İçimin buhranından kaynaklanan bir sebeple uzun süredir kitap okuyamadığım bir dönemdeydim ve "Öğrenci Kız" kitabını kısa olmasından dolayı okuyamama durumundan çıkmak için okuma kararı aldım ♡ Beni bu durumdan çıkardığı gibi kendime itiraf edemediğim duyguları, yüzleşmeye korktuğum karışıklıkları içimden söküp alan bir kitap oldu. Dazai'nin okuduğum ilk kitabı olmasıyla beraber karartıcı kişiliğine karşılık sanki beni burada yalnızca ben bulunabilirim diyerek beni aydınlığa itmiş gibi hissettim. Son sözü okuduğumda ise gözyaşlarıma hakim olamadım. İnsanın kurtarıcısıyla kurtulamaması ve onun bu karanlık karmaşaya kurban gitmeyi başarmasını (?) izlemek acı verici.
Çoğu noktada hayır ben devam etmek istemiyorum diyerek kapağını kapadım ama içimdeki o mücadele(?) eden benliğim kapağı beş kez kapattıktan sonra geri aralamama sebep oldu. Bir kitap tek başına bunu nasıl başarabiliyor? Bunu da Dazai'nin şu sözüyle açıklayabilirim diye düşünüyorum : "Kitap okuma denilen şey benden koparılıp alınırsa, hiçbir hayat deneyimi olmayan ben ağlanacak hâlde olurdum galiba."
Kitabımızın dili ve akışı konusunda bir yorum yapma gereksinimi bile duymuyorum çünkü içerisinde kaybolmuşken bunları yorumlama fırsatı ve gereksinimi bulamadım.
Başka bir zaman okusam bu kadar etkilenir miydim bir fikrim yok fakat bahsi geçen kızımızın(?) annesi için ukulele çalması, kitaplarda kaybolması, ne kadar zorlansa da insanları sevme isteği, kendisini baştan oluşturmak adına her şeyi ilk kez görmeye çalışması, iç mücadelesi ve türlü kişilik özelliklerine sahip olmamdan dolayı beni derinden etkileyen bir kitap oldu :)