Şimdi bile sabahları, evde kimseler kalmayınca, komşularım işe gidince mutfak masasına yerleşip saatlerce gazete okurken suçluluk hissediyorum biraz, ev işleri, akşamdan kalan bulaşıkları yıkamak, alışverişe çıkmak, çamaşırları yıkayıp ütülemek, reçel ya da pasta yapacağıma...
Ve en çok da, en çok da! Yazacağıma.
Dedemin ve anneannemin övünçlerini bir tarafa bırakacak olursak okuma hastalığım daha ziyade şikâyet ve hoşnutsuzlukla karşılaşmama neden oluyor.
"Başka hiçbir şey yapmıyor. Hiç durmadan okuyor."
"Elinden başka iş geldiği yok."
"Olabilecek en hareketsiz uğraş."
"Tembellik."
Ve en çok da:" yapacağına okuyor."
Ne yapacağıma?
Solgun bakışlı fildişi bir tanrının karşısında, şaşkın sevinçler ve gizemler içinde, iyi kalpli faniler bir şey olmasını beklerken sabırla sıkılıyor gibiler.