ümit yakan

ümit yakan
@drumityakan
194 okur puanı
Ağustos 2021 tarihinde katıldı
Gabor Maté, İçimizdeki Boşluk Hissi kitabında bağımlılığı sadece madde kullanımı olarak değil, "geçici bir rahatlama sağlayan ama uzun vadede zarar veren her türlü davranış" olarak tanımlar. Bu bakış açısıyla; işkoliklik, alışveriş, sosyal medya veya toksik ilişkiler de o "içimizdeki boşluğu" doldurma çabalarıdır. ​1. Boşluğun Doğası: "Aç Hayaletler" ​Maté, kitabın İngilizce isminde Budist felsefesindeki "Aç Hayaletler" (Hungry Ghosts) kavramına atıfta bulunur. Bu varlıkların boyunları çok ince, karınları ise devasadır; ne kadar yerlerse yesinler asla doymazlar. ​"İçimizdeki boşluk bir delik gibidir; ne kadar çok şey atarsak atalım asla dolmaz. Çünkü sorun neyi içine attığımız değil, deliğin kendisidir." ​"Gerçek şu ki, çoğumuz kendimizle baş başa kalmaktan korkuyoruz. Çünkü sessizlikte, bastırdığımız o boşluğun çığlıklarını duymaya başlıyoruz." ​2. Acının Kökeni ve Travma ​Maté’ye göre boşluk hissi bir seçim değil, bir hayatta kalma mekanizmasının sonucudur. ​"Bağımlılık bir hastalık değil, duygusal bir tepkidir. Çocukken maruz kaldığımız sevgisizlik veya ihmal, beynimizin ödül mekanizmasını bozar ve bizi dışarıdan gelecek sahte mutluluk kaynaklarına muhtaç bırakır." ​"Travma sadece başınıza gelen kötü şeyler değildir; başınıza gelmesi gerekirken gelmeyen iyi şeyler de (ilgi, onay, şefkat) bir travmadır." ​3. Kendinden Kopuş (Alienation) ​Kitabın en vurucu noktalarından biri, insanın kendine yabancılaşmasıdır. ​"Kendimizden koptuğumuzda, hayatın anlamı da kaybolur. Anlam kaybı ise en büyük acıdır. Bağımlılık, bu anlamsızlık denizinde bir can yeleği bulma çabasıdır." ​"Birçok insan, acı çekmemek için hissetmemeyi öğrenir. Ancak trajedi şudur ki; acıyı hissetmemek için duygularınızı kapattığınızda, neşeyi de hissedemez hale gelirsiniz."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kitabın ruhunu en iyi özetleyen pasajlardan biri şöyledir: ​"Savaşçı, dış dünyadaki başarılarından çok, iç dünyasındaki dürüstlüğü ve bütünlüğüyle ilgilenir. O, başkalarını yenmek için değil, kendi cehaletini ve korkularını yenmek için savaşır. Gerçek zafer, kişinin kendi potansiyelini gerçekleştirmesidir." ​Bu alıntı, modern dünyanın dayattığı "rekabetçi başarı" anlayışına bir başkaldırıdır. Cüceloğlu burada, eğitimin ve gelişimin asıl amacının dışsal bir rütbe değil, içsel bir tekâmül olduğunu hatırlatır.
sayfa 90
Hunlardaki fiziki görünümü, çocuklukta kasten yapılmış tağyirata atfeden Sidoine Apollinaire, "şekilsiz ve düz bir et fazlalığı halinde" yassı burunlu çıkık elmacık kemikli, bir mağarada gibi göz çukuruna batmış gözleriyle bu brakisefal-lerden daha az dehşet ve nefretle bahsetmez. "Gözlerin batıklığına rağmen bu insanlar en uzak mesafeleri seçen keskin nazarlara sahiptirler." Filhakika göçebe-nin kartal gözü, geniş mesafeleri araştırmaya, geyik ve yabani at sürülerini tâ stepin ufuklarında fark etmeye alışmıştır. Aynı müellifin, steplerin ebedî atlısını şayanı hayret bir şekilde resmeden şu güzel mısraını zikredelim: "Hun, ayakta durduğu zaman ortanın altında bir boy gösterir. Atına bindiği zaman ise büyüktür."
