Ne yaparsın, böyledir çilesi aşkın, Taş gibi oturmuş bağrıma acılarım. Benimkine katılınca senin de üzüntülerin Büsbütün artıyor derdim, kararıyor gönlüm. İç çekişlerin buğusuyla yükselen bir dumandır sevgi Duman dağılınca tutuşan bir ateş olur âşıkların gözlerinde Keder indi mi bir kez âşıkların gözyaşlarıyla beslenen bir deniz oluverir Başka ne olabilir? En akıllıca çılgınlık, Soluk kesen bir zehir ve bir panzehir ölümden kurtaran.
Sayfa 11·Kitabı okuyor
Dünya insana ölümü de unutturuyor. İnsan dünyayı ne kadar çok sever diye sual edilse bana tereddüt etmeden söylerim;insan dünyayı ölümü unutacak kadar çok seviyor. Oysa insanlar her gün ölüyor, her gün, her an ölüyor da ölümü görmüyor diriler. Sanki gözleri kapalı bakıyorlar ölümün olduğu tarafa.
Sayfa 239·Kitabı okudu
Reklam
Ölüm insana hüzünden ziyade nasihat vermeliydi.
Sayfa 240·Kitabı okudu
Rüveyda'ya Ağıt
Ben bir aziz değilim, hele gündüz değilim Attığı her adımda siyah bir iz bırakan Bir yanında ürküten bir baldıran gövdesi Bir yanında kederi özümleyen bir lâle Merhamet sahrasının uyuyan gecesiyim Bırak da, böyle bitsin bu günahkâr serüven Bırak da kurtarayım bu emânet sarayı Yeter, intiharınla oyduğun yüreğimi Umutsuz şarkılarla avutulduğum yeter Göğsümde bir yanardağ kıvranıyor Rüveyda Yaraları kapandıkça kanıyor Rüveyda Duman çöktü güneşin sitem aynalarına Aralandı perdeler; şimdi sessiz değilim Dertliyim, viraneyim, ben bir aziz değilim Azizler tohum eker sevgi tarlalarına Senin gözlerin dram; oysa ağlatan benim Ben dilenci; sen sultan; sevgi dağıtan benim Sen ışık; ben karanlık ve aydınlatan benim Ben ölümüm; sen hayat; cana can katan benim Sabah sende oluyor; güneşi tutan benim Soran ben; sorulan sen; hüznü damıtan benim Öldüren ben; ölen sen; kabirde yatan benim Sen sevda yüklü bulut, göklerimin sahibi Saklıyorum içimde seni bir tufan gibi Nerde uğruna ömür verdiğim belâ, nerde Her hatıra bir demet zakkum meyhanelerde Düşlerim esrarınla çoğalan pervanedir
Sayfa 18·Kitabı okudu
Niçin bu böyle oluyor? Neden böyle bir tutsaklığa giriyoruz? Bu bir sır... Anlaşılan huyumuz böyle... Sonuç şu ki, bizim mutlaka bir efendiye, bir şefe gereksinmemiz var. Böyle bir şefimiz olsun da alt tarafı bize vız gelir... Köleyiz biz, köle... Gururumuz da, küçülmemiz de hep kölecedir. Yeni bir efendi, yeni bir şef ortaya çıktı mı, eskisini alaşağı ederiz. Biz, ayırt edici bir niteliğimiz olarak karşı çıkmaktan, yadsımaktan söz ediyoruz.
Sayfa 48·Kitabı okuyor
Edebiyat
On Alman bir araya gelse, doğallıkla, hemen Schleswig-Holstein, Alman birliği sahneye çıkar. On Fransız bir araya gelse, istedikleri kadar kendilerini sıksınlar, söz dönüp dolaşır, yine kadınlarda karar kılarlar. On Rus bir araya gelince –bunu kendi gözlerinizle de gördünüz– hemen Rusya’nın önemi ve geleceği sorunu görüşülür.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Edebiyat
Reklam
Reklam