Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-, Kur'ân-ı Kerîm'in saf ve berrak bir kalble okunabilmesinin zarûrî olduğunu, ancak o zaman hikmet, ibret ve sırlarının gönülleri feyizlendireceğini ne güzel ifâde eder:
"Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerini, Hazret-i Peygamber'in hadîs-i şerîflerini okumadan evvel kendine çeki-düzen ver! Gül bahçelerindeki güzel kokuları duymuyorsan, kusuru bahçede değil, gönlünde ve burnunda ara!.."
Sâlihlerle beraber olanlar, zaman içinde kâbiliyetleri nisbetinde sâlihleşirler. Fâsıklarla beraber olanlar da fâsıklaşırlar. Bunun için kalb, -müsbet veya menfî-, bulunduğu her mânevî iklimin dâimî bir tesiri altındadır. Çünkü her uzuvda bir irâde bulunmasına rağmen, yalnız kalbde irâde yoktur ve kalb, çevresinden gelen tesirlerin kendisine telkîn ettiği istikâmete tâbî olmak temâyülündedir.