''Annesi tarafından asla ışık duvarına yaklaşmasına izin verilmemişti ama diğer duvarlara yaklaşmış ve burnunun hassas ucuyla sert bir engele çarpmıştı. Acıtan bir şeydi bu. Zaten bir kaç denemeden sonra duvarları kendi haline bırakmıştı. Üzerinde fazla kafa yormadan, tıpkı sütü ve yarı sindirilmiş eti annesinin tuhaflıkları olarak gördüğü gibi, duvarın içinde kaybolmayı da babasının bir tuhaflığı olarak kabul etti.''
'' Işığa doğru gidişinde bu kadar ısrarcı olduğu için annesinin sertçe bir dürtüklemesiyle kendisini nasıl azarlayabileceğini ve sonra da pençesinin yumuşak ve ölçülü bir vuruşuyla nasıl onu yere indirip yuvarlayabildiğini keşfetti. Böylece acıı ve bununla birlikte acıdan kaçmayı öğrendi; öncelikle acının ortaya çıkması tehlikesine meydan vermemeyi, sonra da bu tehlike doğmuşsa, hızla oradan uzaklaşarak veya geri çekilerek acıdan kaçmayı... Tüm bunlar bilinçli eylemlerdi, dünyaya ilişkin ilk genellemelerinden çıkardığı sonuçlardı. Bu sonuçları çıkarmadan önce, nasıl kendiliğinden ışığa gidiyorsa, o şekilde, kendiliğinden kaçardı acıdan. Ama bundan sonra acıdan kaçtı çünkü artık acının acıttığını biliyordu.''