Çok az İnsan kendisini bir filozof olarak görür. Bununla birlikte herkesin yaşama ilişkin felsefi bir bakış açısı vardır. Bazı insanlar yaşamı çok az kontrol edebildikleri bir olaylar ve deneyimler silsilesi olarak görür. Bazıları, yaşamı incelenmesi, kontrol edilmesi ve yönlendirilmesi gereken bir zorluklar silisilesi olarak görmektedir. Bazı insanlar yaşamın kendini geliştirmek ve başarı üzerine kurulduğunu düşünür. Bazıları ise yaşamı tecrübe edilmeyi bekleyen bir zaman dilimi olarak algılar. O halde kim haklıdır? Aslında herkes kendi açısından haklıdır. Yaşama dair pek çok felsefi bakış açısı vardır; böylece her birey kendisine en uygun bakış açısını seçer, benimser ve yaşar.
Yaşamın bir varsayımdı. Yaşlanıp ölenler bir geçmiş yığınıdır. İnsan onları düşününce, oldukları şey gelir gözünün önüne. Seni düşündüğümde olabileceğin şey geliyor. Sen bir olasılık yığını oldun, hep öyle kalacaksın.
En son anda -her türlü eylem ve düşünü, bu öngörülebilen anla ölçütleme eğilimini, bu korkunç eğilimi geçen yıl geliştirdik- herhalde atlılara karşı koşacaksın. Ben de gözlerimi kapayıp, büyülü bir deyiş bulacağım. Zira, gelenler attılarsa, onlara karşı yalnız imgeler işe yarar.
Şairler ise, her ne kadar kendi açıklamalarına göre onlar benim gemimin yolcuları olsalar da, benden daha az beslenirler; çünkü onlar -deyimde denildiği gibi-, özgür ruhların ırkıdırlar; onların bütün çabalarının amacı delilerin kulaklarını zevksiz sözler ve aptalca öykülerle okşamaktan başka bir şey değildir. Fakat tuhaf bir biçimde, bu tür şeylere öylesine arkalarını yaslarlar ki, sadece kendilerinin ölümsüz olacaklarını -ve Tanrılarınki gibi bir yaşam süreceklerine- inanmakla kalmaz ama aynı zamanda da başkalarına da bu tür güvenceler verirler.