Yalnız ve tefekkürle geçirdiği yaşamlarını bırakıp insanların arasında sonsuz kötülüklerle dolu şehirlerde yaşamayı seçen kişilerin başına gelecek olan budur.
Oysaki varlığımızı, alın terimizi eşyalara harcamamalıydık. Bir gömlek, bir tişört, bir pantolon bir insanı daha güzel yapmaz. Konuşma şeklin, aklın mimiklerin, bakışın, gülüşün, kendine ve diğer insanlara hatta diğer bütün canlılara verdiğin değer ve saygı seni güzel kılar. Daha fazla eşya satın almak yerine anılar biriktirmeli. Daha fazla şeye sahip olmak yerine yaşamayı tercih etmeli. En büyük zenginlik sahip olduğumuz anılar ve tecrübelerde. Bunları parayla satın alamazsınız.
Üstünde incecik pilili, koyu mor bir elbise vardı. Eteğinin boyu dizinin birkaç santim üstündeydi ve ben bir an için fahişe elbisesi olduğunu düşündüm, ta ki Laura onu Paris’teyken babasının aldığını söyleyene dek. İnsanın babasından gelen bir hediye edepsiz olamazdı. Babasının verdiği hediye bana kadının fahişe olmadığının kati göstergesi gibi gelirdi. Bu uyumsuzlukla -sevilen kız evlada verilmiş fahişe elbisesi gibi bir elbise- yemek bitip tabaklar kaldırılana dek epeyce mücadele ettim.