Puan vermedi
kendisinin okuduğum ilk kitabı, öyle ki son da olmayacak. kendi lisanını yaratmış; diline aşina olmayanı da pekala ve çarçabuk alıştıran yazar, muazzam giriş cümlesiyle okuru üstkurmacayla en başından tanıştırır: Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih'ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı. kitap postmodernist bir bakış açısıyla yeni tarihselcilik ve üstkurmaca spektrumunda mekik dokumasına senkronize, kitaptaki rendekâr'ın (yani descartes) "düşünüyorum, öyleyse varım" aforizması üzerinde de sıkça durur. giriş cümlesiyle okuyucu, yazarımızın enteresan dünyasından esintileri ilk sayfadan alır. anar, lisanı sağ olsun; okurun hiç adım atmadığı bu yeni dünyada yabancılık çekilmesine mahal vermez. eserin sürgit biçimde parça parça perspektifler sunup her birini aynı yolda kesiştirip bütünleyebilmesi de tek solukta okumaya olanak sağlar çünkü anlatı hiçbir sekteye uğramadan amaçlanan yere ulaşır. uzun ihsan efendi, yazarın bizzat kendisidir. yazarın kitaba kendisini karakter biçiminde dahil etmesi üstkurmacanın düsturlarından birisidir, bu da okuyucuya yeni bir deneyim sunar. zorlu bir düsturdur bu: her yazar kendisini karakterize ederken mevzubahis eserdeki kadar başarılı olamaz. yazar, kitabın sonunda "...bugünden tam üç yüz sekiz yıl sonra, sözgelimi İzmir'de oturan mahzun ve şaşkın adam..." derken kendisini tamamen deşifre eder. kitap boyunca yazarın bir adım gerimizde hissettiğimiz iz düşümü; gölgesi, artık bizimle dip dibe yürümektedir. bizzat okumamın esnasında bu cümleyi gördüğüm gibi bir şeylerin tamamlandığı hissiyle doluverdim. bu öyle bir kitap ki tüm çarklar farklı yönlere dönse de
Duygu ve Düşünce
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
Puan vermedi·238 syf.··
2023 67. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Kasım 2023 19:40
İhsan Oktay Anar 21 Kasım 1960 doğumlu Türk roman ve hikâye yazarıdır. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde tamamladıktan sonra, aynı bölümden 2011 yılında öğretim üyesi olarak emekli oldu. İhsan Oktay Anar, 1960 yılında İstanbullu bir ailenin en küçük çocuğu olarak Yozgat'ta dünyaya geldi. Babası Mehmet Sait Bey, TEKEL'de müskirat eksperi, annesi Bedia Hanım ise memurdur. Süheyla ve Füruzan adlarında iki de ablası vardır. Anar'ın ataları, 1893'te Kazan'dan İstanbul'a gelmiştir. Büyükbabası Abdullah Almaçov, ilahiyat tahsili yapmak için Fatih Medresesi'ne gitmiş ve burada müderrislik yapmıştır. 3 Mart 1924'te, Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu ile medreselerin kapatılması sonucu medreseden ayrılmıştır. İstanbul'a yerleşen Anar'ın büyükbabası, Soyadı Kanunu ile "Anar" soyadını almıştır. İhsan Oktay, bu olayı şöyle anlatır: Anar soyadını amcam bulmuş. Amcam bir Rum kadınına âşık olmuş, ama kadın ona karşılık vermemiş ve 'Seni hiç unutmayacağım, daima anacağım' adında (anlamında) Anar soyadını seçmişler. Anar, babasının mesleği gereği ilk ve ortaokulu İstanbul'da okumuş, lise çağlarında İzmir'e taşınmıştır. Burada Karşıyaka Erkek Lisesi'ne başlamış, ancak tamamlayamadan okuldan atılmıştır ve lise eğitimini Akşam Lisesi'nde tamamlamıştır. Akşam Lisesi'nde eğitim almaya başlayan Anar, gündüzleri tabela boyamaya başlamış; bu işi üniversiteye kadar devam ettirmiş ve üniversiteyi kazandıktan sonra da bırakmıştır. ''Okuldan kaçıp kütüphaneye gidiyordum. Milli kütüphaneye gidiyordum. Okuldan kaçıyor, orada okuyordum: Maupassant, Çehov, Gogol... Bir gün eve okuldan atıldığım haberi geldi, devam etmediğim için.'' Lise eğitiminden sonra Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne devam eden Anar, askerlik görevini ertelemek için aynı
