10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
Şiraze Dergisi / Sayı 35. Mayıs - Haziran 2026. İki Aylık Kitap Kültürü Dergisi. Kastamonu Sanat Evi adına çıkarılan derginin Yazı İşleri Müdürlüğünü İhsan Sert, Editörlüğünü Sedat Sert, Genel Yayın Yönetmenliğini Kudret Ayşe Yılmaz yapmaktadır. Derginin bu sayısının teması " Kitapların İyileştirici Gücü'dür." Yine derginin içinde yer alan bir bölüm olan, dosya soruşturması için pek çok yazar ve şaire, " okumanın insan ruhundaki derin travmaları ve toplumsal yaraları iyileştirdiğine/ iyileştireceğini İnanılır. Sizce kitapların böyle güçlü tesirleri var mıdır? sorusu sorularak, alınan cevaplarla okuyucu farklı bakış açılarını yönlendirilmektedir. Dergi bir kitap tanıtım dergisi olmasına rağmen, kendi ekolünü oluşturmuş kitap tanıtımı yanı sıra belirlediği gündemle basın yayın dünyasında yerini almaktadır. #Kitapşuuruinsanlıkşuurudur.
Şiraze Dergisi - Sayı 35 (Mayıs-Haziran 2026)Şiraze Dergisi · Şiraze Dergisi Yayınları · 20261 okunma
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 15:56
Aslında bu kitap hakkında biraz önyargılıydım ama gerçekten gerekliymiş. Virüsün yayılma sürecini ve insanlar üzerindeki etkisini o kadar iyi işlemiş ki anlatamam. Labirent deneylerinden 13 yıl önce yaşanan güneş patlamasından sonra birbirlerini bulan Mark, Trina, Alec ve Lana tam 1 yıl boyunca oradan oraya sürüklenerek hayatta kalmaya çalışırlar. Bundan sonra daha kötü şeyler yaşayabileceklerini düşünmeden yapmaları gereken tek şeyin yerleşim yeri aramak olduğunu zannederler. Ancak havada süzülen Kayaç'lardan atılan oklarla Dünya daha da kötü bir yer haline gelmeye başlar. Bu oklar Işıl Virüsü'dür ve insanlık yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Patlama Sonrası Koalisyon Hükümeti, Ölüm Emri vererek virüsün yayılmasını onaylamıştır. Bu saldırılardan sonra yayılan virüsle birlikte tanıdıkları herkes ya ölmüş ya da delirmeye başlamıştır. Köylere gidip neler olduğunu anlamaya çalışan grubumuz, bu virüsten etkilenmeyen bağışık bir kız çocuğu bulurlar. Ve bu kız çocuğu yıllar sonra Labirent deneylerinin en önemli parçası haline gelecektir. Aynı zamanda başka bir yerde bağışık olduğu anlaşılan Thomas ise ailesinden ayrılmak üzeredir. İSYAN tüm planlarını kurmuş ve harekete geçmeye çoktan başlamıştır.
Labirent: Ölüm EmriJames Dashner · Pegasus Yayınları · 20155,4bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi
//KİTAP TAVSİYEM "BABAMDAN KALAN CÜSSELİ POŞETLER ODASI" //ALINTILAR #Issız bir adaya düşsem Kendimi yanıma almam Palmiye ağaçları saf güneş falanmidemi yakıyor Aramızda sekiz yüz yetmiş yedi kilometre var Şiir yılıyla ölçsem Bir dakika uzağımdasın... #Cama yansıyan buğularla kaybedeceğiz parmak izlerimizi, Boyun otopsinde bulunacak dudaklarım... #İnsan doğduğunda değil, rahme düştüğünde başlar zamana yenilmeye... #Sizin poşetlerinizi babanız aldı Benim poşetim babamdan kaldı... #Düğün salonlarında çalan son müziktim Ve boş sandalyelere oluyordu konserim... #Saçlarının kuşları var Herkes de sanıyor Sana özel esiyor rüzgar... #Kadında boy veren her erkek boğulur #Çok düğümlü bir ipim,uçurum manzaralı... # Senin sayende kalp reytingim, nabzımın tavanlarında... #Kaç tur attırdı acaba kainata gülüşün... (Şu cümlenin ağırlığını hangi sevda kaldırabilir azizim...) #Soydum yara kabuklarımı, Attım poşete Kollarım parıldıyor güneşte, Sizin rengarenk neşeleriniz vardı Ve sormadınız poşetinde ne var? Neden böyle çok yıpranmış diye... (Sonra hayatından insan çıkarınca sen suçlu oluyorsun. Hatrımı sormadan halimden anlamayan, nasıl elimdeki poşet kadar değerli olsun vesselam. ) //KİTAP HAKKINDA
