Pia Mater, üç kitaplık bir serinin ilk kitabı. Öncelikle kitabın ilgimi çekmesinin sebebi dolaylı olarak okuduğum bölümle ilgisi ve bundan da öte insan sağlığından çok insan beynine ilgi duymamdır. Hemşirelik okumamla bir ilgisi olmasa da sağlık alanı sonuçta diye ilgili olduğunu düşündüm. Kitaplar isimlerini beyni saran üç zardan almış ve bu bana çok mantıklı bir seçim olduğunu düşündürdü. Sırasıyla "Pia Mater, Arachnoid Mater ve Dura Mater" isimleri verilmiş. Bizim 11. sınıf biyolojiden bildiğimiz sert, örümceksi ve ince zarlar yani. Kitap nöroroman olarak geçiyor ve ilk defa bu türde bir kitap okudum. Kabaca konusuna değinirsek aşkın insan sinirine etkisini anlatıyor. Tabii ki güzel ve merak uyandırıcı bir olay örgüsüyle. Ana karakterimiz olan Tesla'nın kendime benzettiğim yönleri çok fazla oldu. Başta solak olmasından kaynaklı solaklarla ilgili anlatılan bölüm bir solak olarak hoşuma gitti. Daha sonra Galenin Tesla'ya olan aşkının saflığı da hoşuma gitti ama kendini başkasına bu denli adamak her açıdan yanlış geldi. Yine de bir roman olduğu için normal karşılayıp Galen karakterini hayranlıkla okudum. Kitabın ilgimi çeken ve öğretici olan kısımları bir yana bana kasıntı gelen yönleri de oldu. En başta karakter isimlerinin özellikle farklı seçilmesi çünkü türkçe bir romanda bu kadar farklı isimleri daha önce görmemiştim. (pek fazla türk yazar okumadığımdan da kaynaklı olabilir) Örneğin; Alef, İlias, Galen, Perit ve diğerleri bana çok fazla seçkin ve gereksiz gelmişti başta ama okudukça karakterlere alıştığım için bu durum ortadan kalktı. Sonra -evet biliyorum nöroroman olduğunu söyledim ama yine de- sürekli olarak yapılan her harekette nöron, frontal, limbik sistem gibi kelimelerin kullanılması fazla abartı geldi ama dediğim gibi okudukça bu duruma da alışıyorsunuz.