9/10
·252 syf.·
2026 17. kitabı
Bu kitap bana “ bir hikâye sadece hikâye değildir ” dedirtti. Bir yanda yarım kalmış bir aşk, diğer yanda dönemin ağır havası… Ama en çok da insanların içlerinde taşıdıkları sessiz yükler. Hüsnü Arkan bunu bağırmadan anlatıyor, tam tersine fısıldar gibi. O yüzden bazı cümleler var ki, sanki sana değil de senin içinden bir yere söylenmiş gibi kalıyor. Mino’nun hikâyesi sadece bir karakterin değil; biraz hepimizin “keşke”leri, biraz da “olabilirdi”leri gibi. Kitap ilerledikçe romantik bir anlatıdan çok, insanın hayatta neyi kaybettiğini ve neyle yaşamaya devam ettiğini sorgulatan bir şeye dönüşüyor. Akıcılık konusunda yer yer ağırlaştığı oldu ama o ağırlık rahatsız edici değil tabii.. tam tersine kitabın atmosferini taşıyan bir şey. Hızlı tüketilecek bir roman değil, sindire sindire okunması gereken türden. Bittiğinde geriye büyük olaylar değil, küçük ama can yakan duygular kalıyor.
Edebiyat
Mino'nun Siyah GülüHüsnü Arkan · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20181,652 okunma
7/10
·590 syf.··
2026 61. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2026 00:43
Uzak bir gelecekte büyü insanlık için korkunun simgesi haline gelmiş bir durumda. Dünyayı kaosa sürükleyen kötü büyücüler yani Maguslar insanlığın en büyük tehdidi olarak görülüyor. İnsanlığın onlara karşı en güçlü savunması ise büyüyü hissedebilen üstün fiziksel yeteneklere sahip avcılardır. Avcılar safkan ve yarı kan olarak ikiye ayrılıyor ve görevleri Magusları bulup etkisiz hale getirmektir. Yoksul bir kasabada yaşayan Lunabelle Elaine, bölgenin tek Avcısı ve aynı zamanda genç bir askerdir. Ailesine ve geçmişine dair hiçbir şey hatırlamayan Luna büyü hissettiği her an Magusların peşine düşmektedir. Bir festival günü arkadaşının ısrarıyla falcıya giderler. Falcının söylediği gizemli kehanet Luna’nın kaderini geri dönülmez biçimde değiştirecektir. Birkaç gün sonra nehir kenarında güçlü bir büyü hisseden Luna şüpheli bir adamı yakalayarak karakola götürür. Ancak büyücü sandığı bu kişi diyarın prensi aynı zamanda Vallor akademisinin acımasız komutanı olan Avcı Solaris Blaze’dir. Yaşanan gelişmelerin ardından kendilerini Vallor Akademisine uzanan bir yolculuğun içinde buluyorlar. Güneş ve Ay’ı temsil eden bu iki Avcı hem Magusların ardındaki gerçeklerle hem de kendi geçmişlerinin sırlarıyla yüzleşleşiyorlar. Onların karşılaşması yalnızca hayatlarını değil tüm dünyanın dengesini değiştirecek olayların başlangıcı oluyor. Vallor Akademi, büyücüler, avcılar, ölümcül oyunlar ve yarışmalar gerçekten ilgimi çekti. Zaten akademi ve ölümcül sınav temalarını seven biri olarak bu bölümleri keyifle okudum. Solaris karakterini de genel olarak sevdim. Herkes tarafından acımasız ve sert biri olarak tanınmasına rağmen Lunabelle’nin yanında ukala, serseri, korumacı ve zaman zaman esprili halini görmek güzeldi. Kitabın en sevmediğim yanı duygu eksikliğiydi. Yazar önemli olayları
1000Kitap
Güneş ve AySelin Demirkıran · Ulysses Yayınları · 202532 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Zıtlık gibi değil sadece dalga dalga
Puan vermedi·376 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Aynı anda naif ve sert. Zıtlık gibi değil sadece dalga dalga. Sörfün tarihi ve verilmiş bir söz; bu söz tutulurken, çekilen yas ve okyanusun sessizliği ahenk içinde dalgalanıyor. Bu sadece bir insana verilmiş bir söz olmaktan da öte yazar ve çizer olan aj dungo’nun anlatımıyla sanki hepimizin verdiği bir söz oluveriyor. Tüm yaşattığı duygular ile harika bir çizgi roman deneyimi.
