Ben kazanılmamış şeyi kabul etmeyen biri olarak, ne değeri ne de suçluluğu hak etmedikçe kabullenmeyen biri olarak, hep kaçındığınız soruyu size sormak için buradayım. Neden kendinizin değil de başkalarının mutluluğuna hizmet etmek ahlâka uygun hareket etmek oluyor? Eğer zevk almak bir değerse, neden başkaları zevk alınca bu ahlâka uygun oluyor da siz zevk alınca bu ahlâksızlık oluyor? Eğer pasta yemek bir değerse, neden sizin midenizdeyken ahlâksızlık oluyor da, başkalarının midesindeyken ahlâklı oluyor? Neden sizin arzunun kötü de başkalarınınki iyi? Ürettiğiniz bir şeyi muhafaza etmek neden kötü de başkalarına vermek iyi? Ayrıca sizin o şeyi saklamanız ahlâksızlıksa, verdiğiniz zaman başkalarının kabul etmesi neden ahlâksızlık olmuyor? Verirken siz bencillikten, kötülükten uzaklaşıyorsunuz da onlar alırken bencil ve kötü olmuyorlar mı? Sevaba girmek, günahlara hizmet anlamına mı gelir? İyilerin ahlâkî amacı, kendilerini kötüler uğruna yok etmek midir?
Kaçındığınız cevap, o canavarca cevap belli: Hayır, alanlar kötü değil, yeter ki verdiğiniz şeyi hak etmiş olmasınlar. Eğer onu kendileri üretemiyorlarsa, hak edemiyorlarsa, karşılığında size bir şet veremiyorlarsa, o zaman o verdiğinizi kabul etmekle ahlâksız olmuyorlar.Onu alıp zevkini çıkarabilirler, yeter ki bunu almaya hakları olmasın.
İşte sizin inancınızın gizli çekirdeği bu. Çifte standardınızın öbür yarısı şöyle: kendi çabanızla yaşamak ahlâksızlık olurken, başkalarının çabasından geçinmek ahlâklılık oluyor. Kendi ürettiğinizi tüketmek ahlâksızlık, ama başkalarının ürettiğini alıp tüketmek ahlâka uygun. Kazanmak ahlâksızlık, ama asalaklık ahlâklı. Üreticilerimizin var oluşunu haklı gösteren şey, asalakların varlığı. Ama asalakların varlığı kendi başına bir amaç. Başarıdan kâr elde eden ahlâksız, ama