Martin, yabancı bir sahile vuran, güzelliğin gücüyle dolu kazazede bir şaire benzetiyordu kendini; bu yabancı topraklarda kardeşlerinin barbarca kaba lisanıyla konuşmaya çalışırken dili sürçüyor, sürekli yanlış yaptığı için tökezliyor, kekeliyor, boş yere çabalayıp duruyordu. Evrendeki muhteşem şeylere karşı duyarlıydı, içi içini yiyecek kadar duyarlıydı, ama işte okul çocuklarının sohbet konularıyla oyalanmak ve Latince öğrensin mi, öğrenmesin mi gibi tartışmalar arasında el yordamıyla yolunu bulmak zorunda kalıyordu.