“…Başınızı dik tutun, yumruklarınızı da indirin. Kim size ne derse desin, sinirlerinize hâkim olun. Değişiklik olsun diye, kafanızla mücadele edin…öğrenmeye dirense de kafa denen şey iyi bir şeydir.”
Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
Neye yarar, Adam? Beni dinliyor musun? Adam, konuşsana. Bana yeniden güneşi uyandırmayı öğret. Devam etmeyi, ilerlemeyi, geçip gitmeyi kabul etmeyi öğret. İlerlerken güneşi uyandırmak çok zor, haksız mıyım Adam?
Yalvarırım, son kez soruyorum, bana yanıt ver: Büyükler güneşi nasıl uyandırabilir?