Karakter erdemleri
Karakter erdemleri ise alışkanlıkla elde edilir, bu nedenle adı da alışkanlıktan gelmektedir. (ethos) ... O halde erdemler doğal olarak ya da doğaya aykırı olarak elde edilemezler, sadece onları elde edebilecek bir doğal yapımız bulunur (dynamis), bizlerde alışkanlıkla bunu geliştiririz.
Sayfa 41·Kitabı okudu
Felsefe
Somut bir nesnenin değişim süreci sırasında karşıt belirlenimlerle yüklü görünmesinin olanağı bu nesnenin temelinde bulunan belirlenimsiz, bu yüzden de birbirinden farklı, hatta karşıt belirlenimleri almaya uygun olan, bir taşıyıcı özneyi varsayar. Bu taşıyıcı öznenin nitelikten yoksun doğası, değişen nesnenin devamlılığının açıklanması için, eşit ölçüde, kategorik olarak değişimden ayrı olan bir form ilkesini gerektirir. Eğer bu ilkeler bağımsız olarak var olmuyorlarsa, belirli yapıları olan iki ayrı varlık olarak değil, bir ve aynı varlıktaki belirlenimler olarak birbirlerinden ayrılırlar. Ancak bir nesnenin kategorik belirlenimlerinden her biri ontolojik ilke anlamında bir belirlenimi yansıttığı için maddi ve formel ilkeler arasındaki ayrım, kategorik ilkelerin cinsler olmadığı da göz önüne alınırsa, bambaşka bir alanda olmalıdır. İşte bu biricik ayrım, olanak ile edimsellik, dynamis (Súvaug) ile energeia (évépyca) arasındaki karşıtlığa dayanır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Hareket olanak halinde olanın, böyle olması bakımından gerçekleşmesi ya da edimidir." Şu ana kadar yaptığımız irdelemelere dayanarak bu cümleyi şöyle açıklayabiliriz: Varolan kendisine bir başkası olarak etkide bulunan güç bakımından (dynamis olarak dynamis, edimsel varlığa göre hep başkasıdır) harekette, ama bu hareketin bütünü bakımından anlaşılabilen ereğin (telos) organik birliğinde, yani "kendi" olarak görüldüğünde tam edimseldir. Bu yüzdendir ki "varlığın kendisi" (Aristoteles: Metafizik 1051b 30) meydana gelmez ve yok olmaz. Burada varlığın "kendisi" bütün kinesis'lerin kuvvesinin tam edimsel görünümüdür. Ama bu görünüm başkalık altında var olamaz. Nous biricik gerçek "kendilik" olarak (çünkü başkalığı kendinde ortadan kaldırır) "hareket etmeyen" hareket ettirici hüviyetini kazanır. Kendi kendini düşündüğünde, en yüksek etkinlik olarak düşünme, hareketlerin çoklu olanaklarına bölünür. Ancak bütünleyici ereksel neden olarak nous kuvvelerde bütünlenme/ikmal/tekâmül eğilimi doğurur ve bu kuvveler "sevilen" bir nesne gibi olan nous'a yönelirler. Tüm olanak ve edimselliğin de kaynağı odur, yaşamın kendisidir, saf edimdir.
Aristoteles açısından bakıldığında, dynamis olarak tecrübe edilebilir dünyanın ölçüsü insan değildir. Tecrübe edilebilir olan henüz tecrübe edilmese de olanak bakımından var olabilmelidir ki, tecrübe mümkün olsun. Tecrübe varlığın kendisinde kaynağını bulur. Edimselliğin olanaktan önceliği bu anlamda çok önemlidir: Varolanın edimsel yönü aynı zamanda tecrübe edilebilirliğin olanağını oluşturur. Oysa tersi durumda, algılanabilirliğin tümüyle algılayanın varlığından kaynaklandığı durumda, mutlak bir göreceliğe kapı aralanacaktır. Yalnızca bu da değil! Parmenides'in geçici ve oluş halinde gördüğünü sanı dünyasına sürgüne göndermesinin nedeni de burada yatmaktadır. Nous ile bağlantısı içinde ebedi olmayan, kendisi bakımından gerçek varlık olamaz.
Olanak böylece aynı zamanda doğal bir yatkınlıktır. Bir oluş sürecinin bütün olarak varlığından yola çıkarak henüz-olmayan hakkında varlık kategorilerini kullanarak çıkarımlar yapabilir, onu yokluktan ve edimsel olandan ayırt edebiliriz. Eğer dynamis bir yatkınlık olarak belli bir yönelimi ifade etmezse henüz-olmayan henüz mümkün olmayan, yani, Megara Okulunun mantığıyla düşünürsek "imkânsız" olur. Varolan her şey birden edimsel olur ve sonra yokluğa karışır.
Öte yandan varlık asıl anlamıyla edimsel/bilfiil/energeia halinde olmak demektir. Bundan ötürü kuvve ister istemez yokluğun bir türüne dönüşür. "Bazı var olmayanlar dynamis bakımından var olsalar bile aslında yokturlar çünkü tam edimsel/bilfiil/entelekheia halinde değildirler".