Aşk Manifestosu Görünen tüm güzellikler, Yaradan’ın sessiz ama en latif ayetleridir. Bakmasını bilene kâinat bir Mushaf’tır; bir yaprağın incecik damarından insanın süzülen gözyaşına kadar her nakış, durmadan O Ebedî Sevgili’yi fısıldar bize.. ​Bu ayetler, sadece fani gözler için değil, iman eden uyanık gönüller için indirilmiştir; çünkü maddeyi gören değil, arkasındaki sonsuz aşkı ve merhameti hisseden anlar bu İlahi Kelâm’ı. Kâinattaki her zerre, "Aşka bak ve asıl yurdun olan cenneti hatırla!" diye seslenir. Gülün kokusu da, bir çocuğun saf tebessümü de, semayı süsleyen yıldızlar da hep O’nun o mukaddes imzasını zarafetle taşır. ​Bu alemde hiçbir şey başıboş, hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır. Şimdi dur, durul, dünyayı seyret ve tefekkür et; çünkü şahit olduğun her güzellikte, seni O Ebedî Sevgili’ye, aslına ve vuslata çağıran gizli olduğu kadar gizemli bir aşk var. ___ /Güven Taşdemir
“POYRAZ BİR HİKAYE”
Durul ey ruhum… Yetmedi mi sana dünyanın cefası? Hâlâ varamadın mı yorgun ayaklarınla gideceğin yere? Kaç dünya daha azap çekmen gerek varman için ? Nedir bu arsızlığın ? Vuslata mı taliplisin firâka mı ? Her vardığında biraz daha ırıyorsun kendinden. Oysa kalmak da bir gitmek demekti bazen. Ve belki de sana en büyük “git” diyen, içindeki “dur” diyen sesindi aslında. İlla gideceksen eğer, git ey ruhum! Yalnız bil ki, her adımda biraz daha eksileceksin kendinden. Ama sen… Bir gemi gibisin. Fırtınalı sularda seyrin,ambarın anılarla dolu. Bıkmadın mı hâlâ, o eski yükleri yeniden ve yeniden omuzlamaktan? Bu yol seni yormaz mı sanırsın? Dalgalarında savrulursun Poyraz’ın. Vardığın her yer, yine senin limanın. Çünkü gitmek, ancak kendine varmakla anlamlı. Yakup KAZDAL
Şiir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bi yanın koş der bi yanın durul Dengeyi bulduğumda huzura ereceğim
1000Kitap
Başım dedi dinlen gönlüm dedi koş, Başım dedi durul gönlüm dedi coş, Başım yüreksizdi gönlüm başı boş, Varlığım arada kaynadı gitti.. Celâl Sahir Erozan
Şiir
Asla hiçkimseye yara bandı olma!
1960’ların sonunda Fatma Girik ve Memduh Ün arasında yaşanan şiddetli bir küslük, Girik’i duygusal bir boşluğa sürüklemişti. Durul Gence ile nişanlanması, kamuoyuna "yeni bir sayfa" gibi sunulsa da, Girik’in aklının ve kalbinin hâlâ eski hayatında olduğu kısa sürede anlaşıldı. Durul Gence, sadece büyük bir müzisyen değil, aynı zamanda çok nazik ve sezgileri güçlü bir beyefendiydi. Girik’in Memduh Ün’e olan sarsılmaz bağlılığını ve kendisiyle olan ilişkisinin bu bağın gölgesinde kaldığını hissettiği an, aradan çekilmeyi tercih etti. Yani "terk etme" dediğimiz durum, aslında tek taraflı bir vazgeçişten ziyade, "aidiyetin olmadığı bir yerde durmama" kararlılığıydı. "Yara bandı" tabiri kulağa sert gelse de, Girik’in o dönemki ruh halini özetlemek için sıkça kullanılır. Ancak bu durumun Durul Gence gibi derinlikli bir sanatçıda bıraktığı iz, bir öfke değil, daha çok bir kabulleniş olmuştu. Fatma Girik, yarım asırlık bir sadakatle Memduh Ün’ün yanına döndü. Durul Gence ise müziğine ve o kendine has asaletine sığındı. Az önce bahsettiğimiz Serpil Atılgan’ın abisi olan Durul Bey, tıpkı kız kardeşi gibi, magazinin gürültüsünden ziyade sanatın ve nezaketin tarafında kalmayı seçen o eski toprak entelektüellerdendi. Yeşilçam'ın bu hüzünlü ve karmaşık ilişkiler ağı, aslında bize o dönem insanlarının duygularını ne kadar uçlarda ama bir o kadar da şeffaf yaşadığını gösteriyor.
Alıntı
Serpil Atılgan’ın vefatı, sadece bir edebiyat devinin eşinin kaybı değil, aynı zamanda Türk entelektüel tarihinin en zarif ve sessiz hafızalarından birinin de silinmesi anlamına geliyor. Anlatılanlar o "gece geciken Ankara treniyle gelen kadın" imgesinin ardındaki gerçek insanı ve onun tevazusunu çok kıymetli bir yerden yakalıyor. Yusuf Atılgan’ın dünyasında gerçeklik ile kurmaca arasındaki o ince sızı, Zebercet’in bekleyişiyle somutlaşırken, Serpil Hanım’ın bu efsaneyi sadece "Öyle diyorlar" diyerek gülümsemeyle karşılaması, onun sahip olduğu vakarı çok iyi özetliyor. Yazılmasına izin vermediği o "küçüklükler" ve tanıklık ettiği dönemler, aslında bir devrin etik anlayışını da beraberinde götürüyor. Edebiyat dünyasının bu sessiz vedadaki vefasızlığına dair notlar ise maalesef tanıdık bir kederi hatırlatıyor. Yusuf Atılgan’ın ilk eşi Fethiye Hanım ile olan kısa evliliğinin ardından, hayatının son on dört yılını paylaştığı kendisinden 21 yaş küçük olan Serpil Hanım ile kurduğu o dünya, Anayurt Oteli ve Canistan gibi eserlerin gölgesinde ama onlardan bağımsız bir derinliğe sahipti. Bir tiyatro sanatçısı ve müzisyen olarak kendi kimliğini bu kadar naif bir şekilde geri planda tutması, günümüzün "görünürlük" takıntılı dünyasında ne kadar nadir bir karakter olduğunu gösteriyor. Serpil Atılgan’ın, ağabeyi Durul Gence ve hayat arkadaşı Yusuf Atılgan ile bir yerlerde o "uzun ve derin" sohbetlerine devam etmesini umalım.
1000Kitap