Sebep-sonuç kanununa karşı ne zaman isyan etseniz, amacınız sahtelikli bir istektir. O kanundan kurtulmayı değil, daha kötüsü, onu ters-yüz etmeyi amaçlıyorsunuz demektir.
Hak edilmemiş sevgi istiyorsunuzdur... Sanki bir sonuç olan sevgi size kişisel değeri, yani sebebi verebilirmiş gibi.
Hak edilmemiş hayranlık istiyorsunuzdur... sanki bir sonuç olan hayranlık, size sebebi, yani değerleri, verebilirmiş gibi.
Hak edilmemiş servet istiyorsunuzdur... Sanki bir sonuç olan servet, size sebebi, yani yeteneği verebilirmiş gibi.
Hep aman dilersiniz, adalet değil... Sanki bağışlanmak, dileğinizin sebebini silebilirmiş gibi.
Çirkin küçük oyunlarınızı sürdürür, öğretmenlerinizin doktrinlerini desteklersiniz, onlar da bu arada çığrından çıkar, bir sonuç olan harcamanın, bir sebep olan zenginliği yaratabileceğini; sonuç olan makinenin, sebep olan zekayı yaratabileceğini savunurlar.
Bedelini kim öder bu âlemin? Sebepsize kim sebep yaratır? Farkına varılmaksızın, sessizce silinip yok olmaya mahkum edilmiş kurbanlar kimlerdir? Sizi rahatsız edebilecek tek etkileri, çektikleri acılarla sizin hiçbir şey yokmuş gibi davranmanızı zorlaştırmak olabilecek o kurbanlar kimlerdir?
Bizleriz... biz, akıllı insanlarız.
Sizin kaçındığınız bütün o değerlere sebep sağlayan biziz, düşünme sürecini yerine getiren biziz. O süreç kimliği tanımlama ve sebep-sonuç bağlarını keşfetme sürecidir. Size bilmesini, konuşmasını, üretmesini, arzu etmesini, sevmesini biz öğrettik. Mantığı terk eden sizler... eğer mantığa bağlı kalan bizler olmasaydık, isteklerinize ulaşamaz, hatta neyi isteyeceğinizi bile bulamazdınız. Yapılmamış giysileri, üretilmemiş otomobili, icat edilmemiş parayı bilip isteyemez, karşılık olarak inandığınız tanrıları, bir şey yaratmamış insanlarca yaşanmamış hayranlıkları, ancak düşünme