinç alanımızdan uzaklaştırarak onlara yabancılaşmamızdan kaynaklanır. Kendimize ve dünyamıza karşı farkına varmadan ya da görmezden gelmeye çalışarak sürdürdüğümüz ikiyüzlülüğün ürünüdürler. Dolayısıyla, suçluluk duygularına gömülmek, aslında kendimize karşı işlenmekte olan varoluşsal bir suçtur. Sevilebilmek için kendimizi ortadan sildiğimizde, kendimizi ve başkalarını sevebilmemizin yolu da daralıyor, sevilmek için uğraşırken sevmekten uzaklaşıyoruz. Kendimizden vazgeçme sonucu biriken düşmanca duygular, yaşanmakta olan ikiyüzlülüğü daha da pekiştirerek kısır bir döngüye dönüşme eğilimi gösterir. Farkına varmaksızın yarattığımız kısırdöngüler, hangi içerikte olursa olsunlar uyuşturucu niteliğindedirler, benliğimize egemen olduklarında hayatın akışı duraksar, yıllar geçip giderken aynı döngünün içinde tekrarlanıp durulur, çoğu kez farkına varılmadan.
Mükemmelliyetçilik noksanlığa odaklı bir düşünme biçimi ile karakterize edilir. ‘yeterince kusursuz değilim dolayısıyla kusurlarımı etrafımdakilerden ve herkesten gizlemem gerekiyor.’