Cinsellik hakkında kaç tane pozitif ve kaç tane negatif düşünceniz olduğunu bir düşünün? Veya kaç tane pozitif anınız ve kaç tane negatif anınız olduğunu. Ben düşündüğümde sahip olduğum negatif bakışaçıları pozitiflere göre çok çok daha fazlaydı. Bi noktada durdum ve düşündüm. Neden bize öğretilen her şey bu kadar kötücül, korkutucu, yasaklayıcı, engelleyici, ayıplayıcı ve kaygılandırıcı? Emily Negoski ,bir seks eğitimcisi ve araştırmacısı, bu kitabında cinsellikle alakalı bildiğimiz çoğu şeyin bir yalan olduğunu ve bilimin gözünden doğruların ne olduğunu anlatıyor. Büyürken elimize verilen, sözlü şekilde bize öğretilen bir harita var diyor. Ve bu harita öyle hatalı ki elimize alıp yola düştüğümüzde gördüğümüz araziyle çoğu zaman uyuşmuyor ve biz , çoğunlukla, hatanın haritada değil arazide olduğunu düşünüyoruz. Yazarın vurguladığı en büyük iki şey haritaların bir değil bir sürü olduğu ve sandığımızın aksine arazilerin ( yani aslında kendimizin) çoğu zaman gayet normal,sağlıklı ve güzel olduğudur. Bize anlatılan bu hikayelerin ( her kadının penetrasyonla orgazm olması gerektiği, genital uyarılma veya ıslanmanın her daim arzumuzla paralel gerçekleşmesi gerektiği, normal olanın spontan arzu olduğu ve eğer yıldırım çarpmış gibi ani bir arzu/ istek duymuyorsanız sorunlu olmanız gerektiği gibi gibi) hepimizin kendimize özgü olduğumuz gerçeğiyle asla uyuşmadığını bir bir açıklıyor. Ayrıca bu hikayelerin çoğunlukla erkek zevki/ cinselliği merkezi alınarak ve norm kabul edilerek uydurulduğunu ama kadın cinselliğinin daha başka, daha biricik olduğu gerçeğinin de bilinmediğini söylüyor. Yani aslında durum bildiğinizden çok daha farklı, karmaşık, narin, biricik ve güzel! Her ama HER kadının bu kitapta yazılanları bilmesi ve benimsemesini çok isterim ve bu yüzden bu harika
“Rüyamda bir kelebek olduğumu mu gördüm, yoksa şu an insan olduğunu düşleyen bir kelebek miyim, bilmiyorum.” Chuang Tzu (Zhuangzi) bu sözüyle, insan zihninin en derin sorularından birine dokunur: Gerçeklik dediğimiz şey nedir ve biz kimiz? Bu ifade, uyanıklık ile rüya, benlik ile algı arasındaki sınırların ne kadar geçirgen olduğunu hatırlatır. Günlük hayatta “kesin” sandığımız kimliklerimizin, rollerimizin ve düşüncelerimizin aslında bilincimizin ürettiği geçici yorumlar olabileceğini fısıldar. Chuang Tzu’ya göre mesele, doğru cevabı bulmak değil; sorgulamanın kendisiyle uyanık kalabilmektir. Çünkü insan, kendini mutlak sandığı anda, farkında olmadan bir rüyanın içine yerleşebilir. Bu sözden ilhamla günlük hayatta uygulanabilecek tek ama güçlü bir pratik öneri var: Gün içinde sizi otomatik pilota alan bir düşünceyi yakalayın ve kendinize şu soruyu sorun: “Bunu mutlak bir gerçek mi sanıyorum, yoksa şu anki algım mı?” Örneğin “Ben böyleyim”, “Hayat hep böyle”, “Bu değişmez” gibi cümleleri fark ettiğinizde durun. Bir adım geri çekilin ve zihninizi esnetin. Bu küçük farkındalık anı, bilincin dar kalıplarından çıkıp daha geniş bir bakış açısına geçmenizi sağlar. Biz çoğu zaman gerçeği değil, gerçeğe dair hikâyemizi yaşarız. Bir düşünün: Bazen geçmişteki “siz”, bugünkü “siz” için ne kadar da yabancı geliyor. Demek ki kimlik dediğimiz şey bile sabit değil. Chuang Tzu (Zhuangzi)’nin kelebek metaforu tam da bunu anlatır. Belki de özgürleşme; kesin cevaplar aramakta değil, belirsizlikle dost olabilmektedir. Çünkü insan, kendini tek bir kimliğe hapsettiğinde uykuda kalır; sorguladığında ise uyanmaya başlar. İşte bu yüzden bu söz, bilinç, gerçeklik, benlik ve farkındalık üzerine düşünen herkes için zamansız bir davettir. Chuang Tzu, Zhuangzi
