Ben seni bir kerecik görsem, yalnızca bir kerecik daha seni görsem. Anne. Kafesinde deli gibi kanat çırpmaktan kanatları kan revan içinde kalmış göçmen kuşlar gibiyim. Kendi tırnaklarıyla yüzünü paramparça eden bebekler gibi çaresiz, kimsesiz.
Bazı insanlar vardır, diğer insanlarla birlikteyken sürekli tedirgindirler. Bu duygu öylesine benliklerinin bir parçası durumuna gelmiştir ki, onu "korku" olarak tanımlayamazlar. Çoğu kez bu tedirginliklerini maskelemeyi başarabildikleri için diğer insanlar onların ne yaşamakta olduğunu fark etmeyebilir. *Çünkü insanlar sözlü olmayan davranışlara genellikle pek dikkat etmezler.* Arada bir kendilerine yöneltilen bir beğeni ya da onaylayıcı birkaç söz onları geçici olarak rahatlatırsa da, kısa bir süre sonra tedirginliği yeniden yaşamaya başlarlar. Savunmasız kalmaktan korktukları için, bazen ölüm-kalım savaşı veriyormuşçasına yaşanabilen bu duygudan genellikle en yakınlarına bile söz etmezler. Bu savunma bazen o denli katıdır ki, tedirginliklerini kendilerinden bile saklarlar.
*Kendilerine daha az yabancıysalar bunun, reddedilme, küçük görülme ya da hata yaparak diğer insanların onayını yitirme kaygılarıyla ilişkili olduğunu seçebilirler.* Birinin kendilerini incelemekte olduğunu fark ettiklerinde tedirginlikleri daha da artar. Adeta kendilerinden utanırlar. Bu nedenle, çok istedikleri halde ilgi merkezi olmaktan kaçınırlar. Bakışlar onları, bilemedikleri bir suçları fark edilecekmişçesine ürkütür. Söyledikleri bir söz ya da yaptıkları bir davranışın ardından kendilerini suçlu hisseder, karşı tarafı kırmış olabileceklerini ya da yaptıkları bir hata yüzünden onaylanmadıklarını düşünürler. Kendilerine değer verildiğinde bundan hoşlanır, ama için için buna layık olmadıklarını düşünürler. Başarılı işler yaptıkları zaman bile değersizlik duygulan varlığını sürdürür. Buna karşılık garip bir çelişki de yaşanır; kendilerine gerçekten değer verilmediğini hissettiklerinde aslında değerli olduklarını, ama bunun diğer insanlar tarafından fark edilemediğini
Birçok kişi, topluma ayak uydurma gereksiniminin farkına bile varmaz. Bunlar, kendi özgür düşüncelerini ve eğilimlerini gerçekleştirdikleri, bireyci oldukları ve düşüncelerine kendi başlarına düşünerek ulaştıkları -ve çoğunluğun düşünceleriyle kendi düşüncelerinin aynı olmasının tamamen bir rastlantı olduğu- düşüyle yaşarlar. Herkesle fikir birliği içinde olması "kendi" düşüncesinin doğruluğunu kanıtlamasına yardım eder. Gene de içlerinde hala az da olsa farklı olma gereksinimi duyarlar. Bu isteği, yarattıkları ufak tefek farklılıklarla açığa çıkarırlar. Çanta ya da kazağa taktıkları isimlerinin baş harfleri, banka veznesindeki isim plaketleri, Cumhuriyetçilere karşı çıkarken Demokratları tutma, Shriner'lar yerine Elk'lere yandaş olma, kişisel farklılıklarının göstergeleri haline gelir. Reklamlardaki "bu farklıdır" sloganı gerçekte tükenmiş olan bu acıklı farklı olma isteğinin göstergesidir.
Herhangi bir sanatı öğrenmek için atılacak adımlar nelerdir?
Bir sanatı öğrenme süreci iki bölüme ayrılabilir. İlk adım kuramda ustalaşmak, ikinci adım pratikte ustalaşmaktır. Eğer doktorluk sanatında ustalaşmak istiyorsam, öncelikle çeşitli mikroplar ve insan vücudu hakkında bilgi edinmem gerekir. Tüm bu kuramsal bilgileri edinmem elbette doktorluk sanatında ustalaştığım anlamına gelmez. Bu sanatta ustalığa, ancak kuramsal bilgimin sonuçlarıyla pratik bilgimin sonuçlarını karıştırıp bir bütün haline getirebileceğim bir yığın pratikten geçtikten sonra ulaşabilirim. İzlediğim bu yol, tüm sanatlarda ustalaşmanın özüdür. Fakat kuramsal ve pratik bilgilenmenin yanında herhangi bir sanatta ustalaşmak için gerekli olan üçüncü bir unsur daha vardır. Bu, kişinin o sanatta ustalaşmayı en önemli işi olarak kabul etmesi, dünyada ondan daha çok önemsediği hiçbir şeyin bulunmamasıdır. Müzik için, doktorluk için, marangozluk için -ve sevgi için- bu bir gerçekliktir. Muhtemelen bizim uygarlığımızdaki insanların, bu kadar açık başarısızlığa uğramalarına karşın, bu sanatı öğrenmeyi niçin böylesine nadir denedikleri sorusunun yanıtı da burada yatmaktadır. Başarı, itibar, para, güç, hemen hemen tüm enerjimizi bunları nasıl elde edeceğimizi öğrenmeye harcarız. Sevmeyi öğrenmeye ise verecek hiçbir şeyimiz kalmaz.