Problemli bir çocukluğun, anlaşılmadığını, yabancısı olduğunu düşündüğü bir çevrenin kitapların sayfaları arasına ittiği bir hayat... Ve sonrasında Fildişi Kulesi'ni tuğla misali kitaplarla örüp, kulesinin kapısını yalnızca gerçeklerin peşinde koşmak için aralayan Cemil Meriç... Kitap hakkında söylenecek çok fazla şeyin olmasının yanında öncelikle kitabın içeriğinden net hatlarıyla bahsetmenin doğru olacağını düşünüyorum. Bu Ülke'nin genel hatları sağ-sol anlaşmazlığı, doğu-batı meselesi, farklı ideolojik yaklaşımlar, farklı dini inanışlar ve farklı birçok sorun, çözümler ve yanlış anlaşılmaları içermektedir. Ancak bunca farklılığa rağmen en zoru olan herkese, herşeye saygı duymayı öğrenen bir Cemil Meriç çıkıyor karşımıza. Kitap daha çok aydın kesime sesleniyor izlenimi verse de anlaşılabildiği miktarda herkesin bir şeyler kazanabileceği bir eserdir ve geçmişten gelen bir mektup niteliği de taşımaktadır. Cemil Meriç okudukça sormuştur ve sordukça düşünmüştür. Bu günkü kimliğini kazanmasının sebebi olarak da bunu gösteriyor ve bizlere de böyle bir kimliğe bürünmemizi tavsiye ediyor. Kitabın en güzel kısımlarından biri yazarın ilk sayfalarda fark edeceğiniz agresif üslubunu ilerleyen sayfalarda daha olgun ve dingin bir hale yönelik geliştirmiş olmasıdır. Bu durum bana Cemil Meriç'in zaman içerisinde gösterdiği ilerlemeyi görmek için güzel bir fırsat sunmuştur. Bir diğer güzel yanı ise eserin içeriğinde ne kadar günümüzde kullanmadığımız eski kelime olursa olsun kitabın farkında olmaksızın akıp gitmesi. Bu kitabı sevmiş olmamın en büyük nedenlerinden biri bana keşfetme imkanı vermesidir. Yazar eserde herkesin farkında olduğu ancak kelimelere dökemediği bir sırrı açıklıyor gibi yazıyor olması her sayfa çevirişimde acaba şimdi daha önce aşina olduğum neyi yeni cümlelerle