Duygu ve Düşünce
Dalga DalgaAJ Dungo · Baobab Yayınları · 20267 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 79. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 22:02
Jules Verne’in Karpatlar Şatosu romanını okurken, bunun alıştığım Jules Verne maceralarından biraz farklı olduğunu düşündüm. İlk sayfalarda eski bir şatonun etrafında dolaşan gizemli olaylar nedeniyle doğaüstü bir hikâye okuyacağımı sandım. Ancak roman ilerledikçe, Verne’in korku atmosferini bilim ve teknolojiyle iç içe geçirerek bambaşka bir anlatı kurduğunu görmek beni daha çok etkiledi. Benim için romanın merkezinde Kont Franz de Télek vardı. Onun yıllar önce kaybettiğini düşündüğü Stilla ile ilgili yaşadığı duygular, hikâyenin sadece gizem üzerine kurulmadığını gösteriyor. Franz’ın şatoya gitme nedeni merak değil, geçmişiyle yüzleşme isteği. Bu yüzden onun yolculuğunu okurken, bir maceradan çok takıntının ve özlemin insanı nereye kadar sürükleyebileceğini düşündüm. Romanın diğer önemli karakteri Baron Rodolphe de Gortz ise beni en çok düşündüren kişiydi. Stilla’ya duyduğu saplantılı bağlılık, zamanla sevginin sınırlarını aşarak sahip olma arzusuna dönüşüyor. Onun bilim ve teknolojiyi kullanış biçimi de tam burada anlam kazanıyor. Gortz’un amacı yeni bir şey üretmek değil; geçmişi olduğu gibi koruyabilmek. Bence romanın en güçlü taraflarından biri de buydu. Teknoloji burada ilerlemenin değil, vazgeçememenin bir aracı hâline geliyor. Başta köylülerin şatoyla ilgili korkularını okurken yaşananları gerçekten doğaüstü sanmıştım. Fakat olayların arkasındaki gerçeği öğrendikçe, insanların bilmedikleri şeyleri nasıl kolayca efsaneye dönüştürdüklerini fark ettim. Jules Verne’in, batıl inanç ile bilimi aynı hikâyede buluşturmasını oldukça başarılı buldum. Roman boyunca beni etkileyen bir başka nokta da Karpat Dağları’nın atmosferiydi. Sisli yollar, terk edilmiş şato ve sessizlik, hikâyeye sürekli bir gerginlik katıyor. Mekân, karakterler kadar güçlü bir role sahipti.
1000Kitap
Karpatlar ŞatosuJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,035 okunma
İki gecenin içine sığan koca bir hayat
10/10
··
Beğendi
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 23:28
Sabahın Üçü Sadece iki geceyi anlatan bir kitabın insanı bu kadar içine çekebileceğini düşünmezdim. Çok büyük olaylar, karmaşık hikâyeler yok belki ama kitabın asıl gücü de burada. Küçük anların, insanın kendiyle yüzleşmesinin ve geçmişle hesaplaşmasının ne kadar etkileyici olabileceğini gösteriyor. Carofiglio, sade cümlelerle çok derin duygular anlatmayı başarıyor. Bir baba ve oğul arasındaki mesafeyi, kırgınlıkları, söylenemeyenleri ve zamanla değişen bakış açılarını çok gerçek bir şekilde hissettiriyor. Kitabı okurken sanki ben de o gecelerde onların yanında yürüyormuşum gibi hissettim. Gece, şehir ve uzun sohbetler arasında karakterlerin iç dünyasına yavaş yavaş giriyorsunuz. Bazen bir kitabın etkisi sayfa sayısıyla değil, sizde bıraktığı hisle ölçülür. “Sabahın Üçü” benim için böyle bir kitap oldu. Sessiz, sakin ama bittikten sonra akılda kalan, üzerine düşündüren bir hikâye. Kısa ama duygusu uzun süren kitaplardan… Sabahın Üçü
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,111 okunma
Doğu'nun Limanları
8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 22:27
Semerkant ı okuduktan sonra kitaptan çok etkilendiğimden yazarın başka kitaplarını okumak isteyerek Doğunun Limanlarını okudum. Annesi Ermeni, babası Osmanlı soyundan olan İsyan'ın savaşa denk gelen trajik hayatının öyküsü. Müslüman İsyan'ın Yahudi Clara ile yaşadığı büyük ama imkânsız aşk etrafında geçen bir hikâye de diyebiliriz. Fakat bu, sadece bir aşk hikâyesi değil; savaşın, kimlik arayışının, aidiyetin ve hoşgörünün iç içe geçtiği etkileyici bir roman. Anlatımı sade ama hissettirdiği duygular oldukça derin. Yazar Amin Maalouf , insan olmanın sınırlar ve kimliklerden çok daha büyük olduğunu anlatmak istemiş. Kesinlikle okunmaya değer bir eser Doğu'nun Limanları
Edebiyat
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma