e.

Anne babalar çocuklarından her açıdan büyük ve güçlüdür. Bu ilişkide uygulanan şiddet orantısız ve zorbacadır. Yetişkin ilişkisinde şiddet olduğunda bu iki yetişkin arasında yaşanan bir durumken, ebeveyn-çocuk ilişkisinde ise bir yetişkinden kendini koruyamayacak, şiddetten kaçamayacak ya da kurtulmak için çözüm üretemeyecek kadar küçük bir insana şiddet uygulanmaktadır. Niyet ne olursa olsun, bu zorbalıktır.
Sayfa 90
Psikoloji
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çocukluğun en önemli işaretlerinden biri anne-babayı mutlak doğru kabul etmektir. Anne ne yapıyorsa, baba ne söylüyorsa çocuk için doğrudur. Fiziksel şiddet gören bir çocuk, bu can yakan tutumlari hak ettiğini düşünür. Sadece annesinin stresini kontrol edememesi, öfkesini yönetememesi, iletişim kabiliyetinin eksik oluşu nedeniyle böyle bir muameleye maruz kalıyor olabilecekken, çocuk için şiddet görmek demek, 'Ben böylesi kötü bir muameleyi hak edecek kadar kötü biriyim' demektir. İşte dayak yiyen çocuğu inciten şey de budur. Kendi hakkında edindiği bu değersizlik ve suçluluk inancıdır.
Sayfa 89
Psikoloji
Eğer bugün çocukluğunda dayak yemiş bir anne olarak kendinizi çocuğunuza karşı tahammülsüz, sabırsız ya da öfkeli görüyorsanız bunun en önemli nedeni çocuk ruhunuzun ebeveyninden gördüğü şiddet davranışlarıdır. Bu kesindir.
Sayfa 86
Psikoloji
Bana, 'Bir insanın kendine yapabileceği en büyük kötülük nedir' diye sormuş olsanız, 'Kendini kaybetmek/hiç etmektir' derdim. Çünkü kişiye Rahman-ı Rahim tarafından verilmiş en kıymetli hediye kendisidir. İnsanın kendisi, Allah'ın ona ruhundan bir parça üflediği, kendine has esma karmasıyla donattığı, aynı el izi, retina biçimi ya da dil izleri gibi yalnız kendisine özgün kılınan halidir. Bu nedenle insan kendi olabildiği ve kendini olduğu haliyle ortaya koyabildiği sürece mutlu ve huzurludur.
Sayfa 57
Küçük bir çocuk hayata karşı olabildiğince savunmasız ve bakım verenlerine karşı nihayetsiz derecede muhtaç olarak dünyaya gelir. Yemek, uyumak, boşaltım yapabilmek, temiz kalabilmek, güvende olmak, sevilmek gibi hayati tüm fonksiyonlarımız uzunca bir süre bir yetişkinin yardımıyla işlev görür. Bu denli muhtaç olduğumuz ebeveynlerimizin ihtiyaçlarımızı görmesine, anlamasına, koşulsuz bir kabulle ihtiyaçlarımızı gidermesine muhtacızdır. Bu öyle bir muhtaçlıktır ki, sadece bakım görmemiz yeterli değildir, aldığımız bakımı sevgi dolu bakış ve dokunuşlarla almamız şarttır. Altı değiştirilirken çıkan kokudan rahatsız olmuş gibi davranılan, yemek saatinde "Bir yese de başka işime baksam" enerjisiyle hızlı hızlı beslenen, emzirilirken varlığı fark edilmeyip bir yandan televizyona bakılan, bize ihtiyaç duyduğu anlarda "işim var" lafını çokça duyan, uyutulurken oflanarak puflanarak yatağa yatırılan, hatta "Çabuk uyu bakayım!" diye azarlanan, evdeki varlığı bir yükmüşçesine sürekli eleştirilen, beğenilmeyen, yaptıkları konusunda aşağılanan bir çocuk, içinde yıkıcı duygular hissetmeye başlar. Değersizlik, yetersizlik, suçluluk ve utanç bu duyguların başında gelir. Bunlar öylesi yıkıcı duygulardır ki, küçük bir çocuğun onları yönetmesi mümkün değildir. İşte tam da bu noktada bir Süpermen gibi bilinçdışı devreye girer. Yıkıcı duyguları açığa çıkaran olayları birer birer bohçalar ve oymaklı sandıklara kapatıp kilitler. Sandıkların anahtarlarını ise "zamanı geldiğinde" bize geri vermek üzere kendinde muhafaza eder.
Sayfa 38