"Dilşkandin ne tiştek e, lê dil sar dibe.. Ew xirab e."
Hayata Dair
Gülüm'e...
Hayat sanmıştım meğer bir bozgun Derdimi yokladım halinden memnun, İstersen gidelim nereye dersen Uykudan uzaksın geceden yakın, Gözleri vardır kapanmaz aşkın, Unutmak ne demek, nasıl anlamsız Özenle baktığım sen kaldın yalnız, Dilersen kalkalım bugün buradan Dağlardan derindir göklerin senin, Yansam da ayrılmam güzel yanından.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kerbela'dan bugüne baş eğmeden..
Muharrem ayı geldi mi, Kerbelâ'nın ateşi yeniden düşer yüreklere. Yas yalnız gözlerde değil, canın en derin yerinde tutulur. Çünkü Kerbelâ, bir savaşın değil; susuz bırakılan masumların, zulme boyun eğmeyenlerin ve hak uğruna can verenlerin destanıdır. Günlerce Fırat'a hasret bırakıldı Ehl-i Beyt. Su yanı başlarında akarken, bir damlası çok görüldü Hüseyin'e ve Hüseyin'in canlarına. Çocukların dudakları çatladı, anaların yüreği dağlandı. Çadırlardan yükselen "su" nidaları göğe ulaştı ama zalimlerin taş kesilmiş vicdanlarına ulaşamadı. Ve o gün, Kerbelâ'nın bağrına en büyük acılardan biri düştü. Şah-ı Şehidan Hz. Hüseyin, altı aylık yavrusu Ali Asgar'ı kucağına aldı. Ne saltanat istedi ne de dünya malı; yalnızca susuzluktan kavrulan bebeği için bir yudum su diledi. Fakat merhametin öldüğü yerde, masumiyet de hedef oldu. Bir ok geldi; Ali Asgar'ın narin boğazını deldi. Bebeğin kanı göğe yükselirken, Kerbelâ'nın toprağı bir daha dinmeyecek bir ağıtla mühürlendi. Birer birer düştü Hüseyin'in yarenleri. Kimi kardeş, kimi evlat, kimi can dostu... Sonunda Hüseyin kaldı meydanda tek başına. Ama yalnız değildi; hakkın, adaletin ve hakikatin sesi onunlaydı. Eğilmedi, biat etmedi, zalime boyun vermedi. Baş verdi, yol vermedi. Bu yüzdendir ki biz korkuyu Kerbela da bıraktık.Bugün Muharrem’in 10’u... Göklerin ve yerin matem günü. Yüzyıllar önce Kerbela çölünde, Hz. Ali’nin ve Hz. Fatma’nın oğlu, Peygamberimizin reyhanı İmam Hüseyin ve 72 canı, günlerce susuz bırakılarak zalim Yezid’in ordusu tarafından hunharca şehit edildi. "Eğer ceddim Muhammed'in dini benim ölümüme ayakta kalacaksa, ey kılıçlar alın canımı!" diyerek biat etmeyen İmam Hüseyin, bizlere ölümsüz bir miras bıraktı. O gün Kerbela’da yenilen İmam Hüseyin değil; saltanat, saray ve zulüm sahipleriydi. Kazanan ise
Alıntı
Ahenksiz senfoni
"Ahengini bilemiyorum hayatın. Bilemiyorum mevsimlerin ve tanıdık iklimlerin ritmini. Bana uymuyor o fırtınalar ve yağmurlar. Bilindik sıcaklar bile daha bir hantal. Benim ezgim uymuyor sizin dizeklerinize; İçimdeki fırtınalara bir rehber gerek." E.Ö.
Şiir
Herkese merhaba, Elinde Anlattım İnanmadılar Masal Dediler kitabının e-pub ya da PDF versiyonu olan var mı? Şimdiden teşekkür ederim. Selamlar...🌸
1000Kitap
Albayımmm. Canım albayım. NABER? Benden iyilik şahsen. Bugün bir ilke imza atıyoruz! Bugün yanında kusmuyorum. Bugün birlikte oturup toprak havası soluyoruz. Sadece soluyor muyuz peki? Hayır. Hem soluyoruz hem de konuşuyoruz. Ne konuşuyoruz? Ben misal olarak albaycığım, küçükken bir takım hususiyetler içerisindeydim. Neden hususiyet? Havalı bir kelime gibi hissettirdi, o sebeple. Bu çok önemli hususiyetlerimden birini seninle paylaşıyorum albaycığım. Küçükken ayı izlerdim. Arabada giderken ya da yürürken gözümü ayırmadan onu takip etmeye çalışırdım. Bu benim için hassas bir konuydu. Yanımdakiler ayı takip etmiyordu. Bakmıyorlardı bile. Ama ben ederdim. Ve ay da bana bakıyor gibi gelirdi. O an ikimizin arasında çok değişik hisler peydah olurdu. Yaşamın gizli çiçeğinin tomurcuğunu soluyor gibi olurdum. Kimse de fark etmezdi, bana özeldi. Öyle gelirdi yani çocukken. Sonra albaycığım bir tane orbital kişisi geldi. Önce dinledi, sonra önerdi, sonra konuştu, sonra soru sordu, dinledi, konuştu. E ben de konuştum. İyiydi de ama bilirsin ki bizim eleklerimiz vardır dimi albaycığım??????????? Albayım. Canım albayım. Götünü ısırırım senin. Eleklerimiz vardır bizim. Misal olarak kafamda sinsi bir ses vardır. Ama nasıl bir ses! Vahlar olsun. Hem sinsi, hem çekici, bir sırıtarak konuşur ki! Kurtar kendini kurtarabilirsen... Neyse işte ben bu orbitale sen de çocukken ayı takip eder miydin diye sordum. Hem bu masum bir soruydu hem de değildi. O sinsi sırıtışlı sesin planıydı bu. Hadi sor da yiyorsa bunu da yapmış olsun diyordu. Yiyorsa yapmış ol! Neden bu soru bir eleğe dönüştü? Çünkü ayı izlemek benim saklı parçamdı. O kadar saklıma da dokunamazsın, sende yoktur o sorusuydu bu. Elekli sırıtış iş başındaydı. Ama izliyormuş, ayı takip ediyormuş, ALBAYIM! Albayım sadece takip etse iyi