1960’ların sonunda Fatma Girik ve Memduh Ün arasında yaşanan şiddetli bir küslük, Girik’i duygusal bir boşluğa sürüklemişti. Durul Gence ile nişanlanması, kamuoyuna "yeni bir sayfa" gibi sunulsa da, Girik’in aklının ve kalbinin hâlâ eski hayatında olduğu kısa sürede anlaşıldı. Durul Gence, sadece büyük bir müzisyen değil, aynı zamanda çok nazik ve sezgileri güçlü bir beyefendiydi. Girik’in Memduh Ün’e olan sarsılmaz bağlılığını ve kendisiyle olan ilişkisinin bu bağın gölgesinde kaldığını hissettiği an, aradan çekilmeyi tercih etti. Yani "terk etme" dediğimiz durum, aslında tek taraflı bir vazgeçişten ziyade, "aidiyetin olmadığı bir yerde durmama" kararlılığıydı. "Yara bandı" tabiri kulağa sert gelse de, Girik’in o dönemki ruh halini özetlemek için sıkça kullanılır. Ancak bu durumun Durul Gence gibi derinlikli bir sanatçıda bıraktığı iz, bir öfke değil, daha çok bir kabulleniş olmuştu.
Fatma Girik, yarım asırlık bir sadakatle Memduh Ün’ün yanına döndü. Durul Gence ise müziğine ve o kendine has asaletine sığındı. Az önce bahsettiğimiz Serpil Atılgan’ın abisi olan Durul Bey, tıpkı kız kardeşi gibi, magazinin gürültüsünden ziyade sanatın ve nezaketin tarafında kalmayı seçen o eski toprak entelektüellerdendi.
Yeşilçam'ın bu hüzünlü ve karmaşık ilişkiler ağı, aslında bize o dönem insanlarının duygularını ne kadar uçlarda ama bir o kadar da şeffaf yaşadığını gösteriyor.