merve

Ben seni bir kerecik görsem, yalnızca bir kerecik daha seni görsem. Anne. Kafesinde deli gibi kanat çırpmaktan kanatları kan revan içinde kalmış göçmen kuşlar gibiyim. Kendi tırnaklarıyla yüzünü paramparça eden bebekler gibi çaresiz, kimsesiz.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gece her şeyin üzerini örter, diye düşünür insan. Oysa gecenin örttüğünden çok hatırlattıkları vardır.
insanlardan korkmak
Bazı insanlar vardır, diğer insanlarla birlikteyken sürekli tedir­gindirler. Bu duygu öylesine benliklerinin bir parçası durumu­na gelmiştir ki, onu "korku" olarak tanımlayamazlar. Çoğu kez bu tedirginliklerini maskelemeyi başarabildikleri için diğer in­sanlar onların ne yaşamakta olduğunu fark etmeyebilir. *Çünkü insanlar sözlü olmayan davranışlara genellikle pek dikkat et­mezler.* Arada bir kendilerine yöneltilen bir beğeni ya da onay­layıcı birkaç söz onları geçici olarak rahatlatırsa da, kısa bir sü­re sonra tedirginliği yeniden yaşamaya başlarlar. Savunmasız kalmaktan korktukları için, bazen ölüm-kalım savaşı veriyor­muşçasına yaşanabilen bu duygudan genellikle en yakınlarına bile söz etmezler. Bu savunma bazen o denli katıdır ki, tedirgin­liklerini kendilerinden bile saklarlar. *Kendilerine daha az yabancıysalar bunun, reddedilme, kü­çük görülme ya da hata yaparak diğer insanların onayını yitir­me kaygılarıyla ilişkili olduğunu seçebilirler.* Birinin kendileri­ni incelemekte olduğunu fark ettiklerinde tedirginlikleri daha da artar. Adeta kendilerinden utanırlar. Bu nedenle, çok istedik­leri halde ilgi merkezi olmaktan kaçınırlar. Bakışlar onları, bi­lemedikleri bir suçları fark edilecekmişçesine ürkütür. Söyle­dikleri bir söz ya da yaptıkları bir davranışın ardından kendile­rini suçlu hisseder, karşı tarafı kırmış olabileceklerini ya da yaptıkları bir hata yüzünden onaylanmadıklarını düşünürler. Kendilerine değer verildiğinde bundan hoşlanır, ama için için buna layık olmadıklarını düşünürler. Başarılı işler yaptıkları zaman bile değersizlik duygulan varlığını sürdürür. Buna karşılık garip bir çelişki de yaşanır; kendilerine gerçekten değer veril­mediğini hissettiklerinde aslında değerli olduklarını, ama bu­nun diğer insanlar tarafından fark edilemediğini
Birçok kişi, topluma ayak uydurma gereksiniminin far­kına bile varmaz. Bunlar, kendi özgür düşüncelerini ve eğilimlerini gerçekleştirdikleri, bireyci oldukları ve düşün­celerine kendi başlarına düşünerek ulaştıkları -ve çoğun­luğun düşünceleriyle kendi düşüncelerinin aynı olmasının tamamen bir rastlantı olduğu- düşüyle yaşarlar. Herkesle fikir birliği içinde olması "kendi" düşüncesinin doğrulu­ğunu kanıtlamasına yardım eder. Gene de içlerinde hala az da olsa farklı olma gereksinimi duyarlar. Bu isteği, yarat­tıkları ufak tefek farklılıklarla açığa çıkarırlar. Çanta ya da kazağa taktıkları isimlerinin baş harfleri, banka veznesin­deki isim plaketleri, Cumhuriyetçilere karşı çıkarken De­mokratları tutma, Shriner'lar yerine Elk'lere yandaş olma, kişisel farklılıklarının göstergeleri haline gelir. Reklamlar­daki "bu farklıdır" sloganı gerçekte tükenmiş olan bu acık­lı farklı olma isteğinin göstergesidir.
Herhangi bir sanatı öğrenmek için atılacak adımlar ne­lerdir? Bir sanatı öğrenme süreci iki bölüme ayrılabilir. İlk adım kuramda ustalaşmak, ikinci adım pratikte ustalaş­maktır. Eğer doktorluk sanatında ustalaşmak istiyorsam, öncelikle çeşitli mikroplar ve insan vücudu hakkında bilgi edinmem gerekir. Tüm bu kuramsal bilgileri edinmem el­bette doktorluk sanatında ustalaştığım anlamına gelmez. Bu sanatta ustalığa, ancak kuramsal bilgimin sonuçlarıy­la pratik bilgimin sonuçlarını karıştırıp bir bütün haline getirebileceğim bir yığın pratikten geçtikten sonra ulaşa­bilirim. İzlediğim bu yol, tüm sanatlarda ustalaşmanın özüdür. Fakat kuramsal ve pratik bilgilenmenin yanında herhangi bir sanatta ustalaşmak için gerekli olan üçüncü bir unsur daha vardır. Bu, kişinin o sanatta ustalaşmayı en önemli işi olarak kabul etmesi, dünyada ondan daha çok önemsediği hiçbir şeyin bulunmamasıdır. Müzik için, doktorluk için, marangozluk için -ve sevgi için- bu bir gerçekliktir. Muhtemelen bizim uygarlığımızdaki insanların, bu kadar açık başarısızlığa uğramalarına karşın, bu sanatı öğrenmeyi niçin böylesine nadir denedikleri soru­sunun yanıtı da burada yatmaktadır. Başarı, itibar, para, güç, hemen hemen tüm enerjimizi bunları nasıl elde ede­ceğimizi öğrenmeye harcarız. Sevmeyi öğrenmeye ise ve­recek hiçbir şeyimiz kalmaz.