Az önce bitirdim ve ben ne okudum diye soruyorum kendime. Kendi zihnimimi okudum yoksa zihnimden geçenler mi yazıldı ben onu okudum. Ayfer Tunç,un “Bir Deliler Evinin Yalan Yalnış Anlatılan Kısa Tarihi isimli kitabında yazar eline bir kamera almışsa sanki karakterler çekiyor hissi vuku bulmuştu bende. Karakterli şuan hatırlamıyorum ama x kişisini anlatırken onun komşusu y kişisine, y kişisinden onum kuzeni z kişisine derken bir çok karakter anlatılıyordu kitapta. İşte Mutzuluk Zamanlarında Mutluluk kitabının ana karakter Wahrlich’in zihnine bir kamera tutulmuş gibi hissettim okurken. Karakter bir düşünceden başka bir düşünceye oradan başka bir anıya geçiyor. Beni derinden etkileyense şu; gündelik hayatta her an bir insanla karşılaşıyoruz ve onların içinden neler geçiyor bilmiyoruz. Her biri bir dünya. Bende metroları, pazarları, otobüsleri, durakları kısacası topluluk olan yerleri çok severim çünkü gözlemlemeyi severim . Yanımdan geçen insanın bakışından hal ve hareketinden hatta bazen nefes alıp verişinden bile bir kanaate varırım o kişinin neler hissettiğine dair. Wahrlich’in balkona astığı günden güne değişimi izlediği pantolonu … Bunu ancak görmeyi sevenler anlayabilir.
Wahrlich’in gözlemlediği her olay nesne veya durumda sık sık annesine ve çocukluğundaki anılara gitmedi de beni ona yakın hissettirdi. Bazen sivri bibere bile bakıp çocuklumda yaşadığım bir anıya gideririm. Bazen evimizin balkonundan görünün manzara çocukluğumu hatırlatır hatta akşam üzeri mutfaklardan gelen kavrulmuş soğan kokusu beni yıllar öncesine götürür.
İnceleme değilde sadece duygularımı paylaşmak istedim. Benim gibi zihni çocukluğunda kalmış, gördüğü bir şeyde aklına başka başka şeyler gelen, gözlemlemeyi seven herkesin çok beğeneceği kendimden çok şey bulacağı bir kitap .
“Havadaki kasvet herkese yansıyor, yani kasvet yeryüzündeki herkes için açık seçik ama bir yandan da genelliği nedeniyle önemsiz ve bu yüzdende görünür değil.”