Enes

Enes
@eGun
Başka insanları imparatorlukları esir almaya yönelten o ihtiras, Lillian'ın sınırlarına indirgenince, gücünü Rearden'ın üzerinde kullanmaya dönüşmüştü. Rearden'ı kırıp ezmeye yönelmişti. Kendisi onun değerlerine yükselemeyeceğine göre, çareyi onu yok etmekte bulmuştu, sanki böyle yapmakla onun büyüklüğü kendisine geçecekmiş gibi... sanki bir heykeli parçalayan vandal, onu yapan sanatçıdan üstünmüş gibi, bir çocuğu öldüren katil, onu doğuran anneden büyükmüş gibi... Lillian'ın Rearden'a çok şaşırtıcı gelen saldırı biçimi hep tutarlı ve net olmuştu. Silmek istediği, Rearden'ın özsaygısı olmuştu hep. Değerlerini teslim eden bir insanın, artık başkalarının insafına kalmış olacağını biliyordu. Mücadele ettiği, Rearden'ın ahlaki saflığıydı. Suçluluk zehiriyle çökertmeye çalıştığı, onun güvenli kararlarıydı. Sanki o çökerse, ondaki ahlaksızlık, karısına da aynı hakları tanıyacakmış gibi.
Plato Film Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Aralık 2006·Kitabı okudu
Felsefe
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
+ "Bana bir iş vermeni istiyorum!" - "Neden vereyim?" + "İhtiyacım olduğu için!" Rearden eliyle kapkara fırınlardan fışkırıp göklere yükselen alevleri gösterdi. - "Benim de şu fırına ihtiyacım vardı, Philip. Ama onu bana veren şey, ihtiyacım değildi..."
Plato Film Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Aralık 2006·Kitabı okudu
Felsefe
Sebep-sonuç kanununa karşı ne zaman isyan etseniz, amacınız sahtelikli bir istektir. O kanundan kurtulmayı değil, daha kötüsü, onu ters-yüz etmeyi amaçlıyorsunuz demektir. Hak edilmemiş sevgi istiyorsunuzdur... Sanki bir sonuç olan sevgi size kişisel değeri, yani sebebi verebilirmiş gibi. Hak edilmemiş hayranlık istiyorsunuzdur... sanki bir sonuç olan hayranlık, size sebebi, yani değerleri, verebilirmiş gibi. Hak edilmemiş servet istiyorsunuzdur... Sanki bir sonuç olan servet, size sebebi, yani yeteneği verebilirmiş gibi. Hep aman dilersiniz, adalet değil... Sanki bağışlanmak, dileğinizin sebebini silebilirmiş gibi. Çirkin küçük oyunlarınızı sürdürür, öğretmenlerinizin doktrinlerini desteklersiniz, onlar da bu arada çığrından çıkar, bir sonuç olan harcamanın, bir sebep olan zenginliği yaratabileceğini; sonuç olan makinenin, sebep olan zekayı yaratabileceğini savunurlar. Bedelini kim öder bu âlemin? Sebepsize kim sebep yaratır? Farkına varılmaksızın, sessizce silinip yok olmaya mahkum edilmiş kurbanlar kimlerdir? Sizi rahatsız edebilecek tek etkileri, çektikleri acılarla sizin hiçbir şey yokmuş gibi davranmanızı zorlaştırmak olabilecek o kurbanlar kimlerdir? Bizleriz... biz, akıllı insanlarız. Sizin kaçındığınız bütün o değerlere sebep sağlayan biziz, düşünme sürecini yerine getiren biziz. O süreç kimliği tanımlama ve sebep-sonuç bağlarını keşfetme sürecidir. Size bilmesini, konuşmasını, üretmesini, arzu etmesini, sevmesini biz öğrettik. Mantığı terk eden sizler... eğer mantığa bağlı kalan bizler olmasaydık, isteklerinize ulaşamaz, hatta neyi isteyeceğinizi bile bulamazdınız. Yapılmamış giysileri, üretilmemiş otomobili, icat edilmemiş parayı bilip isteyemez, karşılık olarak inandığınız tanrıları, bir şey yaratmamış insanlarca yaşanmamış hayranlıkları, ancak düşünme