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
(Fazlaca olüm ve olumsuzluk içerir )
İnsan onuru, gururu ve şerefi için yaşamıyorsa ya da yaşarken başkasının onurunu, gururunu ve şerefini zedeliyorsa baştaki kelime artık geçersizdir. En tahammül edemediğim tipler bunlar. Kendisinde bunların varlığı yok diye başkalarında da yok sanıyor. Bu büyük bir hata. Normal ilişkilerde ya başlatmıyorsun ya da anında silebiliyorsun. Ama sevdiğin insanla ilişkinin ortasındayken bu tarz olaylar yaşandığında anında silsen de aptal sevgi var. Mantıksal olarak kapı önüne koyarken sonra koyan sen değilmişsin gibi ağlayabiliyorsun. 😅😅🤦‍♀️ Ya da onun yüzüne nefret kusarken ve değersiz davranırken sevgini gizlemek zorunda kalıyorsun. Bilmiyorum ama özsaygımı zedeleyen insanlara küçükken de sınır çizip direkt silerdim. Bunu da çoğunlukla çocuklar değil büyükler yapardı. Çoğu insanı severken silmiş biri olarak acı vericiydi ama bilmiyorum madem aile ya da dost vs. o zaman o değerli konumları hak edecek olmalıydılar. Düşman gibi davranıp dostluk beklemeyecek gururları ve şerefleri olsundu değil mi? Ortada sevgi varsa içinde olumsuzluğun hiçbir türünü kabul etmiyorum. Evet tartışılır ya da zıtlıklar olabilir ama bunun da saygı versiyonu mevcut. Yapıcı versiyonu mevcut, sakin ve normal üslup versiyonu mevcut. Eee sadece onlara değil de bana mı vardı? Sildiğim insanlar arasında çekirdek ailem de var. Zorundalıktan bazen bir aradayız ama yan yana oturmak bir yakınlık değil ki, mesela otobüste de yabancı bir insanın yanında oturuyoruz? Okula başlarken de öyle. Hayatımda olmaları kopmadığımız anlamına gelmiyor. Bir ara bunu düşündüm, sonradan aileme katılanları o tarz davranışlarında anında silerken ailemi de silmiştim. Hem de o zorundalıktan ötürü maalesef defalarca olmuştu, hiçbiri birinci de sınırlı kalmamıştı. Bu da kendimde olan teorileri destekleyen bir şeydi. Çünkü bazen o
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
H.
Sizce yumurta soğanlı mı yenir yoksa soğansız mı iyi düşünün hayat memat meselesi
Bir insan olabilmek ; Önce "ailenin eğitimi " ile başlar. O yüzden eşinizi iyi seçin, Kendinizi geliştirin. Çocuklarınıza örnek olabilecek davranışlar sergileyin. Gözlemleyen biri olarak söylüyorum; bir çocuk siz ne yaparsanız onu yapacaktır elbet. İyiliği ve kötülüğü önce sizden öğrenecek. Birde kötülük kavramını bizzat sizin göstergeniz ile değil! Hayatta olabilecek davranışları, kötü insanların olabileceğini öğrenmeli ve sizin onun için kahraman rolünde olmanız gerek. O kötü karakterlerden biri olmamalısınız.. Bu yüzden çocuk istediğinizde tüm bunları önce düşünün. Düşünün ki toplumda ne zihniyeti bozuk insanlar olsun, Ne de ailesi tarafından hor görülmüş sevgiden mahrum kalmış bireyler olsun. Lütfen iyi olun ve sevmeyi bilin...
1000Kitap