Reklamlar :)
Ulan her şey reklama yenildi. Dünya kupasıyla futbola bile reklam getirdiler. Amerika’ya dünya kupası verirsen böyle olur. 1000kitaba da reklam gelmişti zamanında. Şimdi ise insanların yıllardır kullandığı ezan vakti uygulamasına bile reklam getirmişler. Lan olum zaten hayra vesile olarak tertemiz sevabını kazanıyordun. Şimdi ne diye parayı kattın işin içine. Bazen “her şey para mı lan” diye haykırmak istiyorum. Gerçi haykırışımı bile yarıda kesip arasına reklam koyabilirler. Artık bende mi yapsam diye düşünmeden edemiyorum. Mesela bu gönderideki daha fazlasına tıklama seçeneğine “daha fazlasını görmek için reklamı izle” mi koydursam 😃
Aşk Bir Strateji Oyunu Değildir
Modern dünya, aşkı bir satranç tahtasına çeviren kokuşmuş bir formül dayatıyor insana: Sev ama söyleme, önemse ama peşinden gitme. Oysa hesapsızca ve safça sevmekte hiçbir tuhaflık yok. Tuhaflık; ruhu felsefeden, şiirden ve netlikten beslenen insanlarda değil; aşkın o pürüzsüz doğasını egoların dijital laboratuvarında katleden bu çağın ta kendisindedir.
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ömür Hanımla Güz Konuşmaları
...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn- cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım?
Bir varmış bir yokmuş... Aslında hepimiz o "yokmuş" tarafına doğru yürüyormuşuz. Kimimiz farkında, kimimiz değil. Hayat dediğin bir göz kırpması kadar kısa. Sabah güldüğün insanı akşam toprağa uğurlayabiliyorsun. İnsan öyle dalıyor ki dünyaya; sanki ölüm başkasına uğrayacak sanıyor. Oysa ölümün ne yaşı var ne zamanı. Bir gün ansızın geliyor, bütün sesleri susturuyor. O gün ne cebindeki para konuşuyor ne de yıllarca peşinden koştuğun dünya işleri. Geriye sadece bıraktığın iz kalıyor. Kırdığın kalpler, tuttuğun eller, ettiğin dualar, verdiğin değer... İnsan en çok da söyleyemediği sözlere, sarılamadığı insanlara yanıyor. Kimimiz erken kalkıyor sofradan, kimimiz biraz daha oyalanıyor. Belki de hayatın en büyük gerçeği şu: Bir gün adımız anılacak, sonra yavaş yavaş sesimiz unutulacak. İşte bu yüzden, yaşarken sevmeye, affetmeye ve güzel anılar bırakmaya değer...
MÜSLÜMANLARI İMÂM GAZALÎ Mİ GERİ BIRAKTI?
"Evvelâ, âyetin mânâsı ayrıdır ve o mânâların efradı ve mâsadakları ayrıdır. İşte, o küllî mânânın müteaddit efradından bir ferdi bulunmazsa, o mânâ inkâr edilmez." Lem'alar'dan. Geçtiğimiz günlerde İhsan Fazlıoğlu Hoca'nın Soruların Peşinde'sini okudum. Maşaallah. Pek istifade ettim. Hassaten İmâm Gazalî rahimehullaha dâir yapılan tezvirata ilzâm edici cevaplar vardı. Evet. İhsan Hoca "Bilimde geri kalmamızın sebebi Gazalî'dir!" iddiasını gayet müşahhas verilerle yeriyor. Bunun oryantalistlerden ezber edilmiş bir dogma olduğunu belirtiyor. Hakikatteyse ilmî alanlarda yapılan çalışmaların zirve dönemlerini İmâm Gazalî rahimehullahtan sonra yaşadıklarını beyân eyliyor. Buna dâir deliller irâd ediyor. Alıntı yaparak uzatmayayım. Konu derindir. İlgilisini kitaba dâvet ederim. Zâten ne kadar iktibas yapsak Süreyya'ya sera nisbetinde kalacaktır. Hem, kitapta, zikrettiğimden başka pek çok hazine de bulacaklardır. Ben de bu vesileyle, İmâm Gazalî rahimehullahın, Batı'dan iktibas edilen felsefeye/felsefecilere yaptığı tenkidlerle bizi/dinimizi nasıl bir tehlikeden daha koruduğunu naçizane beyân etmek isterim. Elbette alanın uzmanı değilim. Benim tesbitim okuduklarımdan çıkarttığım nisbetledir. Efendim, şöyle bir yerden başlayayım: Bilim Tarihçileri Batı'da başlayan "aydınlanma çağı"nın Hristiyanlığı bu kadar kötü etkilemesine rağmen Müslümanları o kadar sarsmamasını şöyle bir manayla açıklıyorlar: **Muharref hristiyanlık, Aristo bilim/felsefe yaklaşımını kendi kutsal metinlerine uygun gördükleri için, nass seviyesinde sahiplendiler. Kutsal metinlerinin kâinat yaklaşımının birebir Aristo yaklaşımı olduğunu savundular. Zâten o dönemin hâkim bilimsel yaklaşımı Aristo yaklaşımı olduğu için karşılarında bir tenkid de yoktu. Fakat gün gelip "aydınlanma çağı" başlayınca, güvendikleri
İmam Gazali
Bu fani dünya için beklentiye giren kalbime de kırgınım.. Cahit Zarifoğlu