Edebiyat & Roman
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Üstkurmaca Bir Roman Olarak Puslu Kıtalar Atlası
9/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2021 5. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2021 02:48
İhsan Oktay Anar 1995-2007 yılları arasında yayımladığı romanlarıyla postmodernist üstkurmacanın yetkin örneklerini sunmuştur. Anar beş romanından dördünde Uzun İhsan ismini verdiği izdüşümünü, yazarlık vasfından arındırmadan, hatta bu vasfı özellikle koruyarak romanına yerleştirir. Gerçek ve kurmaca dünyanın sınırları arasında dolanan bir düş görücüdür Uzun İhsan. Romanlar onun düşünün ürünüdür. Onunla Puslu Kıtalar Atlası’nın girişinde tanışırız: “Uzun boyundan ötürü ona Uzun İhsan Efendi derlerdi ... Arap İhsan yeğenine uzun uzun baktı: Yumuşacık kuştüyü döşeklerde yatan bu adam sözümona Frenk kâşiflerine özenip bir mapamundi, Kaftan Kafa bir dünya haritası yapma sevdasına kapılmıştı. Ne var ki bu miskin yeğen, değil dünyanın haritasını yapmak, dünyanın onda birini dolaşacak tıynette olamazdı ... Arap İhsan bir yandan horlayıp bir yandan da salyalarını akıtan yeğenine şunları söylüyordu: ‘Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan ... Gülleri bülbülleri göremeyip gün boyu evde oturan bu adam dünyanın kendisini hiç görebilir mi?’ “Uyanıklar âlemindeki dayısı ona bunları söylerken Uzun İhsan Efendi ise düşünde muhteşem bir korsanı görüyordu ... Bu muhteşem korsan, dayısı Arap İhsan’dı.” (ss. 21-22) Arap İhsan’ın yanıldığını aşama aşama görmeye başlarız. Gerçekten de uyku halinde olan biri vardır. Hatta bu kişi bir anlamda yazarı temsil eden Uzun İhsan’ın ta kendisidir. Ancak o, yaşadığımız dünyayla roman dünya arasında bir yerde uyur haldedir. Onun düşleri Arap İhsan’ın yaşadığı (ve Uzun İhsan’ın kendisinin de aynı anda içinde bulunduğu) dünyanın uyanıklık halidir. Düşe yatarak bir “mapamundi” yapma sevdası boş değildir. Hatta yapmak değil, var etmek ya da yaratmak demeliyiz. Arap İhsan ve diğer kahramanların var olmasının koşulu onun düş görmesidir. Düş-gerçek ve varlık
Edebiyat
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
9/10
·238 syf.··
2021 39. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2021 16:50
Son günlerine yaklaştığımız yaz mevsiminin sıcak ve nemli bir akşamında, mesai sonrasının mahmurluğuyla büyük bir okuma hevesiyle ilk defa aldım elime "Puslu Kıtalar Atlası'ni". Kitapların giriş ve final cümlelerine olan özel ilgim nedeniyle daha bir özenle okudum ilk cümlesini... Ama beni sükutu hayale uğratan o başlangıçtan sonra bezgin bir edayla geri bıraktım kitabı. Bu esere başlama günümün o gün olmadığını düşündüm. Ön sözdeki "Mutlu yazar, azdır. Belki de yoktur. Ama mutlu okur vardır." sözünde bahsi geçen o şanslı okurlardan olduğumu duyumsayamadım. "Ulema cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikayet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kainattan 7079 yıl, İsa Mesih'ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantin iye derler tarrakası meşhur bir kent vardı" yla başlayan kitap beni projektör tutulmuş tavşana çevirmiş, mutlu okur unvanımı ilk dakikadan elimden almıştı.Kitabın dilinin Türkçe olduğunu bana teyit ettiren diğer sayfalara göz gezdirmek beni daha büyük bir endişeye sürükledi. Ertesi sabah zinde bir dimağla aksamki yenilginin verdiği azimle yeniden başladım okumaya lakin pek bir şeyin değişmediğini fark ettim. Türk Dil Kurumundan yardım aldıktan sonra biraz daha anlamlandı mahut cümle. Başlangıcında birbirimizi anlamakta zorluk çektiğimiz ilişkimizin ilerleyecek sayfalar için müphem izler taşıdığı kesindi. Okudukça şüphelerim yerini bazı çağrışımlara bıraktı. Eser; düş içinde düş görülmesiyle Sofi'nin Dünyası'ndan, Ebrehe'nin yöntemlerinin Hasan Sabbah'ınkine benzerliği ile Alamut Kalesi'nden, olayların bir örümcek ağı gibi birbirine bağlanmasıyla Charles Dickens'in İki Şehrin Hikayesi'nden izler taşıyordu benim için... Rene Descartes'in 'Düşünüyorum, öyleyse varım' felsefesi, baş karakterlerden Uzun
