Aile içindeki etkileşim, çocukları ya ‘ben değerliyim’ ya da ‘değersizim’ duygusuna götürür. Bu gereksinme aile içinde yerine getirilmezse, kişi her türlü davranışla bu duyguyu elde etmeye çalışır.
Çoğu kez ortaya konan ölçütler ana-babanın kendi değer yargılarını ya da vaktiyle engellenmiş olan umutlarını yansıtır. Sonunda, ana-babanın gerçekdışı istekleri çocuğa karşı aşırı bağımlılık geliştirilmesiyle sonuçlanabilir ve çocuk, ana-babasının bazı duygusal ihtiyaçlarını üstlenmek zorunda kalır. Bu gibi tutumların temelinde, çocuğu ayrı bir varlık olarak kabul edememenin yarattığı bilinçdışı suçluluk duyguları bulunur. Çocuğa kusur bularak olumsuz duygularına gerekçe arayan anne ya da baba, çocuğu kusursuz bir varlık durumuna getirerek onu benimsemeyi umar ve bu yolda çaba gösterir.
Çocukluk dönemindeki oyunlar, yetişkin insanın günlük etkinliklerinden zevk alabilmesine, bunları benliğine mal ederek ve gönlünü vererek yapabilmesine zemin hazırlar; yaşam sevincinin geliştirilmesine katkıda bulunur. Bundan yoksun kalan kişi, yaşam etkinliklerini kendisine verilmiş bir görev gibi yerine getirir, davranışları yaratıcılıktan yoksundur. Grup içi ilişkilerinde de yarışma ve dostluğu birlikte sürdüremez.