Sayfa 90·Kitabı okudu
1000Kitap
LİLİ BRİK’İN ÖNSÖZÜ 1915’ten ölümüne dek, tam on beş yıl ortak oldum Vladimir Mayakovski’nin yaşamına. Kısa bir süre için ayrıldığımız zaman bile yazardı bana. Mektuplarının kimisini ben yabancı ülkelerdeyken, kimisi­ ni de dış ülkelerden Moskova’ya yazmıştır: çünkü, hemen her yıl dış ülkelere birlikte yolculuğa çıkar, zaman zaman da birbirimizden ayrı giderdik. 1926’dan sonra, Mayakovski, Sovyetler Birliği’nin bir­ çok kentinde konferans gezilerine çıkıyor ve her gittiği yer­ den bana mektup atıyordu. Telgraflarının ancak bir bölümünü verdim, bu konuda yinelemeler oluyordu çünkü: adresini bildiriyor, başka bir kente hareket ettiğini ya da dönüş tarihini haber veriyordu. Vladimir Vladimiroviç mektuplarını “Çen” diye imza­ lardı. Birçoğunun altında çizgi resimler vardır, kendisini köpek beni de kedi biçiminde çizerdi - aramızda birbirimi­ ze bu adları takmıştık. Bu mektupların bazıları daha önce kesintilerle yayım­ lanmıştır. Mayakovski mektuplarının çoğunda O. M. Brik’den söz etmiştir. Ossip Brik ilk kocamdı. Kendisini on üç yaşın­ da, ilk devrim sırasında, yani 1905’de tanımıştım. Lisemde­ ki siyasal iktisat derslerini yönetmekteydi. 1912’de evlen­ dik. Mayakovski’yle seviştiğimizi söylediğim zaman, üçü­ müz oturup birbirimizden ayrılmamaya karar verdik. Ma- yakovski’yle Brik daha o zaman ortaklaşa bir edebiyat ça­ lışmasıyla ortaklaşa fikirlerin yarattığı bağla çok yakın dosttular. Böylece, hem iç, hem de dış dünyamızda bir ara­ da yaşadık. Bu mektupların yazılışından beri kaç yıl geçti. Neler, kimler, ne olay ve tarihler unutulup gitti... Elinizdeki kitabı hazırlayabilmeme yardım eden, gerekli bilgileri derleyip kaleme alan Vladimir Mayakovski dostlarına teşekkürler ederim... (Yorum: Abuk sabuk çarpık ilişkiler, ne kadar örnek bir şahsiyet?)
Sayfa 1·Kitabı okudu
Üstüme Üstüme Geldi Bu Şehir Cadı kazanıdır, görünmez dibi Oynadım koynunda körebe gibi. Makberden devrilen kitabe gibi, Üstüme üstüme geldi bu şehir... Denizinde ne balıklar oynadı, Zindanında ne çorbalar kaynadı, Yollarını Lokman Hekim çiğnedi, Sultan Süleyman’dan kaldı bu şehir... Âşıktım, güçlüydüm, öyle bir sevdim, Cüceler içinde yaşayan devdim... Zulme baş kaldırdım, Hakk’a baş eğdim; Ağzımdan, burnumdan geldi bu şehir... Sımsıcak dost idi, cana can idi, Damarımda coşkun akan kan idi, Aşkımın mâbedi bir mekân idi, Aklımı başımdan aldı bu şehir... Pembe sokaklarda düştü önüme, Bir zaman aklımı çeldi bu şehir. Işıl ışıl yandı, girdi kanıma Gözümden düştükçe, soldu bu şehir... Beni çılgın etti, kendi çıldırdı; Büktü boynumu, can evimden vurdu. Bardağı taşırdı, zinciri kırdı,