Ben Duygu, bir yandan iş hayatına alışmaya çalışan bir yandan da hayatının diğer alanlarında denge kurmaya çalışırken okuduklarımı ve fikirlerimi paylaşmak için buradayım!
''Bu muydu yani Yaradan'ın yolu, yöntemi? Önce ,sanın konuşup şaka yapmasına, kendisi olmasına izin veriyor, sonra da 'Vay sen misin ulu orta konuşan?' diye bedelini mi ödetiyordu acaba? Ne kadar korkutucu bir şeydi Tanrı'yı böylesine intikamcı, katı, cezalandırıcı bir varlık olarak algılamak. Tanrı'nın dili, sevginin dili miydi yoksa korkunun dili mi?''
''İstikrardan ziyade belirsizliğin kaide olduğu bir ülkede, kehanet ve tahminlere düşkünlük tesadüf değildi belki de. Sadece kadınlar değil, erkekler de ilgiliydi kahinlerle, her ne kadar belli etmemeye çalışsalar da. Kronik politik gerginlik ortamında ve kurumsal şeffaflık yoksunluğunda kristal kürelere bakıp kehanette bulunan kişiler, ister gerçek olsunlar ister sahte, muğlaklığı netliğe çeviriyorlardı, tıpkı simyacılar gibi. Bir nevi sosyal ihtiyacı karşılıyorlardı.''
''Galiba Rab rengarenk, binlerce parçası var. Kimine sorsan sevgi, merhamet, rahman dolu; kimine sorsan öfkeli, mesafeli, kahredici. Bence Tanrı bir lego seti. Herkes kendine göre inşa ediyor sanki.''
''Yaz ve sil. İnanç ve şüphe. Cevaplar ve sorular. Hem bilgiyi önemse hem bildiklerini sorgula. Asla bir yere demir atma. Adresin değil, ayak izlerin olsun bu dünyada. Ne demiş İbni Arabi? 'Bizimkisi aşk kervanı; ne yöne giderse biz de peşinden' Yerleşme, kök salma, oldum ya da buldum sanma. Hiçbir gettoya, kolektif kimliğe, cemaate, cemiyete, aşirete ait olma. Hepsi yanıltır, şaşırtır. Sen yalnız ol. Bir başına. Varmak değil, gitmek. Sadece gitmek...''