Bağırdı üçüncü mevki
avazı çıktığı kadar:
‘– Geliyor, ror, geliyor bizimkiler….’
Mehtaba, dökülen bahrimuhit gibi
mavi pantolonların dalgaları
kapladı perdeyi.
Denizciler derler ki büyük fırtınalarda karanlığın ortasından bir ses onları adlarıyla çağırırmış. İşte o çağıran ses kendi kaderleri imiş. İnsanın yaradılışı kendisini ‘Gel!’ diye çağırdı mı durabilen kim!
Arkadaşlar, ‘Deniz Davut'u istiyor’ dediler. Davut'u beyaz kontrakontrin yelkenine, direğin en yüksekteki yelkenine, direğin en yüksekteki yelkenine sararken, onun göklerin beyaz bir parçasına büründüğünü sanıyorduk. Ayağına zincir parçasını ben bağlayamadım. Arkadaşlar bağladı. Göklerin beyaz parçasına sarılı denizciyi, bağrının zindan karanlığına çekmeyince denizin susayışı kanmayacaktı. Kardeşimi denize attık. Üzerine deniz kapandı. Martılar köpükler üzerine çark ettiler. Dibe giden naaşın ağartısı yavaş yavaş soldu. Gözlerimizin önünde denizin yalnız yekpare mavisi kaldı. Deniz Davut’u unutmuştu artık.