merve

Reklam
2011 yılında Louisville'deki bir yayınevi, Mark Twain'in iki ünlü romanı olan Huckleberry Finn'in Maceraları ile Tom Sawyer'ın Ma­ceraları'nı, aşağılayıcı "zenci" kelimesini daha nötr bir kelime olan "köle" ile değiştirerek yayımladı. Bu edebi korunma önleminin so­rumlusu olan Mark Twain uzmanı üniversite profesörü, bu zor kara­rı çok sayıda ortaokul öğretmeninin isteği üzerine aldığını açıkladı. Söz konusu öğretmenler, Huckleberry Finn'in orijinal halinin, "ırkçı dili" nedeniyle pek çok öğrenciyi görünür bir şekilde rahatsız etti­ğini ve bu yüzden artık sınıfta okutulmaya uygun olmadığını söyle­mişlerdi. Profesöre göre bu küçük ameliyat, Amerikan edebiyatının klasiklerinin günümüz okullarından tümüyle uzaklaştırılmasını ön­lemek için en iyi yoldu. Bu münferit bir olay değildir. Son yıllarda gençlere yönelik klasikler, özellikle de okul müfredatında olanlar sürekli ihtilaflara yol açmaktadır. Grimm Kardeşler'in veya Andersen'in narin evlatlarında onul­ maz travmalara yol açacağından korkan birçok ebeveyn, Kül Kedi­si'nin, Pamuk Prenses'in veya Kurşun Asker'in 21. yüzyıl çocuklarına hangi değerleri -ve korkuları- aşıladığını merak ediyor. Küçükleri koruma dininin bu havarileri Walt Disney fabrikasından çıkan yu­ muşatılmış uyarlamaları son derece acımasız, vahşi, ataerkil ve eski moda olarak değerlendirdikleri orijinal masallara tercih ediyorlar. Birçoğu defolu geçmişimizin geleneksel edebiyatını tümüyle yok etmek olmasa da en azından post-modern çağın vicdanına uygun şekilde uyarlanmalarından yana. Mizahçı ve yazar James Finn Garner önceki asırda, 90'lı yılların ortalarında Siyaseten Doğrucu Masallar (Politically Correct Bedti­ me Stories) adlı bir kitap yayımladı. Bu tartışmaya o da kendi mizahi yaklaşımıyla katkıda bulunuyordu. Finn Garner'ın hicvi çocuklara
İnternet belleğin kullanımını ve bizatihi bilginin işleyiş biçimini değiştiriyor. 2011 senesinde toplum psikolojisinin ön­cülerinden D. M. Wegner tarafından gerçekleştirilen bir deneyde, gönüllü deneklerin hatırlama kapasitesi ölçüldü. Deneklerin sadece yarısı hatırlanması gereken bilgilerin bir bilgisayarda tutulduğunu biliyordu. Bilgilerin bilgisayara kaydedildiğini düşünenler o bilgiyi öğrenmek için belleklerini daha az zorladılar. Bilim insanları, bu bel­leği gevşetme durumuna "Google etkisi" adını verdiler. Bir bilginin nerede tutulduğunu o bilginin kendisinden daha iyi hatırlama eği­limindeyiz. Elbette mevcut bilgiler her zamankinden daha çok ama artık neredeyse tamamı zihnimizin dışında bir yerde tutuluyorlar. Bu durum endişe verici sorulara yol açıyor: Veri akışı devam ederken bilgi nerede yer alıyor? Tembel belleğimiz bilginin kendisinden bir iz taşımayan ama bilgiyi aramak için kullandığımız bir adres defterine mi dönüştü? Sözlü anlatının geçerliliğini koruduğu eski zamanlarda yaşayan, belleği güçlü atalarımızdan daha mı cahil olduk?
Yavaş yavaş güveni azalıyordu. İnsanın, tek başına oldu­ğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanma­sı çok zordur. İşte tam da o dönemde, Drogo, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acı­yı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde diğerlerinin, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.