Yusuf Peygamberden bu zamana kadar dünyada her şey, akıl durduracak derecede
değiştiği halde, bugün, Yirminci Asırda, mahpusluk yine de aynı
kalmış, demek ki, gökyüzünde, denizaltında insan zekası, henüz
mahpushaneden daha korkunç bir işkence bulamamıştı.
Dikkat edilirse, hayatın diğer cephelerinde dehşetli pasiftir bunlar ... Doğuda aydınlar, davranış ihtiyaçlarını çoğu sözle doyururlar. Yeri gelince, kendilerini astıracak kadar tehlikeli bir espiriyi söylemekten çekinmezler
de, ellerindeki bastonu, birisinin kafasına indirmek icap ederse korkudan, şaşkınlıktan donakalırlar. Oysa, bu memleketin tarihinde laf her zaman atılımlardan çok daha tehlikeli olmuştur.
Bir devletin, devrini tamamladığı, adaletinin bu halinden belliydi. Burası, karmakarışık, yırtık pırtık, mahvolmuş bir adaletin süründüğü antika bir yerdi.
Kamil Bey, o zamana kadar bir türlü anlayamadıgı bazı şeylerin sebeplerini şimdi bulmuştu. Sözgelimi: lstanbul'u dolduran
büyük camilerin yanına neden böyle sürü sürü cemaatsiz mescit yapılmış? Devrin, bir fermanla baş kesip aynı fermanla bütün bir
serveti yağma etmek düzenine çare bulmak için ... Her vakıf, din perdesi altında garanti edilmiş bir servetten, güvene alınmış bir
mirastan başka bir şey değil..