Plato Film Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Aralık 2006·Kitabı okudu
Felsefe
Bugünün materyalist, kâr peşinde koşan dünyasında, insanı bir mil uzağa taşıyabilecek demiryolunu kurabilmek, pek çok zekayı, tutarlılığı, enerjiyi ve beceriyi gerektirmektedir. Onların materyalist olmayan, kâr-dışı dünyasındaysa canları istedikçe bir gezegenden ötekine yolculuk yapabileceklerdir. Dürüst biri çıkıp da onlara, "Nasıl?" diye sorarsa, gücenmiş gibi davranır, 'nasıl'ın banal realistlere göre bir kavram olduğunu, üstün ruhların buna, "Bir şekilde" diye cevap vereceğini söylerler. Maddeyle ve kârla sınırlı olan bir evrende, ödüller düşünceyle kazanılır; bu tür kısıtlamalardan kurtulmuş bir evrendeyse, ödüllere, istemekle ulaşılabilir. İşte onların o derme çatma sırrı da bundan ibarettir. Tüm esoterik felsefelerinin, tüm dialektiklerinin ve süper-duygularının, kaçamak bakışlı gözlerinin ve uğuldayan kelimelerinin sırrı budur. Uğrunda uygarlıkları, lisanları, sanayileri, hayatları yıktıkları, kendi gözlerini, kulak zarlarını deldikleri, duyularını sindirip akıllarını boşalttıkları sır budur. Mantığın, aklın, maddenin, varoluşun ve gerçeğin mutlaklarını bu uğurda eritmektedirler. Hepsinin amacı, o plastik sisin üzerine bir tek kutsal mutlaklık dikmektir: Kendi istekleri.
Plato Film Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Aralık 2006·Kitabı okudu
Felsefe
Sizin düzeninizin savunduğu fedakarlık, gidermeye çalıştığı yozluktan daha yoz. Size fedakarlığınızın amacının sevgi olduğunu söylüyor... Yani her insana karşı hissetmeniz gereken sevgi. Manevi değerlerinin maddi değerlerden daha yüce olduğunu savunan bu ahlak, vücudunu her erkeğe ayrımsız veren fahişeyi kınayan bu ahlak, sizden herkesi ayrımsız sevmenizi talep ediyor. Sebepsiz servet nasıl olamazsa, sebepsiz sevgi de hatta sebepsiz başka türlü duygu da olamaz. Duygu, bir oluşa, bir gerçeğe cevaptır, sizin standartlarınızın dikte ettiği bir değerlendirmedir. Sevmek, değer vermek demektir. Değer ölçmeden değer vermenin mümkün olduğunu, değersiz bulduğunuzu sevmenin mümkün olduğunu söyleyen adam, size üretmeden tüketerek zenginleşmenin mümkün olduğunu, kağıt paranın altın kadar değerli olduğunu söyleyen adamın ta kendisidir. Bu kişinin size sebepsiz korku hissettirme peşinde olmadığını da gözden kaçırmayın. Onun türündeki insanlar yönetimi ele geçirince, türlü korku ve terör salma yöntemlerine yönelirler, korku duymanız için yeterince sebep yaratırlar, çünkü sizi korkuyla yönetmek isterler. Ama iş sevgiye, duyguların en yücesine geldiğinde, sebepsiz sevgi hissedemiyorsanız sizi ahlaksızlıkla suçlayıp avaz avaz bağırmalarına izin verirsiniz. Bir insan sebepsiz korku hissediyorsa, onu psikiyatriste götürürsünüz; ama sevginin anlamını, doğasını ve gururunu koruma konusunda o kadar dikkatli değilsiniz. ...
Plato Film Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Aralık 2006·Kitabı okudu
Felsefe