“onu ilk gördüğümde yaşantımda çok önemli bir yer tutacağını sezmiştim. bu tıpkı, bir filmin daha ilk karesinden bütününü kavramak, sonunu tahmin etmek gibi bir duyguydu.”
sahafta raflarda gördüğümde "ismi ne güzelmiş ahmet ümit de okumuyorum bayadır alayım bari" deyip cebimdeki az parayla aldığım kitap, hakkındaki yorumlarımsa şöyle
-nevzat komiser'in kibar ve naif görünme çabası bir yerden sonra bıkkınlık veriyor, okurun kafasında oluşturulmak istenen “ İstanbul Beyefendisi” metaforu kabak tadı vermeye başlıyor. Karakterler arasındaki diyaloglar da cabası. Maalesef sevmedim
--- `spoiler` ---
kitapta komiser nevzat'ın ahmet ümit le olan diyalogları bir zamandan sonra “ of aman aynı muhabbet mi “ tadı veriyor
--- `spoiler` ---
kitaptan 50 sayfa atlayıp da okusanız hiçbir şey değişmiyor olay akışı yok
ernest hemingway'den sonra en sevdiğim savaş yazarı remarque'nin ölümsüz eseri, savaşın korkunç ve sefil yönünü okuyucunun iliklerine kadar hissettiren bir kitaptır benim için, yayınlandığı yıl 26 dile tercüme edilmesi de dünya tarihinde savaşların yerini gösteriyor.
Burdurlu yazar Fakir Baykurt’un unutulmaz eseri, köylünün sorunlarının , köy yaşantısında geçmişten gelen kümülatif bilgi birikiminin eserin her bölümünde hissedildiği bir eser. devlet-halk arasındaki ilişkinin hem aydın kesim (köyün eğitmen rıza’sı) hem de "orta direk" diye tabir ettiğimiz kesim tarafından işlendiği bir roman olmasından dolayı bazı üniversitelerde "fakir baykurtun eserlerinde toplumsal gerçeklik" tez konusu olarak seçilmiştir.
Türk edebiyatını bana aşılayan kitaplardandır.