Bu sıcak yaz günlerinde çektiğimiz sıkıntılar ilerde nasıl işimize yarayacak acaba?" sorusuna gene kendi karşılık verdi: "Böyle şeyleri de daha işin başında merak etmek iyi değildir bence. İnsan sonra 'bu ne işime yarayacak?' diye düşünmekten, uğraştığı konuya aklını veremez olur. Bana kalırsa kimse, meselâ matematikle neden uğraştığını hiçbir zaman tam olarak bilemez. Önemli olan, geri dönmeyi göze alamayacağımız kadar yol gitmiş olmaktır.
Sonunda, "Anlıyor musun?" dedi, "Bizde neden kolayca bilim adamı yetişmediğini? Bilimin küçük yaşta başına gelenleri görüyor musun? İşte bilimin anavatanı Batı, Adana’ya gelmişti; üstelik yalnız pasta ikram etmiyordu küçük çocuklara: Kuvayı Milliye çeteleri düşmana karşı direnişe başladığı için yolları, köyleri uçaklar bombalıyordu. Mahalle mektebi bitmeden, dayak korkusu bitmeden, düşman korkusu başladı Mustafa’da. Bir Newton’u mahalle mektebinde, falaka korkusuyla, anlamadığı bir dilin alfabesiyle ve kelimeleriyle savaşırken düşünebiliyor musun? Ya da Leibniz’i dört yaşında damdan düşerken gözünün önüne getirebilir misin?" "Kim bu Leibniz?” diye sordu delikanlı. "Büyük bir matematikçi" diye mırıldandı orta yaşlı adam; sonra öfkelendi: "Bilmem neden böyle insanlardan söz etmezler okulda? Çocukları Büyük İskender ya da Napolyon olmaya özendireceklerine, neden onlara Gauss’tan, Pascal'dan bir şeyler anlatmazlar?” Güldü: "Gauss dedim de aklıma geldi: Gauss da küçük bir çocukken, evlerinin önündeki kanala Hüşmüş; yoldan geçen bir çiftçi onu kurtarmasaymış, o zamanlar matematikle fiziğin hali ne olurdu?" Ciddileşti: "Ne var ki, küçük Mustafa’nın Adana’dan, Fransızlardan kaçma telâşı içinde olduğu yaşta Leibniz, babasının kitaplığındaki Latince ve Yunanca şiirleri okuyordu; kendisi de Latince mısralar düzenliyordu.
Mustafa İnan da eniştesinin teklifini kabul ederek müteahhit olsaydı, oğlunun doğduğu gece Haydarpaşa Numune Hastanesi'nden Erenköy’deki kayınpederinin evine kadar yürümek zorunda kalmazdı belki; ama üniversitenin kutsal kapısından başını dışarıya uzatıp da insanların nasıl para kazanmaya çalıştıklarını merak etmeye başladın mı bu işin sonu iyi olmaz." "Hangi işin?” diye sordu delikanlı. Profesör güldü: "Bilim canım."