Babamdan Kalan Cüsseli Poşetler OdasıUmut Göksal · Tün Kitap · 20263 okunma
Puan vermedi
Oblomov, ilk bakışta tembellik üzerine yazılmış bir roman gibi görünse de aslında insanın hayat karşısındaki kararsızlığını, alışkanlıklarının esiri oluşunu ve hayallerle gerçekler arasındaki uçurumu anlatan çok güçlü bir eserdir. Romanın yazarı Ivan Gonçarov, yalnızca bir karakter yaratmaz; aynı zamanda bir dönemin ruhunu da gözler önüne serer. Romanın başkahramanı İlya İlyiç Oblomov, günlerinin büyük bölümünü yatağında geçiren, sürekli planlar kuran ama bunları hayata geçirmeyen bir aristokrattır. Yapılması gereken işleri bilir, hatta çoğu zaman doğru olanı da görür; fakat harekete geçmek konusunda büyük bir isteksizlik içindedir. Bu nedenle Oblomov yalnızca bir karakter değil, zamanla bir kavrama dönüşmüştür. Rusçada "Oblomovluk" denilen durum, insanın düşüncelerle yaşayıp eyleme geçememesini ifade eder. Kitabı okurken insan zaman zaman Oblomov'a kızıyor. Çünkü önünde fırsatlar var, onu seven insanlar var, hayatını değiştirebilecek imkânlar var. Buna rağmen sürekli erteliyor, bekliyor ve oyalanıyor. Fakat roman ilerledikçe ona kızmaktan çok acımaya başlıyorsunuz. Çünkü aslında Oblomov kötü biri değil; aksine dürüst, temiz kalpli ve kimseye zarar vermeyen bir insan. Onun asıl sorunu, yaşamın akışına katılacak enerjiyi ve iradeyi kendinde bulamaması. Romandaki en dikkat çekici karakterlerden biri de Oblomov'un arkadaşı Andrey Stolz'dur. Stolz çalışkanlığı, hareketliliği ve hayata bağlılığı temsil eder. Oblomov ise durağanlığı ve pasifliği temsil eder. Yazar bu iki karakter üzerinden iki farklı yaşam anlayışını karşı karşıya getirir. Bir tarafta sürekli üreten ve ilerleyen insan, diğer tarafta huzur arayan ama bu huzuru giderek atalete dönüştüren insan vardır. Romanın duygusal yönünü ise Oblomov ile Olga Sergeyevna arasındaki ilişki oluşturur. Olga, Oblomov'un
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma
Çöküşün eşiğinde...
7/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:43
Stefan Zweig yazmış olduğu eserin gerçek bir tarihi figür üzerinden yazılmış olması hikayeye farklı bir anlam katmaktadır. Soylu ve etkin olan bir kadının ülkesine yaptıkları yüzünden sürgüne gönderilmesi ile başlayan hikaye kadının içsel psikolojisi ve sürgünün soğuk yanlızlığı ile devam eder.Baş karakter olan Madame de Prie sürgünde yavaş yavaş bir çöküş aşamasına geçerken ki duygularını okuruz.   1. gün her şey eğlenceli ve eski günler gibi geçerken 2. ve 3. günlerde ağır bir çöküşün başlangıcına gelir. Yanlızlığın vermiş olduğu korku, geceleri onun için bir tabut hissi ile geçer. Üstündeki sesler ve eğlenceler devam ederken onun sesi soğuk ve yalnızlık içinde yok olup gider. Eski hayatını her köşede arayan karakter kendini avutmak için parisin yansımaları ile yaşamaya çalışır ancak bu çabalar anlık zevkler verir, zamanla etkisini yitiren bu çabalar ile karakter tamamen çöküşün sonuna gelir. Stefan Zweig tarafından yazılan bu eser gerçek ile kurgunun bana göre yapılmış en güzel eserlerindendir. Ana hatlar gerçek hayattan olsada karakterin içsel psikolojisi ve hareketleri Stefan Zweig'ın eseridir. Çarpıcı bir son ile tamamlanan  eser tam anlamıyla Bir Çöküşün Öyküsü'dür...
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,9bin okunma