Yıllar...ki içinde binlerce düş ölüsü
Koparıp götürdü kimlerden neleri...
Sesler, yüzler, yerleri
Bir yara gibi sızlayan dokunuşlar
Her biri bir ömre değen
Yıllar sızıyor aralık kapıdan...
En ince yerinde sözün, en içten Gülüyorsun ya hani köpük köpük Binlerce pencere açılıyor içime
Her camında bin altın güneş esen.
İplikince bir ışık yağmuruyla Yıkanıyor yüreğimin el değmemiş yerleri
Bir ilkyaz göğü gibi sen öyle uzak
Güzellikler içinde dupduru gülümsedikçe.
Aklım dil vermez düşüncelerin Umarsız ufuklarını okşayıp geçiyor Doluyor iç denizlerime, unutulmuş Duyguların büyülü rüzgarları;
Sularım yüzünü yansıtmaktan mutlu Ürperiyor sesinin titreşimleriyle.
Adınla yer değiştiriyor içimdeki keder Daha bir seviyorum yaşadığım günü. Ey sabahın sevinci mutluluğun imgesi Solgun umutlarıma düşen taze çiğ tanesi...
Eksilmesin ömrümün saklı sularından O düş inceliğinde öpüş içtenliğinde Gülüşünün yüzünde gümüşlenen aylası. Sevgisiz mevsimsiz bir donuk zaman içinde
Aldığım tek soluk yaşadığım an oldun
Seninle anlam buldu nesneleri dünyamın
Yaşanmış ve yaşanmamış ne varsa sana ilişkin, dünya kadar bir yumruk olup oturuyor boğazıma. Sıcakla soğuğun aykırı yol ağzında; hevesle düş kırıklığının, bekleyişle bitişin birbirini yediği karmakarışık duygular içinde kaskatı kalıyorum.