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
Puan vermedi·238 syf.··
2021 18. kitabı
Kitap düş ile gerçekliği beraber sunan bir yapıya sahip fakat burada puslu olan düş değil gerçekliktir. Zira düşler zaten her daim pusludur, burada nitelendirilen pus sıfatını hak eden, kitabın içerisindeki gerçekliğin ta kendisidir. Allahım ben ne okudum dedirten bir kitap kesinlikle :) Kitabın girizgâhı şöyledir: “Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki, kun-ı Kâinattan 7079, İsa Mesih’ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Kostantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.” Olaylar bugünkü İstanbul olan Kostantiniye'de geçmektedir. Aslında olaylar, karakterler, yaşanan herşey kitabın kahramanı olan Uzun İhsan Efendi'nin düşlerinden ibaret. Uzun İhsan Efendi:"Gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum. Düşünüyorum ama sadece ben var değilim, düşündüğüm için asıl sizler varsınız. Sizler benim zihnimdeki düşüncelerden ibaretsiniz." der. Astsal seyahete çıkarak uyuduğu yerde dünyayı gezerek, tüm gördüklerini not edip "Puslu Kıtalar Atlası" adında bir eser yazan Uzun İhsan,eserinde oğlu Bünyamin'e şu dizeleri yazar: "Sevgili oğlum seni sevmek, sarılmak,öpmek ve başını okşamak isterdim ama düşlere dokunmak mümkün olabilir mi? Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun bin bir halinden korkma. Hoşçakal oğlum, hoşçakal benim sevgili biricik düşüm." #okudumbitti #puslukitalaratlasi #ihsanoktayanar
İnsan ve Duygular
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
10/10
·238 syf.··
2021 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2021 14:21
"Düşlere dokunmak mümkün olabilir mi?" Oturdum, İhsan Oktay Anar geçti karşıma aldı eline kitabını anlattı da anlattı. Yoksa Uzun İhsan Efendi miydi anlatan? Bünyamin de kimdi o zaman? Her şey yanılsama, her şey bir düş ürünü müydü sahiden? Kimdim ben? Her şeyin iç içe geçtiği ama mutlaka bir yerde ayrılıp tekrar bütün olduğu eser sizi yerden yere vuracak. Bahsettiği kişilerle aklınızı karıştırıp, bildiğinizi sorgulatacak. Yeniçeriler, padişahlar derken bir de meraklı maymun çıkacak karşınıza. Yetmeyecek kerpetenle dişlerinizi söküp, ölü bedeninizi inceleyecekler. Kuzeyde savaşıp, lağımcı olacaksınız. Dilencilerin arasında dolaşıp para toplamanın esrarlarını görecek, kitapların varlığını hissedeceksiniz. En sonunda da soluğu teşkilatta alıp asıl sırrın varlığını -boşluğunu- göreceksiniz. "Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikayet ve beyan etmişlerdir ki, kun-ı kainattan 7079, İsa Mesih’ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı." diye başlamasından ve kurgunun karmaşıklığından korkmamak gerek. Emin olun ki eseri bitirince her şey yerli yerine oturacak. Bu kitap anlatılmaz, anlatılsa tamamlanmaz. Kim ki başına geçip de dinlerse kitabı, o zaman anlar bunca insanı heyecanlandıranı. Ve son olarak "Rendekar'a" karşı çıkarcasına der ki Uzun İhsan Efendi, "Düşünüyorum, ama sadece ben var değilim. Düşündüğüm için asıl sizler varsınız; sizler ve içinde yaşadığınız dünya."
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma